ABD BAŞKANI DONALD TRUMP, HAMAS, HİZBULLAH, PKK HERKES SİLAHSIZLANMALI DİYOR
SİLAHSIZLANMA ÇAĞRISI HALK HAREKETLERİNİ, ANTİEMPERYALİST VE DEVRİMCİ ÖRGÜTLERİ ZAYIFLATMA, TESLİM ALMA HAREKETİDİR!
SİLAH VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN VE BAĞIMSIZLIĞIN GARANTİSİDİR
HALKLARI, HALK ÖRGÜTLENMELERİNİ SİLAHSIZLANDIRARAK BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK SAVAŞIMIZI ELİMİZDEN ALMAK, BİZİ KÖR KARANLIĞIN İÇİNDE, UMUTSUZLUK İÇİNDE BOĞMAK İSTİYORLAR!
GELECEĞİMİZİ, UMUTLARIMIZI, BAĞIMSIZLIĞIMIZI VE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ EMPERYALİSTLERE TESLİM ETMEYECEĞİZ
SİLAHLARIMIZI EMPERYALİZME TESLİM ETMEYECEK, BASKI VE ZULMÜNE BOYUN EĞMEYECEĞİZ!
ABD Başkanı Donald Trump, 2025’teki Filistin-İsrail gizli barış planının bir parçası olarak HAMAS’ın silahsızlanması gerektiğini belirtti. Buna göre, planın ikinci aşaması HAMAS’ın silah bırakması ve yönetimde rol almaması üzerine kurulu. Trump aksi takdirde HAMAS’ın zorla silahsızlandırılacağı tehdidinde bulundu. Trump, “silahsızlanmazlarsa silahsızlandırılacaklar” açıklaması yaptı.
ABD, 2025 yılında Lübnan Hizbullah’ının silahsızlandırılması projesini de Lübnan yönetimine sundu ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını istedi.
Diğer yandan Türkiye’de PKK’yı silahsızlandırırken diğer yandan da PKK aracılığıyla silahlı mücadeleyi tasfiyeye girişti.
ABD bütün dünya halklarına ve halk hareketlerine savaş açmış durumda. Bu savaş politik, ideolojik, askeri ve ekonomik her türlü aracı içeriyor. Savaşın amacı halkları silahsızlandırmak. Silahsızlanmanın “barış ve istikrar için zorunlu” olduğunu söylüyorlar. ABD’nin barış dediği yeni sömürgecilik ilişkilerinin kabul edilmesi, istikrar dediği ise ABD tekellerinin sömürülerinin güvenliğinin sağlanmasıdır.
Yani ABD emperyalizmi çıkarları önündeki engelleri ortadan kaldırma savaşına girişmiştir. ABD’nin emperyalist bir devlet olarak çıkarları dünya ham madde kaynaklarının ele geçirilmesi ve dünya pazarlarının tamamen ABD kontrolü altına girmesidir.
Bunun önündeki engeller:
–MARKSİST-LENİNİST DEVRİMCİ ÖRGÜTLER
–ULUSAL KURTULUŞ HAREKETLERİ
–ANTİEMPERYALİST ÖRGÜTLER
–AMERİKAN İMPARATORLUĞUNU KABUL ETMEYEN ÜLKELER VE ÖRGÜTLER
–PAZARLARINI TAMAMEN, KOŞULSUZ VE ŞARTSIZ EMPERYALİST SÖMÜRÜYE AÇMAYAN İKTİDARLAR
Her zaman için en tehlikeliler Marksist-Leninist devrimci örgütler ve emperyalizme karşı silahlı mücadele yürüten örgütler. Çünkü Marksist-Leninist devrimci örgütlerin, silahlı mücadele yürüten antiemperyalist örgütlerin varlığı, emperyalizmin politikalarını tam olarak hayata geçirmelerinin önünde engeldir. BU DURUM EMPERYALİSTLER İÇİN İSTİKRARSIZLIKTIR.
Emperyalizmin çıkarları tüm dünyada kendisi ve işbirlikçileri dışındakilerin silahsızlandırılmasını gerektiriyor. SİLAHSIZLANMA ÇAĞRILARI EMPERYALİSTLERİN KENDİ ÇIKARLARINI GÜVENCE ALTINA ALMA POLİTİKASI olarak şekilleniyor.
Bu politika halk güçlerini pasifistleştirmeyi, zayıflatmayı amaçlıyor. Bunun için silahlı mücadelenin meşruluğuna saldırı yöneltiyorlar. Bu saldırı “terör” , “terörist” propagandasıyla yapılıyor.
Silah kullanan, silahlı mücadele yürüten terörist ilan ediliyor. Hedef tahtasına konuyor ve bundan sonra da her türlü saldırı ve yaptırım normal kabul ettiriliyor.
Bu noktada silahlı mücadelenin meşruluğuna inancını yitiren PKK gibi örgütler silahlarını emperyalistlerin çıkarlarına karşı kullanmıyorlar.
Günümüz dünyasında emperyalistlerin yürüttükleri ideolojik bombardımanlar sonrasında, kendisine sol diyen, devrimci diyen, ulusal diyen birçok kesimde silahlı mücadele konusunda bilinç dejenerasyonu oluştu. Kendisine devrimci diyenler silahlı mücadeleyi ağızlarına almaktan korkuyorlar. Kendisine komünist diyenler bırakalım silahı, beyinlerinden molotof, taş, sopa gibi en sıradan mücadele araçlarını dahi çıkarmış durumdalar.
Emperyalistlerin tam olarak yaratmak istedikleri de bu. “Silahlı mücadeleyi savunursak başımıza bin bir türlü dert gelir” düşüncesiyle pasifikasyon yaratmak. Bu nedenle silahlı mücadeleyi savunanlara saldırıyor, ezmeye çalışıyorlar.
ABD’nin, DHKP-C’yi “YOK EDİLMESİ GEREKEN ÖRGÜT” olarak tanımlamasının nedeni budur. Nediyordu ABD emperyalizmi “MARKSİST-LENİNİST BİR SİLAHLI ÖRGÜTÜN GELİŞMESİNE BİR DAHA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ, NE PAHASINA OLURSA OLSUN İZİN VERMEYECEĞİZ…” DHKP-C gibi silahlı mücadelede veemperyalizmle uzlaşmazlıkta kararlı bir örgütün varlığıemperyalizm için önemli bir tehdittir. Bu nedenleDHKP-C ile bağlantısı olduğunu düşündükleri ağaç gölgesibile olsa ona bile saldıracaklar.
Hapishanelerle, baskı ve şiddetle, ideolojik bombardımanla, katliam ve kaybetmelerle bir kısım örgüte silahları bıraktırıp teslim aldılar. Ancak hala silahları bıraktıramadıkları örgütler var. Bunları şu veya bu biçimiyle silahsızlandırmak ve teslim almak istiyorlar.
Bunu başardıklarında sömürü sistemlerinin geleceği açısından önlerindeki engellerin çoğunluğunu ortadan kaldırmış olacaklar.
Meselenin diğer bir boyutu ise 21. Yüzyılın ayaklanmalar yüzyılı olacağı korkusudur. Emperyalistler büyüyen sömürü ve yağmalarından kaynaklı olarak ayaklanmalar korkusu yaşıyorlar. Emperyalist sömürünün dünya üzerinde neden olduğu yoksulluk ve adaletsizliğin sonuçlarından korkuyorlar. Bu korku nedeniyle halkların elinden silahlarını almak istiyorlar. Yani büyük savaş öncesinde düşmanlarını zayıflatmaya çabalıyorlar.
SİLAH HALKLARIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN VE BAĞIMSIZLIĞININ GARANTİSİDİR
SİLAHLARI ELİNDEN ALINAN HALKLAR EMPERYALİZME KÖLE OLURLAR
Sınıf savaşımları tarihi göstermiştir ki halklar emperyalizm karşısında silahlanmak zorundadırlar. Silahlanmadan özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını kazanamayacakları gibi koruyamazlar da.
Emperyalistler sınıfsal karakterleri gereği asla durmayacak, bütün dünya kaynaklarını yağmalamak ve halkları kölece yaşamaya boyun eğmeye zorlayacaklardır. Kabul etmeyenlere karşı her türlü baskı ve zor yöntemi kullanılmaya devam edecek. Hiç kimse emperyalizmin demokratikleşeceğini, insanileşeceğini beklemesin. ÇÜNKÜ EMPERYALİZM DEĞİŞMEZ BİR SALDIRGANLIK VE YAĞMA SİSTEMİDİR. Çünkü emperyalistlerin çıkarları sömürü ve yağmadadır. Bütün dünya kaynaklarını son kertesine kadar sömürecek ve yağmalayacaklar. Asla ve asla durmayacaklar.
Bu ne demektir?
Halklar için sömürü, yoksulluk, zulüm demektir; ÖLÜM DEMEKTİR.
HALKLAR YAŞAMAK İÇİN SAVAŞMAYA ZORUNLUDUR. Savaşmak için de silaha ihtiyaçları var. Halkların emperyalistler karşısındaki doğru politikası: DAHA ÇOK SİLAH, DAHA ÇOK SİLAH VE DAHA ÇOK SİLAH…
Sovyet Devrimi’nin önderi Lenin üstüne basa basa belirtmiştir ki halk güçleri silahlanmak zorundadır. Emperyalistlerin beyaz ordular aracılığıyla yaptığı saldırılara karşı halkı silahlandırmış; işçilerden, köylülerden, öğrencilerden milisler oluşturmuş; silahlandırmış ve savaştırmıştır.
Lenin’in politikaları halkın iktidarının silahlı mücadele ile korunması üzerinedir. Silahsızlanma çağrılarını Lenin, proletaryayı pasifize etmeye yönelik bir burjuva politikasıdır.
Lenin’in siyasi çizgisini izleyen Stalin’in politikaları da silahlı mücadelenin zorunluluğu üzerinedir. Stalin, Sovyetler Birliği’ni emperyalist tehditlere karşı korumak için silahlı örgütlenmeye büyük önem vermiştir. Çünkü bunun bir zorunluluk olduğunun bilincindedir.
Antifaşist, antiemperyalist örgütlenmelerin silahlanmasının zorunlu olduğunu savunur. Çünkü içinden çıkıp geldikleri sınıf savaşımı deneyimi bunu onlara zorunlu kılar.
Lenin ve Stalin gibi Mao, Ho Chi Minh, Fidel Castro halkların emperyalistler karşısında silahlanmalarının zorunluluğuna işaret ederler ve silahsızlanma çağrılarını burjuvazinin proletarya cephesine karşı saldırısı olarak değerlendirirler.
Che Guevera, özellikle Latin Amerika’da ABD destekli diktatörlüklere karşı mücadelede, halkın silahlanmasını savunmuş ve silahsızlanmanın devrimci hareketleri yok etmek için kullanıldığını vurgulamıştır. Çünkü SİLAH VE ÖRGÜTLENME DEVRİMİN EN TEMEL ARAÇLARIDIR. Bu araçlar ellerinden alınan halklar emperyalizmin kölesi olurlar.
Silahlanmak ya da silahsızlanmak ideolojik ve sınıfsal bir konudur, asla teknik bir meseleye indirgenemez. Silahı teknik bir meseleye indirgemek, silahın sınıfsal ve ideolojik boyutunu görmezden gelmek demektir. Silahın sınıfsal ve ideolojik boyutu göz ardı edildiğinde, silah sadece teknik bir araca dönüşür ki bu ideolojik boyutta tehlike oluşturur.
Çünkü silah, emperyalizm karşısında halkların özgürlük ve bağımsızlık aracıdır. Halklar silahlanmadan emperyalizme karşı bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini kazanamaz ve koruyamaz.
Silahsızlanmak en başta bağımsızlık ve özgürlük savaşından vaz geçmektir. Çünkü bu savaş silahla yürütülür. Silahın yoksa savaşamazsın. Silahsızlanmışsan savaştan vaz geçmişsindir. Silahlanmak ya da silahsızlanmak ideolojiktir dedik. Çünkü örneğin reformistler silaha karşıdır, silahlanmaya karşıdırlar. Halka ve devrimci örgütlere silahsızlanma çağrıları yaparlar ama asla burjuvaziye değil. Yine sivil toplumcular silahlanmaya, silahlı mücadeleye karşıdırlar. Silahlanmaya karşı açıklamalar yaparlar.
Emperyalizmle uzlaşanlar silahlara, silahlı mücadeleye karşıdırlar, onlar da silahsızlanma çağrıları yaparlar. Silahlarını burjuvaziye teslim edenler, halka ve devrimcilere silahsızlanma çağrıları yapanlar objektif olarak burjuvaziye hizmet ederler. Sömürü ve zulüm düzeninin devam etmesine hizmet ederler. Esasında bu kesimler emperyalizmin ideolojik ve politik yönlendirmesi altındadırlar ve politik duruşları itibariyle halkların emperyalizme köleliğinden yanadırlar.
Çünkü halka silahsızlanma çağrıları yapmak, sonsuza kadar emperyalizmin egemenliğine boyun eğin, bağımsızlık ve özgürlük isteğinden vaz geçin, bunları sonsuza dek unutun demektir.
EMPERYALİSTLER KENDİ HEGEMONYALARINI TEHDİT EDEN HALK HAREKETLERİNİNİN VE İKTİDARLARIN SİLAHLANMALARINI KENDİLERİ İÇİN STRATEJİK BİR TEHDİT OLARAK GÖRÜRLER VE YOK ETMEK İSTERLER
Marksist-Leninist değerlendirmeyle emperyalistler, dünyanın güç dengelerini sermaye lehine şekillendirir. Sömürge ya da yeni sömürge ülkelerde ortaya çıkan devrim hareketleri ve ulusal kurtuluş hareketleri, bu düzeni bozma potansiyeli taşırlar. SİLAHLI MÜCADELE, EMPERYALİZMİN PROGRAMI ÖNÜNDEKİ EN TEMEL ENGELDİR.
Örneğin; oligarşi emperyalizmin kararlarını hayata geçirebilmek için 12 Eylül 1980 cuntasını gerçekleştirmiş, cuntanın en temel faaliyeti silahlı mücadele veren örgütleri tasfiye ve 24 Ocak Kararlarını hayata geçirmek olmuştur. Yine 2000 19-22 Aralık da hapishaneler katliamı gerçekleştirilip F Tipi hapishaneler açıldığında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit “Artık IMF kararlarını hayata geçirebiliriz” demiştir. Yani ülkemizdeemperyalistlerin programlarının hayata geçebilmesidevrimcilerin tasfiyesine bağlıdır.
Silahsızlanma çağrıları, özellikle sol görünüm altında yapılan silahsızlanma çağrıları “barış” adına görünür. Ancak esas olarak emperyalist baskı aracıdır. Lenin 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası, ulusal kurtuluş hareketlerinin silahsızlandırılması çağrılarını, sömürge halklarının kendini savunma hakkının elinden alınması girişimi olarak değerlendirir.
Sömürücü egemen sınıflar, halkların silahlı olmasına tahammül edemezler. Çünkü bunu stratejik bir tehdit olarak görürler. Bu nedenle de halkları silahsızlandırmak isterler. Bu politik değil, sınıfsal bir tercihtir.
Bugün ABD ve Trump’un yaptığı budur. Sınıfsal bir tercihle halkları silahsızlanmaya zorluyor. ÇÜNKÜ HALKLARI SİLAHSIZLANDIRMADAN YENİ SÖMÜRGECİLİĞE BOYUN EĞDİREMEZ.
Lenin “Devlet ve İhtilal” adlı yapıtında, devletin esas olarak egemen sınıfın, diğer sınıflar üzerindeki baskı aracı olduğunu vurgular. Çünkü sınıflı sistemlerde egemen olan sınıfların çıkarları diğer sınıfların bu egemenliğe boyun eğmesine bağlıdır. Öte yandan sınıflar, sınıfsal çıkarlarına ancak ve ancak sınıfsal egemenlik yoluyla sahip olurlar. Bu egemenlik devlet aygıtı ile sağlanır. Sonuç olarak burjuvazi, egemenliğinin siyasal görünümü olan devletini kaybetmeyi göze alamaz.
Bu nedenden dolayı burjuva devletler, halkların silahlanmasını istemezler ve bunu her türlü yöntem ve araçla engellemeye girişirler. Silahsızlanma çağrıları da bu amaçla devreye sokulan burjuva politikasıdır ve aynı zamanda halkların kendi kaderlerini tayin hakkına yapılan sınıfsal bir baskıdır. Çünkü bu çağrılarla amaçlanan; halkların bağımsızlık mücadelelerini, sosyalizm mücadelelerini, kendi kaderlerini tayin etme mücadelelerini tasfiye etmektir.
Sınıf savaşımları tarihinin (özellikle de burjuva egemenliğindeki kapitalist sistemde) ortaya çıkardığı sınıfsal gerçek odur ki; SİLAH HALK HARAKETLERİNİN İKTİDAR VE ÖZGÜRLÜK ARACIDIR. Bu aynı zamanda burjuva egemenliğinin sonu demektir. Bu nedenle burjuvazi halkın silahlı mücadelesini stratejik bir tehdit olarak görür ve ortadan kaldırmak ister.
Silahlı mücadelenin stratejik bir tehdit olarak görülmesinin nedeni; burjuvazinin egemenliğini hedef alması, burjuva devlet aygıtını parçalamayı ve ele geçirerek sömürüyü ortadan kaldırmayı hedeflemesidir. Yani Trump gibi emperyalistler, halkların silahlanmasında kendi sömürü düzenlerinin sonunu görürler, bu nedenle de halkları silahsızlandırmak için her türlü yola ve yönteme başvururlar.
–Silahsız halk örgütlülüklerini koruyamaz.
–Silahsız halk emperyalizmin saldırılarına karşı koyamaz.
–Silahsız halk bağımsızlık savaşı yürütemez.
–Silahsız halk iktidarını koruyamaz.
–Silahsız halk sömürüden kurtulamaz.
Silahı olmayanların en başta kendi bağımsız politikaları olmaz. Silahsızlanmayı kabul edenler artık emperyalizmin politik çizgisine girmişlerdir.
ABD’NİN 20. VE 21. YÜZYILDA DEVRİM MÜCADELELERİNİ, ULUSAL KURTULUŞ HAREKETLERİNİ VE ÇIKARLARI KARŞISINDAKİ İKTİDARLAR SİLAHSIZLANDIRMA VE BASTIRMA POLİTİKALARI
Dünya halklarına karşı emperyalist sistemin jandarmalığını üstlenen ABD emperyalizminin, 20. ve 21. Yüzyıl’da devrim mücadelelerini ve ulusal kurtuluş hareketlerini ve çıkarları karşısındaki iktidarları silahsızlandırma ve bastırma politikaları şunları içeriyor:
*ASKERİ SALDIRGANLIK
*DARBELER
*SİLAH AMBARGOLARI
*İSTİHBARAT OPERASYONLARI
*DİPLOMATİK BASKILAR
*EKONOMİK BASKILAR
Örnekler:
Küba: 1950’ler ve 1960’lar boyunca CIA destekli darbe girişimleri, Devlet Başkanı Fidel Castro’yu öldürme girişimli suikastlar, on yıllar süren ekonomik ambargolar, silah ambargoları, açıktan devrimi yıkma tehditleri, Domuzlar Körfezi çıkarmasıyla iktidarı yıkma girişimi.
Venezuela: İşbirlikçi örgütler yaratmak, muhalefet adı altında ayaklanmalar örgütlemek, Chavez’e suikast ve kaçırma girişimleri, ekonomik ambargo, silah ambargoları, petrol rezervlerini ele geçirmeye çabalamak, siyasal baskı ile iktidarı silahsızlanmaya ve ABD politikalarına boyun eğmeye zorlamak, Maduro’yu öldürmeye ve kaçırmaya yönelik girişimler, son olarak 2026 Ocak ayının başında, işbirlikçileri kullanarak Maduro’yu kaçırmak.
Nikaragua: Kontra savaşçılarının silahlandırılması ve politik olarak desteklenmesi, para yardımı yapılması ve bu yolla Sandinista hareketini pasifleştirme ve bağımsızlık mücadelesini boğma stratejisi.
El Salvador: Kontra örgütlere askeri yardım, eğitim, istihbarat desteği, doğrudan askeri operasyonlarla ABD yanlısı işbirlikçi rejimi koruma çabası.
Guatemala: 1954 yılında CIA destekli darbeyle Arbenz’in devrilmesi ve halkın silahsızlandırılması, ABD çıkarlarını koruyacak, yeni sömürgecilik ilişkilerin kuracak işbirlikçilerin desteklenmesi.
Kongo: CIA destekli suikast ve darbeler, ulusal bağımsızlık ve antiemperyalist hareketi zayıflatma politikaları.
Angola: Emperyalizmin işbirlikçisi, sağcı örgütlerin silahlandırılması ve bunlar aracılığıyla yapılan katliamlar, kimi zaman doğrudan müdahaleler ile antiemperyalist hareketleri pasifleştirme ve kontrol altına alma politikaları.
Gana: Nkrumah döneminde ekonomik ve diplomatik baskı, darbe girişimleri, ulusal bağımsızlığı kırma ve ABD etkisini artırma politikaları.
Burkina Faso: CIA ve Fransız istihbaratı destekli darbeler, sosyalist reformları ve halk örgütlenmelerini durdurma girişimleri.
İran: 1953’te Mossadegh’e CIA operasyonuyla darbe. Petrol kaynaklarını ele geçirme çabası ve bağımsız hareketleri zayıflatma çabaları. Bugün ABD çıkarlarının karşısında yer alan İran rejimini içten karışıklık çıkararak, suikastlarla, CIA operasyonlarıyla ve İsrail’i de kullanarak yıkma çabaları. İran’ı silahsızlandırma çabaları, bunun için BM’yi de kullanıyor.
Vietnam: Askeri operasyonlar, bombardıman, katliamlar, ormanları ve köyleri bombalayarak yakmak, kimyasal silahlarla kitle katliamları yapmak… Tüm bunlarla Güney Vietnam’da halkın bağımsızlık savaşını boğmak, Sosyalist Kuzey Vietnam’ı kuşatmak ve devrimi boğmak.
Afganistan: Sovyet karşıtı İslamcı güçlere silah ve eğitim desteği vermek, Sovyetlere karşı ayaklanmayı dışarıdan desteklemek, yönlendirmek ve yönetmek, halk hareketlerini emperyalist amaçlarla kullanmak.
Filistin: Filistin halkının vatanlarını kurtarma mücadelesine karşı İsrail’i desteklemek, İsrail’e askeri, politik ve ekonomik yardım yapmak. HAMAS’a finansal baskı, silah ambargosu, İsrail ile birlikte ulusal kurtuluş hareketini zayıflatarak teslim alma stratejisi.
Lübnan: Hizbullah üzerinde baskı kurarak silahsızlanmaya zorlamak, İsrail’in Lübnan’a karşı saldırılarına ekonomik, politik ve askeri destek vermek.
Türkiye: Türkiye oligarşisine politik, askeri ve ekonomik yardım. Türkiye’de Cephe önderliğindeki bağımsızlık savaşını boğma politikaları, PKK’yı ve Öcalan’ı kullanarak silahlı mücadeleyi tasfiye etme, Türkiye oligarşisini güçlendirerek Orta Doğu, Afrika ve Asya politikalarında daha güçlü bir işbirlikçi yaratarak kullanma çabaları.
Tüm dünyada: Tecrit, işgal, darbe, işkence, katliam, hukuk terörü, “terör” demagojileri, ideolojik ve kültürel saldırılar, çıkarları karşısındaki iktidarları yıkma programı… SONUÇTA KENDİSİ VE İŞBİRLİKÇİLERİ DIŞINDAKİ HERKESİ SİLAHSIZLANMA YOLUYLA İDEOLOJİK VE SİYASAL TESLİMİYETE ZORLAMAK.
Bugün Trump’ın yürüttüğü politika tam olarak bu politikadır. Halkları silahsızlandırma politikasıdır. Bunun için gerektiğinde darbelere, suikastlara ve katliamlara başvurmaktan çekinemeyeceklerdir. Bu durum “emperyalizm değişti” yalanlarının da çöküşüdür. Özellikle Maduro’nun haydutlukla kaçırılması emperyalizmin eski saldırgan emperyalizm olduğunu ve değişmediğini, demokrasi ve insan hakları söylemlerinin bir yalandan ibaret olduğunun net göstergesidir.
TARİHSEL VE SİYASAL OLARAK ÇIKARILACAK DERSLER
Trump’ın açıklamaları ve günümüzde yaşananlar ışığında dersler çıkarmak zorunludur. Bugün herkes bir karar verme sürecindedir. Ya emperyalizmin baskılarına boyun eğilerek silahlar ve silahlarla birlikte bağımsızlık ve özgürlük mücadeleleri terk edilecek ya da emperyalist haydutluğa karşı direnilecek ve savaşılacaktır. Bu ikisi arasında ara yol yoktur.
Ara yol arayanlar uzlaşmacılardır, teslimiyetçi ve tasfiyecilerdir. Ara yol arayanlar reformist ve sivil toplumculardır. Ancak hiç kimse ara yol arayışlarıyla emperyalizmin şiddetinden ve vahşetinden korunamaz. Emperyalizmden korunulmaz savaşılır.
Bugün tarihsel ve siyasal gerçekler ışığında baktığımızda çıkarılacak dersler şunlardır:
1)Siyasi Dersler:
–Silah ve örgütlenme özgürlüğün ve bağımsızlığın garantisidir.
–Halk hareketleri kendi bağımsız politik stratejilerini geliştirmeli
–Emperyalistler, halk güçleri içindeki her türlü boşluktan ve kararsızlıktan faydalanırlar. Emperyalizm karşısında kararlılık şarttır.
–ABD ve diğer emperyalistler bölgesel ve yerel güçler üzerinde denetim kurar ve bunları yönlendirerek halk hareketini zayıflatırlar.
–Emperyalizm karşısındaki hareketlerin ideolojik ve siyasal birliği şarttır. Çünkü emperyalistler halk hareketleri içindeki ayrılıklardan faydalanarak bunları bölüp parçalamaya çalışırlar.
–Emperyalistlerin “barış, istikrar, güvenlik” gerekçeleriyle silahsızlanma çağrıları yapmaları esasen halk güçlerini zayıflatmaya yönelik bir stratejidir.
2)Askeri Dersler:
–Emperyalizm karşısında silahlanmak bir zorunluluktur. Çünkü silahları olmayanlar emperyalizme karşı koyamazlar.
–Silahsız bir halk hareketi emperyalist baskıya boyun eğer, teslim olur.
–Silahsızlanma çağrıları halk güçlerini tasfiye amaçlıdır.
–Sol cepheden silahsızlanma çağrıları yapanlar veya silahsızlanma çağrılarına uyarak silahlarını bırakanlar sonuç olarak emperyalizme hizmet ederler.
–Sınıflı sistemlerde sınıflar kendi çıkarlarına iktidar aracılığıyla sahip olurlar. Sınıf savaşımlarının amacı iktidarı ele geçirmek ve korumaktır. Bu ancak silahla yapılır. Silahları olmayanlar, silahlı mücadeleyi savunmayanlar devrimci değil, reformisttirler.
–Emperyalizm karşısında halkın politikası DAHA FAZLA SİLAH, DAHA FAZLA SİLAH VE DAHA FAZLA SİLAH…
–Emperyalizm karşısında silahlanmayan hiçbir iktidar ayakta kalmayı başaramaz.
–Silahlı mücadele ve örgütlü halk, emperyalist saldırganlık karşısındaki en etkili savunma araçlarıdır.
3)İdeolojik Dersler:
–Emperyalizme karşı savaşta net bir ideolojik duruş sergilemeyen hiç kimse emperyalizmin karşısında duramaz.
-Emperyalizmin en önemli saldırıları ideolojik saldırılardır. Çünkü teslimiyet öncelikle beyinde başlar.
–Marksist-Leninist ideoloji dünya halklarının rehberi olmalıdır, halkları emperyalizm ve işbirlikçileri karşısında kurtuluşa götürecek tek ideoloji Marksist- Leninist ideolojidir.
–Marksist-Leninist ideoloji yalnızca askeri ve politik hedefi değil, bağımsızlık ve sosyalizm bilincini korur.
–Emperyalizmin ideolojik saldırılarına karşı kesintisiz bir ideolojik mücadele zorunludur.
–İktidar bilinci emperyalizme karşı mücadelede en temel ideolojik kaynaktır.
4)Kültürel Dersler:
–Devrimci hareketlerin ve ulusal kurtuluş hareketlerin kültürel değerleri halk değerleriyle harmanlanmalıdır.
–Halk değerleri ve gelenekleri devrimci hareketlerin kültürel temelini oluşturmalıdır.
–Kültürel bağ halkın direncini ve meşruiyetini güçlendirir.
–Emperyalistler halk değerlerini ve kültürünü yozlaştırmayı ve emperyalist kültürü kabul ettirmeyi amaçlar.
–Emperyalizmin kültürel saldırılarına karşı savaşmak zorunludur.
–Silahlı mücadele yalnızca askeri değil, halkın gönüllü desteğiyle başarıya ulaşır. Kültürel bağlılık bu desteği yaratır.
–Kültürel bağ ve halk desteği, askeri başarıyı kalıcı kılar.
–Devrim sembolleri ve kültürel değerler, moral ve bağlılığı artırır.
5)Manevi Dersler:
–Moral ve motivasyon, emperyalist yıldırma ve baskılara karşı direnç sağlar.
–Halkın moral ve motivasyonu güçlendirilmelidir. Bu nedenle manevi değerler stratejik önemdedir.
–Kolektif aidiyet ve halkın mücadeleye inancı, örgütlenme ve direnç kapasitesini güçlendirir.
–Emperyalistler baskı, yıldırma ve psikolojik savaş ile halkın direnişini kırmaya çalışır; halkın moralinin güçlü olması direnişin devamı için şarttır.
–Devrimci kadro ve savaşçıların cesaret, özveri ve disiplini halka örnek olması, umut ve cesaret vermesi için hayati önemdedir.
–ABD emperyalizmi hedef aldığı ülkelerdeki ve örgütlerdeki zayıf unsurları kullanıyor. Bu saldırganlığa karşı disiplin ve kararlılık direnenleri ayakta tutar.
–Direnişin anlamı ve hedefi halka aktarılmalıdır. Bu, halkın kendi mücadelesine inancını, örgütlenmesini ve direncini güçlendirir.
Devrimci hareketler ve ulusal kurtuluş hareketleri, emperyalistlerin silahsızlandırma stratejilerine karşı, siyasi, askeri, ideolojik, kültürel ve duygusal boyutlarda dersler çıkarmalı ve bu dersler ışığında kadrolarını, savaşçılarını, taraftarlarını ve halkı eğitmelidir.
EMPERYALİZM “SİLAHSIZLANIN” DİYOR! HALKLAR EMPERYALİST HAYDUTLUK KARŞISINDA DAHA FAZLA ÖRGÜTLENMEK VE SİLAHLANMAK ZORUNDA
Örgütlenmeden ve silahlanmadan emperyalist saldırganlığa karşı koymak mümkün değildir. Bugün ABD, Trump’un ağzından bütün dünya halklarını tehdit ediyor ve silahsızlanmayı dayatıyor. “Silahsızlanın” demek “örgütlenmeyin, karşımda örgütlü halk istemem” demektir. Yani halklara örgütsüzlüğü dayatıyorlar. Bu dayatmayı da haydutlukla yapıyorlar.
Bu haydutluk karşısında tek yol daha fazla örgütlenmek ve silahlanmaktır. Halk Meclisleri ve Halk Komitelerinde örgütleneceğiz.
Halk örgütlenmeleri dünya halklarının kurtuluş ve bağımsızlık savaşımlarında temel önemde olmuştur. Çünkü halk örgütlenmeden devrim olmayacağı gibi halk örgütlenmeden devrimler korunamaz. Halk örgütlenmeden emperyalizmin saldırganlığına sonuna kadar karşı konulamaz. Devrimler ve direnişler halkın gücüne dayanır. Bu nedenle halkın örgütlenmesi zorunludur.
Sovyet Devrimi, Çin, Vietnam, Küba, Kore devrimleri halkın örgütlü savaşımıyla gerçekleşmiştir. Filistin direnişi halkın örgütlülüğü sayesinde on yıllardır emperyalizmin ve siyonizmin saldırganlığına direnebiliyor. Burkina Faso’da, Sankara iktidarı köylerde ve bölgelerde halk komiteleri kurarak emperyalist saldırganlığa karşı halkın direncini sağladı.
Halk örgütlenmeleri halkın direncini ve katılımını güçlendirir. Çünkü halk örgütlenmeleri, kararların halk tarafından alındığı, denetlendiği, uygulandığı örgütlenmelerdir. Kararlar halka dayandığı için halkın iradesini, politika yapma gücünü güçlendirir. Örneğin;Vietnam’da kurulan köylü komiteleri aracılığıyla köylühalkın ulusal kurtuluş savaşına katılımı sağlanmış veemperyalizme karşı direnci güçlendirilmiştir. ElSalvador’da FMLN, köy komiteleri aracılığıyla halkınaidiyet duygusunu pekiştirdi ve savaşa katılımını sağladı.Angola’da MPLA, köylü ve işçi komiteleri aracılığıylagerillanın silah ve gıda tedariğini sağladı.
Halk örgütlülükleri taban gücü yaratır, merkezi silahlı güçlerin temellerini güçlendirir. Zamanla halkın savaşa direkt katılımını sağlar. Bu nedenle de emperyalistler ve işbirlikçi iktidarlar halk örgütlülüklerine saldırır ve bunları dağıtmaya çabalarlar.
Halk Meclisleri ve Halk Komiteleri askeri, ideolojik, kültürel mücadelenin tabana yayılmasını sağlar. Halkı her anlamıyla güçlendirirken halkı güçlenmesiyle devrimci örgütlenmenin direncini artırır.
Halkı örgütlemek için halka inanmak ve güvenmek gerekir. Emperyalizmin ideolojik ve kültürel saldırıları karşısında sol içinde halka güvensizlik baş gösterdi. “Bu halk adam olmaz” , “bu halkla bir şey yapılmaz” , “bu halk için değmez”, “halk hazır değil” söylemleri halka güvensizliğin sonucudur. Halka güvenmeyenlerin mücadele ve savaşma nedenleri ortadan kalkar ve düzenle uzlaşırlar. Halka güvenmeyenler için silahlı mücadele terk edilmesi gereken bir yüktür.
Öcalan; “PKK’yi daha 1993 yılında feshetmeliydik” derken bunları halka inançsızlığının sonucunda söylüyor.Milliyetçi bir ideolojiye sahip olan Öcalan vePKK’nın, savaşı sonuna kadar götürmesi beklenemezdi.Emperyalizm ve işbirlikçilerine karşı savaşta silahsızlanmakararı alanların ortak özelliklerinden birisi halkainanmamalarıdır. DEVRİM VE BAĞIMSIZLIK HEDEFİ OLAN HER ÖRGÜT HALKI ÖRGÜTLEMEK ZORUNDADIR. Halkın örgütlenmesi yaşamsal önemdedir.
Bu nedenle diyoruz ki; HALK MECLİSLERİNDE VE HALK ÖRGÜTLENMELERİNDE ısrarcı ve kararlı olacağız. Biz emperyalizmin ve faşizmin bütün saldırıları karşısında halka giderek ayakta kaldık. Halk örgütlenmelerinden asla vazgeçmedik. Halk Meclisleri ve Halk Komitelerini geçici güncel politikalar değil, sürekli ve temel politikalarımız olarak belirledik. HALK MECLİSLERİ VE HALK KOMİTELERİ SADECE İKTİDARI ALMA MÜCADELEMİZİN DEĞİL, İKTİDARI ALDIKTAN SONRA DA ONU KORUMANIN, GELİŞTİRMENİN VE GÜÇLENDİRMENİN ÖRGÜTLENMELERİ OLACAKTIR.
Halk Meclisleri ve Halk Komitelerinde ısrarımız, emperyalist saldırganlık karşısındaki direnme kararlılığımızın da hayatın içindeki karşılığıdır.
Sonuç olarak;
-ABD emperyalizmi dünya halklarına “silahsızlanın”, “örgütlenmeyin” diyor. Emperyalizm, çıkarları gereği halkların silahlanmasını ve örgütlenmesini istemez.
-Örgütlenmiş silahlı halk burjuvazinin egemenliği karşısında stratejik bir tehdittir.
-Emperyalizm saldırgan, yağmacı, sömürücüdür. Emperyalist saldırganlık karşısında örgütlenmek ve silahlanmak zorunluluktur.
-Silahsızlananlar ve halklara silahsızlanma çağrıları yapanlar emperyalist sömürü sistemine hizmet ederler. Halka sol cepheden “silahsızlanın” diyenler emperyalizmin gönüllü destekçileridirler.
-Tarihsel ve siyasal gerçekler, silahlanmayan halkların emperyalizme karşı direnemeyeceklerini gösterir.
-Emperyalizme karşı savaş; silahlı, ideolojik, siyasal, kültürel, duygusal her alanda yürütülmek zorundadır.
-Emperyalizm, örgütlü ve silahlı halk karşısında kâğıttan kaplandır. Emperyalistlerin gücü halkların örgütsüzlüğünden ve silahsızlanmasından kaynaklıdır.
-Silahsızlanma çağrıları, halkların direnme gücünü zayıflatmaya yönelik bir saldırıdır.
-Daha çok örgütlenmeliyiz. Halk Meclisleri ve Halk Komitelerinde örgütleneceğiz.
-Halk Meclisleri ve Halk Komiteleri silahlı, ideolojik, kültürel mücadeleyi tabana yayar, halkı bunlar etrafında örgütlerken halkın örgütlü gücüyle devrimci hareketin direnme gücünü artırır.
