Kamu Emekçileri Cephesi: Milli Eğitim Bakanlığına Ayrılan Bütçe Nereye Harcanacak?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU’NDAKİ GÖRÜŞMELERDE MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI BÜTÇESİNE 2026 YILI İÇİN YAKLAŞIK 1 TRİLYON 943 MİLYAR 965 MİLYON 746 BİN TL TAHSİS EDİLDİĞİ AÇIKLANDI

Bu Kadar Para Nereye Gidecek Peki?

Öğretmen Açığı Devam Ederken,

Atama Bekleyen Yüzbinlerce Öğretmen Varken,

Pek Çok Okulun Temel İhtiyaçları Hala Karşılanmazken

Bu Bütçeyi Milli Eğitim Bakanlığı Nereye Harcayacak?

Son 23 yıldır yalnızca eğitim de değil pek çok alanda belirlenen bütçeler, bakanlıklara, belediyelere ayrılan fonlar gerici vakıflara, tarikatlara ya da kendi iktidarları döneminde karlarına kar katan sermayeye aktarılıyor.

Biz Kamu Emekçileri Cephesi olarak 18-21 Aralık tarihleri arasında TBMM’de görüşülüp tamamlanan Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde eğitim alanında belirlenen bütçeye dair değerlendirmeler de bulunacağız ve bu bütçenin neden gerici vakıflara, tarikatlara aktarıldığı üzerine yazacağız. Çünkü bu pratik emperyalizmin politikalarından ve ülkemizin emperyalizmin yeni sömürge ülkesi olmasından bağımsız değil.

Ülkemizde Son 23 Yılda Eğitim Alanında Gerici Vakıflar ve Tarikatlarla İmzalanan Protokollerin Sayısı Nedir?

Bu yöndeki girişimlerle ilgili Milli Eğitim Bakanlığı net bir rakam açıklamamıştır. Bilinen tek resmi veri 2023 yılı itibari ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı ve yürürlükte olan protokol sayısının 2 bin 709 protokol olduğudur.

Bu protokollerin içeriğini ise şu şekilde paylaşmışlardır;

1167’Sİ RESMİ KURUMLARLA

986’SI SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI İLE (TEMA, KIZILAY VB.)

550’Sİ FARKI KURUM, KURULUŞLARLA

Bunlar arasında yaklaşık 10 civarında tarikat, cemaat bağlantılı sivil toplum kuruluşları ile protokol imzalanmıştır şeklinde bilgi verilmiştir. Elbette bu bilgilerin doğru olmadığını, faşizmin asla halka gerçekleri açıklamadığını biliyoruz. Yalanların ardına gizlenerek halka yönelik saldırılarını gerçekleştiriyorlar.

PEKİ, FAŞİZM NEDEN GERİCİ BİR EĞİTİM MODELİNE İHTİYAÇ DUYAR?

Faşizm eleştirel aklı tehdit olarak görür. Çünkü doğru düşünmenin, bilimsel düşünmenin temeli soru sormak ile başlar. Bunu bilen faşizmin varlığının devam etmesi için soru sorulmaması gerektiğini bilir. Çünkü soru soran bir halk gerçeği ortaya çıkarma yolunda ilk adımı atmış demektir. Bu da faşizmin iktidarını yerle bir edecektir. Çünkü soru sormaya başladığımız ilk andan itibaren insanın insan tarafından sömürüldüğü bir sistemde asla adalet olamayacağını da biliriz. Bu da mücadele etme isteğinin ilk kıvılcımı demektir.

BİZİM ÜLKEMİZDE GERİCİ EĞİTİM NE ZAMAN BAŞLADI?

Aslında Cumhuriyet’in ilanından sonra 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Osmanlı zamanından kalma eğitimdeki gerici etki bir şekilde kırılmıştı. Fakat ülkemizde sosyalist bir devrim yapılmadığı, halk iktidarı kurulmadığı için atılan bu adım nihai bir çözümün başlangıcı olmadı. Ardından devam eden süreçte 1949 yılında İmam Hatip Kursları açıldı ve din dersleri seçmeli ders olarak eğitim müfredatına eklendi. Bunun nedeni İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında dünyada ardı ardına gerçekleşen sosyalist devrimlerin varlığıydı. Bu etkinin önüne ancak beyinleri teslim alarak geçilebileceğini anlamıştı emperyalizm.

1951-54 yıllarına gelindiğin de ise İmam Hatip Okulları kurumsallaştı. Din dersleri yaygınlaştı. Diyanet kurumunun etki alanı arttırıldı.

12 Eylül 1980 Amerikancı faşist askeri cunta ile birlikte ise çok açıktan bir saldırı yapıldı. Din dersleri zorunlu hale getirildi. “Türk-İslam Sentezi” adını verdikleri ideolojiyi resmi ideolojiye dönüştürdüler.

1983 sonrasında ise imam hatip okullarının önü açıldı. Din temelli vakıf ve cemaatlerin örgütlenmesinin önü açıldı.

AKP dönemine gelindiğinde ise eğitimin gericileşmesi açıkça hız kazandı. Neredeyse her yıl bağımlı oldukları emperyalizmin politikalarına cevap verebilmek için eğitim sistemimizi değiştirir oldular. Her yıl yeni bir eğitim modeli ile karşılaşan meslektaşlarımızın mesleki onurları sistematik olarak saldırı alanları haline getirildi. Yalnızca meslektaşlarımız değil geleceği onlarla şekillendirmek istediğimiz öğrencilerimizin de beyinleri saldırı alanları haline getirildi.

2012: 4+4+4 SİSTEMİ

1)Zorunlu eğitimin yapısı değişti

2)İmam Hatip ortaokulları açıldı

3)Çocuk yaşta dinselleşmenin önü açıldı

2014 Sonrası:

1)Müfredattan evrim kuramının çıkarılması

2)Seçmeli din derslerinin fiilen zorunlu hale gelmesi

3)Tarikat/vakıf protokolleri

4)“Değerler eğitimi” adı altında ideolojik içerikler arttırıldı.( ÇEDES vb.)

Elbette AKP döneminde saldırılar bunlarla sınırlı kalmadı. 2025 yılına geldiğimizde artık neredeyse her gün bir öğrencinin okul yerine gittiği atölyede ya da fabrikada iş cinayetinde öldürüldüğünü duyar olduk. Bunun adına Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eğitim diyor. MESEM adı altında açtıkları Mesleki Eğitim Merkezleri çocuklarımızı eğitmeyi değil, patronların ihtiyaçlarını karşılamak için ucuz iş gücü olarak kullanmayı hedefliyor.

2013 yılından 2024 yılına kadar açıklanan verilerde 716 çocuğun iş cinayetlerinde katledildiği bildiriliyor.

Atanması yapılmayan öğretmen sayısı ise net olarak açıklanmasa da sayısının 1 milyona yaklaştığı belirtilmektedir.

Atanması yapılmadığı için intihar eden öğretmen sayısı yine net olarak bilinmemekle birlikte son 10 yıllık süreç de 300’e yakın öğretmenin intihar ettiği yönündedir.

Şimdi yeniden soruyoruz Milli Eğitim Bakanlığı 2026 yılı için kendisine belirlenen 1 trilyon 943 milyar 965 milyon 746 bin TL ile ne yapacak?

Bugüne kadar eğitimde yarattığı sorunlara yenilerini eklemeye, kendine ayrılan kaynak ile eğitimde emperyalizmin ihtiyaçlarına cevap verebilmek için adımlar atmaya devam edecek.

Kamu Emekçileri Cephesi olarak bu saldırılara tarihimiz boyunca barikat olduk, bu saldırılara son verene kadar da barikat olmaya devam etme iddiamızda meşru ve militan mücadele hattında ülkemizde bütün memurların mesleki onurlarına yönelik saldırılara karşı ve haklarımız için mücadele etmeye devam ediyoruz.

Bütün kamu emekçilerine bir kere daha çağrıda bulunuyoruz;

Bugün çalışma hayatımızda yaşadığımız bütün sorunların çözümü kendi öz örgütlülüklerimiz olan Memur Meclislerini kurmak ile mümkün olacaktır.

Özellikle eğitim alanı özelinde Öğretmen Meclisleri kurulmalıdır. Devrimci öğretmenin kişiliğini tarih ve sınıf bilincini öğrenerek inşa edebiliriz. Emperyalizmin halk düşmanı politikalar tarihinden edindiği deneyim ancak sosyalizmin deneyimlerini rehber edinirsek aşabiliriz. Bunun için sosyalist ideoloji ile şekillenen, kendi öz örgütlülüğümüz olan meclisler artık zorunluluk halini almıştır.

ÖĞRETMEN MECLİSLERİNDE,

MEMUR MECLİSLERİNDE ÖRGÜTLENELİM!

EMEKÇİYİZ HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ!

***

HİTLER’İN İKTİDARDA OLDUĞU ALMANYA’DA EĞİTİM

1)Müfredat ırkçı biyoloji, “Aryan üstünlüğü” ve Führer kültü üzerine kuruldu.

2)Felsefe, sosyoloji ve eleştirel tarih tasfiye edildi.

3)Öğretmenler Nazi Partisi’ne bağlılık yemini etti.

4)Hitlerjugend (Hitler Gençliği), okuldan daha önemli hale getirildi.

FAŞİST MUSSOLİ’NİN İTALYA’DA İKTİDARDA OLDUĞU DÖNEMDE EĞİTİM

1)Okullar “Duce’ye sadakat” merkezlerine dönüştürüldü.

2)Latin klasikler bile faşist yorumla okutuldu.

3)Öğretmenler rejime biat etmeyenler tasfiye edildi.

FAŞİST FRANCO’NUN İSPANYA’DA İKTİDARDA OLDUĞU DÖNEMDE EĞİTİM

1)Eğitim kilise-devlet ortaklığında yürütüldü.

2)Bilimsel düşünce “ahlaksızlık” sayıldı.

3)Kadın eğitimi “annelik ve itaat” eksenine indirildi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yazılar