“Eğer kişi sadece kendisi için çalışırsa ünlü bir bilim adamı, büyük bir düşünür, çok iyi bir şair, müzisyen olabilir. Ama asla mükemmel bir insan olamaz.
Tarih ancak ortak çıkarlar için çalışmış insanların yüceliğini kabul eder. En mutlu insan en fazla sayıda insanı mutlu eden insandır.” Karl Marx
ÖNSÖZ:
Bütün devrimci yaşantım boyunca, belki de fark ettiğim en önemli gerçek şudur: Özellikle kapitalist sistem insanları insanlıktan çıkarmıştır. Bütün insanlar bu sistem tarafından maddi, fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlar hücresine hapsedilmiştir. Özgürlük, eşitlik ve her türlü vazgeçilmez insani değer tanımlamaları bile insanı insanlıktan çıkartan bu anlayış çerçevesine sıkıştırılmıştır.
Bu anlamıyla insanın esasen düşünme yeteneği olan bir yaratık olduğu unutturulmuştur. Herkes bu dünyada, benim düşüncem, benim doğrum diyerek kendine adeta tanrısal bir misyon yüklese de kendi düşüncesini mutlak ve değişmez bir doğru olarak ortaya koyma ile böbürlenmesi içerisinde olsa da esasen bütün bunlar aklın berhava edildiği söylemlerden başka bir şey değildir. Kapitalizmi ve sömürü toplumlarını bütün detaylarıyla ortaya koyan MARKS’ın deyimiyle: Kapitalizm, sadece azgın bir sömürü sistemi değil, aynı zamanda o güne kadar benimsenen bütün kutsal değerlere de bir saldırı ve yıkım sistemidir.
İşin en tuhaf yanı ise: bu ben tanrılarının, tanrılık anlayışlarının köleleşmelerinin temel nedeni olduğunu dahi fark etmemeleridir. Birer zavallı olduklarını, karşılarına iki kişi çıksa ve iki tokatla her şeyini ellerinden alabileceğini dahi anlayamamalarıdır.
Bu sistem, esasen insanı insanlıktan çıkarmıştır. Ve eğer insanlar yeniden insanlıklarını kazanmak istiyorlarsa, bu düzene karşı isyan etmek zorundadırlar.
Esasında, bütün sömürücü sistemlere isyan edenlerin oluşturduğu onurlu damarın bugünkü koşullardaki tek temsilcisidir devrim safı.
Çünkü devrimciler, bütün sömürü toplumları süreci boyunca, yeniden insani bir sistem kurmak için mücadele edenlerin ta kendisidir. Bir başka deyişle, devrimci saflar, insani olan her şeyin, yani mutluluk, sevgi, saygı, adalet, özgürlük, eşitlik gibi bütün büyük değerlerin ummanıdır.
Bu saflara gelip bunları tadanlar, insan olmanın da tadına varanlardır. Bu nedenledir ki bu saflara gelip de yeniden düzen bataklığına dönenleri ömrümce hiç anlayamadım. Çok zavallıca ve çok akılsızca buldum.
Bu kitabı yoldaşlarımın da teşvikiyle yayınlamaya karar verdiğim günlerde: Ömrümün hemen hemen 50 yılından fazlasını devrimci saflarda geçirmiş birisiyim. Ve diyebilirim ki: O gün bugündür, tekrar tekrar geriye dönüp düşündüm ve her seferinde anladım ki bu dünyada insan olmanın mutluluğunu hissetmek için devrimci olmaktan başka hiçbir yol yoktur. Onun için bu ummanın içine daldım dalalı, orada var olmanın huzurunu, mutluluğunu, hiçbir şeyle değişmedim ve değişmem de…
Almanya’da, tutuklandığımda, 13 yıldır amansız bir hastalıkla mücadele ediyordum. Ve hastalığım hala devam ediyordu. Bu haldeyken, adaletsizlik timsali olan yargılamalar karşısında, insanlığın onurlu damarını savunmayı görev bildim. Bütün konsantrasyonumla buraya yöneldim. Diyebilirim ki hastalığıma rağmen bu yönelimimde, devrimciliğin bir sonucu olarak kazandığım irade gücü temel rol oynadı. İşte bu kitap bu çabanın ürünü olarak yaptığım savunmalarımın ilk ikisini kapsamaktadır.
Savunmalarımın isimleri, içeriği ve mahkemenin gelişimi üzerine tahliye olduktan sonra yapılan bir röportajda ayrıntıları ile bahsettim. Yargılamanın niteliği ve bütün bir mahkeme sürecinin daha baştan anlaşılması ve savunmalarımın bunun ışığında okunup değerlendirilmesi için, bu röportajı da bu kitabın daha başında yayınlamanın iyi olacağını düşündüm.
Günümüzde, insanlığın soylu damarını temsil etme uğruna fedalara yürüyen devrimci yoldaşlarıma şan olsun! Bu yolda şehit düşen halkımızın yiğit evlatlarına şan olsun! Faşizmin teslim alamadıkça kudurmuşçasına saldırılarından sonuncusu olan, SRY tipi hapishanelere karşı bile boyun eğmeyen tutsak yoldaşlarıma şan olsun!
Bütün yaşamım boyunca olduğu gibi, yaşadığım tutsaklıklarda veya dışarıdaki mücadele yıllarında bana güç veren esasen onlardı. Zira ne öğrendimse onlardan öğrendim. Öğrendiklerime ne ilave etmeye çalıştımsa, onlar gibi, devrimin başarısı için eklemeye çalıştım.
Onlara layık bir öğrenci olabildik mi?
Bunun kararı: halkımızın bu kahraman evlatlarına aittir. Bize düşen ise: onların kararı karşısında eğilmektir.
Faruk Ereren
29/11/2025
***
Yazar Hakkında:
Faruk Ereren, Ordu’nun Ünye İlçesinde doğdu. Üniversite yıllarında Dev-Genç saflarında devrimci mücadeleye katıldı. Devrimci yaşamı boyunca faşizmin silahlı saldırısı, yaralanma, işkence ve tutsaklık gibi her türlü baskıya maruz kaldı.
Uzun yıllar süren mücadeleden sonra sağlık sorunları nedeniyle Almanya’ya gitmek zorunda kaldı. Burada tedavi sürerken 2007 yılında tutuklandı. Toplam 8 yıl süren yargılama sürecinin yaklaşık 7 yılını tek başına tecrit altında tutuklu olarak geçirdi.
Bu kitap bu yargılamalarda yaptığı savunmalarını içermektedir. Bu yargılama, bazılarının tespitine göre, Almanya’da müebbetten beraate dönüşen tek siyasi yargılamadır. Emperyalizmin adaletsizliğini ve Avrupa’dan Demokrasi Gelecek saçmalığını da gözler önüne sermiştir. Bu kitabı yayınlamaya karar verdiği 2026 yılı başlarında ortaya saçılan Epstein adası çürümüşlüğü, emperyalizmin nasıl bir vahşet düzeni olduğunu öylesine açık hale getirmiştir ki bunun yanında adaletsizlikten söz etmek gerçekten hafif kalmaktadır. Bu olay, devrimcilerin her mahkemede emperyalistlere, “Sen Suçlusun” demekle ne kadar haklı oldukları konusunda da hiçbir tereddüte yer bırakmamıştır.
Faruk Ereren, diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabının da masrafları dışındaki tüm gelirlerini bu Epsteinci vahşilere karşı mücadelede tutsak düşenlere ve şehitlerin ailelerine bağışlamıştır.
