Anti-Emperyalist Cephe Bildirisi: Filistin Eylem Örgütü ve Birleşik Krallık Terör Yasası

 İngiliz hükümetinin Palestine Action (Filistin Eylem) grubunu “terörist örgüt” olarak nitelendirmesi meşru ve adil değil, aksine direnme hakkına doğrudan bir saldırıdır.

Biz, Filistin Eylem tutsaklarının sarsılmaz mücadelesinin yanındayız ve devletin Filistin halkının haklı davasına olan dayanışmayı susturma ve suçlu ilan etme konusundaki sinsi girişimlerini kınıyoruz. Bu tür eylemler, emperyalist güçlerin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır.

Bir yandan işgalcileri destekleyip, korurken öte yandan kendi topraklarını savunanlara saldırmaktadırlar.

“Kötü yasalar yapmak en büyük despotluktur.”[i]

Emperyalistler, kendilerini korumak için yasalar yaratır ve direnenleri “terörist” olarak etiketler. Oysa gerçek teröristler, on binlerce insanı yüksek teknolojili roketler, bombalar ve mermilerle katledenlerdir; onların paralı askerleri olarak hareket edenlerdir; ve onlara para ve silah sağlayanlardır.

1980’lerde ABD ve İngiltere, Afgan Mücahitleri ve Orta Doğu ile Orta Asya’daki çeşitli İslamcı silahlı grupları aktif olarak destekliyordu. Hatta onlara “özgürlük savaşçıları” bile dediler. Nikaragua’daki Kontralar, Latin Amerika’daki çeşitli milisler ve Libya ile Suriye’deki sözde “İslamcı” gruplar, halk devrimlerine veya meşru hükümetlere karşı CIA tarafından donatılıp desteklendi.

Terörizm Yasası 2000, Bush-Blair ortaklığının gayrı-meşru çocuğudur; kendileri Irak ve Afganistan gibi ülkelerde terör yayarken hazırlanmıştır. Daha sonra Libya, Suriye, Sudan ve Yemen’e yönelmişlerdir—temelde emperyalist hegemonyanın olmadığı ülkelere. Bu noktaya kadar İngiltere, esas olarak İrlanda Cumhuriyetçi hareketini hedef alıyordu. Bir gecede, faşizm, emperyalizm ve Siyonizm’e karşı mücadele eden ulusal kurtuluş ve devrimci hareketler “terörist örgüt” olarak yasaklanmıştır.

O günden bu yana, birçok kişi bu yasa kapsamında gözaltına alınmış, tutuklanmış, taciz edilmiş ve zulme uğramıştır. Meşru protestolar ve temel insan hakları—ifade özgürlüğü, toplanma hakkı, gösteri yapma hakkı ve örgütlenme hakkı—hedef alınmıştır. Benzer şekilde, Almanya gibi diğer Avrupa ülkeleri de yasalarını aynı amaçla kullanmaktadır.

Şimdi, aynı yasa Palestine Action üyelerine karşı uygulanmaktadır.

5 Temmuz 2025’te, Palestine Action üyeleri Terörizm Yasası kapsamında baskıya uğramış ve hapse atılmış, grup “terörist örgüt” olarak ilan edilmiştir. Bu sırada İsrail, Filistinlilere yönelik terörüne devam etmiştir. PA üyelerinden hiçbiri bir çocuğa el kaldırmamışken, İsrail ordusunun katilleri bebekleri hedef alıp vuruyordu. PA üyelerinden hiçbiri halkı hedef almamış, işkence yapmamış veya tutsakları aşağılamamıştır.

On binlerce kişi, Filistin direnişini desteklemek için haftalarca Londra sokaklarında yürümüştür. Medya, doğrudan devlet müdahalesi altında, Poll Tax (Kelle Vergisi) isyanlarından bu yana eşine az rastlanır bir sansür uygulamıştır. Protestocular rahatsız edici birileri olarak gösterilmiştir.

Emperyalizmin—ABD, İngiltere ve AB’nin—en büyük kabusu, halkın kendi politikalarına ve varlıklarına karşı birleşik ve örgütlü hale gelmesidir. İşte Palestine Action bunu göstermiştir. İngiliz-Siyonist silah endüstrisini etkili bir şekilde bloklayarak teoriyi eyleme geçirmiş ve bu ortaklığa korku salmıştır.

Palestine Action’ın ana hedefi Elbit Systems Ltd. idi; İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı ve gözetim teknolojisi sağlayan büyük bir İsrail savunma şirketidir. Şirket ürünlerini “savaşta test edilmiş” olarak pazarlamaktadır, bu da ürünlerin Filistinlilere karşı İsrail operasyonlarında kullanıldığını ifade eder. Elbit uluslararası faaliyet göstermekte, İngiltere’deki tesisleri de Filistin dayanışma kampanyalarının hedefi olmuştur. Yasaklanma zamanında, İngiltere Savunma Bakanlığı, Elbit Systems ile bağlantıya sahipti: şirket, 2 milyar sterlinlik bir askeri eğitim sözleşmesini kazanmak üzereydi.

İşte olayların kısa kronolojik özeti:

2022’de Palestine Action, ABD savunma şirketi Teledyne Technologies’in bir fabrikasını hedef aldıktan sonra, Lordlar Kamarası üyesi ve Teledyne danışmanı Richard Dannatt, hükümetten gruba karşı harekete geçmesini istemiştir. Palestine Action tarafından elde edilen belgeler, İsrail büyükelçiliği yetkililerinin İngiltere Başsavcılığı’ndan (AGO) İngiltere protestocularına karşı dava süreçlerine müdahale etmesini talep ettiğini göstermektedir. FOI belgelerinde bazı bilgiler “İngiltere’nin İsrail ile ilişkilerine zarar verebilir” gerekçesiyle karartılmıştır.

Belgeler ayrıca, hükümetin Elbit Systems’ı Palestine Action kampanyasından “rahatlatmak” için toplantılar yaptığını ortaya koymaktadır. İçişleri Bakanlığı, polisi ve savcıları Elbit’i hedef alan aktivistlere karşı baskı uygulamaya zorlamıştır.

Mayıs 2024’te, hükümetin siyasi şiddet danışmanı Lord Walney, Palestine Action da dahil olmak üzere “aşırı protesto gruplarının” yasaklanmasını öneren bir rapor yayınlamıştır; ancak bu, yasaklı ‘terör örgütleri’nden ayrı bir kategoride yapılmıştır. Tartışmalı olarak, Palestine Action iki neo-Nazi grup—Maniacs Murder Cult ve Russian Imperial Movement—ile birlikte tek bir yasaklama emrinde toplanmıştır. Milletvekilleri ve Lordlar, üçünü birlikte yasaklamak veya hiçbirini yasaklamamak zorunda bırakılmıştır; bu hareket, Lordlar Kamarası’nda “sinsi” olarak tanımlanmıştır.

Yasak sonrası, İngiltere’de gruba üye olmak, para toplamak veya grup lehine olduğunu gösteren herhangi bir nesneyi (giysi veya bayrak gibi) taşımak suç sayılmaktadır. Bu suçlar, para cezalarından 14 yıla kadar hapis cezasına kadar değişen yaptırımlar içermektedir.

Eylül 2025’te, Almanya’daki Palestine Action’a bağlı beş Filistin yanlısı eylemci, Elbit Systems’in Ulm’daki tesisine girerek oradaki bazı araç-gereçleri tahrip etmişlerdir. Eylemciler Filistin bayrakları taşımış, boya ve duman cihazları kullanmışlardır. Polis direnme göstermeyen beş kişiyi tutuklamıştır. Tutuklanmalarından bu yana, “Ulm 5” olarak bilinen grup, mülkiyete zarar verme ve suç örgütüne katılım iddiası ile Almanya’da tutuklu bulunmaktadır. Destekçileri, tutuklamaları protesto etmiş ve Almanya devletinin bu tavrını Filistin’le dayanışma eylemlerine yönelik siyasi baskı olarak eleştirmiştir.

20 Ekim 2025’te Prisoners4Palestine tarafından yapılan bir basın açıklamasına göre, Filton’daki olaylarla ilgili dava sürecinde bulunan altı eylemcinin, 2 Kasım 2025’te açlık grevine başlayacağı belirtildi. Tüm açlık grevciler, duruşma tarihinden önce bir yıldan fazla gözaltında tutulmaları bekleniyor; bu, altı aylık gözaltı süresinin iki katıdır. Yedinci bir tutuklu Aralık’ın ilk haftasında açlık grevine başlamıştır. 9 Aralık itibarıyla üç hapishanede on Palestine Action eylemcisi açlık grevindeydi. Bu, İngiltere’de IRA’nın 1981 açlık grevinden bu yana en büyük açlık grevidir. Yine de, eylem medyada neredeyse hiç yer bulmamıştır.

Açlık grevcilerin talepleri şunlardır:

Hapishanedeki sansüre son verilmesi

Tutuksuz yargılanma

Adil yargılanma

Terörizm suçlamalarının kaldırılması

Elbit Systems’ın kapatılması

2 Kasım 2025’te açlık grevine başlayan sekiz Palestine Action tutsakları ciddi ve hızla kötüleşen sağlık sorunları yaşamaktadır. 40–50 gün boyunca yiyeceksiz kalan çoğu tutsak en az bir kez hastaneye kaldırılmış, aşırı halsizlik, ciddi kilo kaybı, baş dönmesi, bayılma, göğüs ağrısı, nefes darlığı, kas titremesi ve konuşma ya da düşünme güçlüğü gibi belirtiler göstermiştir. Tutsaklardan biri hücresinde bayılmış, hastaneye kaldırılmış ve semptomlar devam etmesine rağmen tekrar hapse gönderilmiştir. Doktorlar ve insan hakları uzmanları, açlık grevinin tutsakların talepleri karşılanmadan devam etmesi halinde geri dönülemez organ hasarı ve ölüm riski taşıdığını uyarmıştır.

23 Aralık 2025’te, dördüncü Palestine Action açlık grevcisi Amy Gardiner-Gibson, hastaneye kaldırıldıktan sonra grevini sona erdirmiştir. Ancak kalan dört grevci—Kamran Ahmed, Heba Muraisi, Teuta Hoxha ve Lewie Chiaramello—protestolarına devam edeceklerini açıklamıştır.

Temmuz ayından bu yana, İngiliz polisi, Palestine Action’a destek gösteren en az 2.489 kişiyi tutuklamıştır; bunların çoğu Parlamento Meydanı ve Trafalgar Meydanı’ndaki oturma eylemlerine katılanlardır.

Britanyalı/Filistinli  ve Palestine Action kurucu üyesi, Huda Ammori, 4 Temmuz’da bu nitelendirmeye karşı Yüksek Mahkeme’de dava açmıştır. Geçici engelleme talebi reddedilmiş, ancak yasaklama kararının iptali için yargı denetimi başvurusu 21 Temmuz’da duruşmaya alınmıştır. 30 Temmuz’da, Yüksek Mahkeme, yargı denetimi için Kasım ayında duruşma izni vermiştir. İçişleri Bakanı bu karara itiraz etmiştir. İtiraz 25 Eylül 2025’te, Huda Ammori adına yapılan çapraz itirazla birlikte görülmüş ve 17 Ekim’de karar verilmiş, hükümet itirazını kaybetmiştir.

Dava görülmeden bir hafta önce, Ammori’nin yasaklamaya itiraz etmesine izin veren Yargıç Chamberlain, açıklama yapılmadan davadan alınmış ve yerine üç yeni yargıçtan oluşan bir heyet atanmıştır. Birçok kampanya katılımcısı, Chamberlain’in yerine atanan iki yargıcın geçmişte hükümet lehine karar verdiğini ve üçüncüsü Dame Victoria Sharp’ın, Palestine Action’ın hedef aldığı şirketlerle finansal bağlantıları olan Richard Sharp’ın kardeşi olduğunu belirtmiştir.

Milletvekili Jeremy Corbyn, konuyu İngiltere Parlamentosu’nda gündeme getirmiş ve Adalet Bakanlığı’nı tutukluların aileleri ve avukatlarıyla görüşmeye çağırmıştır. Talep, hükümet temsilcisi Jake Richards tarafından reddedilmiş; Richards, hükümetin ve Adalet Bakanlığı’nın küçümseyici bir tavırla “davanın yürütülme şeklinden memnun” olduğunu belirtmiştir.

“Yasa tarafından ezilen insanların umudu yalnızca güçtedir.  Eğer yasalar onların düşmanıysa, onlar da yasaların düşmanı olacaktır; ve umudu olup ta kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar her zaman tehlikelidir.”[ii]

Sonuç olarak, Britanya emperyalizmi, ABD emperyalizminin yardımcı kolu olarak, Siyonist işgalcilerin koruyucusudur. Siyonizm, Filistin halkını kendi topraklarından silmeyi hedeflemektedir. İsrail’i destekleyip Filistin direnişini aktif olarak destekleyenleri ezerek, Britanya emperyalizmi gerçek yüzünü göstermiş ve ABD emperyalizmiyle birlikte Siyonist katilleri korumuştur.

Onlar yasaları kendi çıkarları için yaratır ve muhalefeti bastırmak için kullanırlar. Yasalar düşünceleri ve eylemleri yasal veya yasa dışı olarak ayırır. Asıl ayrım doğru ile yanlış, ahlaklı ile ahlaksız, meşru ile gayrimeşru arasında olmalıdır.

İşgalcilere karşı direnmek; işgalcileri aktif olarak destekleyenlere karşı çıkmak doğru, ahlaklı ve meşrudur.

Dolayısıyla, Filistin direnişini desteklemek de doğru, ahlaklı ve meşrudur.

Biz, Anti-Emperyalist Cephe, olarak TA2000’nin kaldırılmasını, Palestine Action tutsaklarının serbest bırakılmasını ve Britanya devletinin Siyonist işgalcilere desteğinin sona erdirilmesini talep ediyoruz.

ANTİ-EMPERYALİST CEPHE

 [i] Edmund Burke, Speech on Economical Reform, Avam Kamarası, 11 Şubat 1780;

[ii] Bristol hakimlerine mektup, 1777.

Not: Edmund Burke (1729–1797), İrlanda doğumlu İngiliz devlet adamı, siyaset filozofu ve hatip olup, modern muhafazakârlığın kurucu seslerinden biri olarak kabul edilir. Burke, hukuk, iktidar ve toplum arasındaki ilişki üzerine yoğunlaşmış ve yönetişimin ahlaki ve toplumsal sorumluluklarını vurgulamıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yazılar