“Ben Son Olayım!” Fatma Koyupınar

Şehit Düştüğü Tarih: 27 Nisan 2006

Şehit Düştüğü Yer: İstanbul Şişli

Doğduğu Tarih: 22 Şubat 1972

Doğduğu Yer: Gaziantep

Mezar Yeri: Gaziantep

F Tipi hapishanelere ve tecrit politikasına karşı sürdürülen Büyük Direniş’te şehit düştü. Direnirken “Ben Son Olayım” demişti. Gerçekten de direnişin sonuncu şehidi oldu. Ölüm orucuna başladığında tutsaktı. Sonra tahliye edildi, direnişini dışarıda, Şişli direniş evinde sürdürdü. Ve orada 27 Nisan saat 20.20’de ölümsüzleşti.

22 Şubat 1972’de Gaziantep’te doğdu Fatma. Kürt-Alevi bir ailenin on çocuğunun dokuzuncusuydu. 12 Eylül cuntasının hüküm sürdüğü yıllarda ilkokuldaydı. ’80 darbesinin gençlik üzerindeki politikalarını ortaokul ve lise yıllarında yaşamasına rağmen, değerlerini korudu.

İlkokuldan itibaren okumak için çalışmak zorunda oldu hep. Üniversiteye kadar hem okulu hem işi bir arada yürüttü. Çocuk emeğinin acımasızca sömürüldüğü şeker, baharat atölyelerinde çalıştı.

Lisedeyken Gaziantep Özel Tip Hapishanesi’ne açık görüşlere gitmeye başladı. Hapishaneye ilkin başka bir davadan bir tutsağı görmeye gitmişti, ama onun yaşamını değiştiren Devrimci Sol tutsaklarıyla tanışması oldu. Artık onun yaşamında hep Devrimci Sol olacaktı.

Gaziantep Üniversitesi MYO İnşaat bölümünü kazandı. Okulda TÖDEF, DEVGENÇ çalışmalarına katıldı. ’90 yılı 6 Kasım YÖK boykotu çalışmalarını sürdürürken gözaltına alındı. O artık oligarşinin gözünde düşünceleri yok edilmesi gereken biriydi. Tutuklanıp Antep E Tipi’ne konuldu.

1991’de tahliye oldu. ’91 sonbaharında illegal örgütlenme içinde yer almaya başladı. 12 Temmuz katliamı yaşanmıştı. Katliam haberini de Sevgi Erdoğan’la birlikteyken öğrendi. Sevgi yoldaşımızın tavrı, soğukkanlılığı, öğreticiliği, kişiliği onun kararlılığını kesinleştirdi.

1617 Nisan operasyonu ile gözaltına alınıp tutuklandı. Ve uzun tutsaklık yılları başladı.

1992 Nisanından 2001 Ekimine kadar ki tutsaklığında Buca, Ümraniye katliamlarını, ’96 Ölüm Orucu’nu ve 19 Aralık katliamını yaşadı.

2001’de tahliye olduğunda onun için her şey netti. Devrim için yaşayacak, devrim için ölecekti. 2002 yılında askeri alanda istihdam edildi. 2003 Ekimi’nde 3. kez tutuklandı, önce Bakırköy Hapishanesi oradan da Gebze M Tipi’ne sevk edildi.

Daha F Tipi saldırısı ilk gündeme geldiğinde ölüm orucu gönüllüsüydü. Her yeni ölüm orucu ekibinde gönüllüğünü tekrarladı. Ve nihayet 12. Ölüm Orucu ekibinde kızıl bandını kuşandı ve 354 gün o bandı alnında onurla, kararlılıkla, cüret ve fedakarlıkla taşıyarak ölümsüzleşti.

Fatma Koyupınar’ın Bant Takma Törenindeki Konuşması “Yoldaşlar Bugün Selmamız’ın mevzisinde, Fidanımız’ın adıyla yola çıkıyorum. Yürüyeceğim bu onurlu yolda bandım namusum, M-L’me, sosyalizme ve Parti-Cephe’mize olan inancım, gücüm, şehitlerimize ulaşmak zaferim olacak.

Yoldaşlar, bugün konuşacak-söylenecek çok sözümüz var. Emperyalizmin bütün dünya halklarını teslim almaya çalıştığı, halklarımızın AB safsatalarıyla köle yapılmaya çalışıldığı böyle bir süreçte, emperyalizmin ve oligarşinin ve de sol adına pazarlanan her türlü sapmanın karşısında bükülmeyen bir iradeyle dimdik durmanın, dünya halklarına umut olmanın onurunu taşıyoruz. Bundan sonra da bu onur hep bizim olacak. Ben de bu onurun ve haklı gururun yaratıcısı olan Parti-Cephemizin bir üyesi olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Yoldaşlar,

5 yıldır süren destanımız içinde nice kahramanlıklara tanık olduk.

Her koşulda direnmenin, baş eğmemenin dünyadaki eşsiz örneklerini yarattık. Oligarşi çaresizlikle saldırıyor. Bugün karşımıza yeni yasalarla çıkıyor. Ama hangi yasalarla hangi politikalarla çıkarsa çıksın yenilecek olan oligarşinin iradesi, kazanacak olan bizim Parti-Cephemizin iradesi olacak. Tarih hiçbir döneminde devrimci iradenin, inanmış insan iradesinin yenildiğine tanık olmadı, olmayacak. Bizlerde bugün Fidan Kalşen ekibimizle oligarşinin karşısında yeni bir barikat olacağız. Ve yine ölen ama yenilmeyen olacağız. Emperyalizmin ve oligarşinin karşısına Fidanca dikilecek, zaferimizi Selmaca karşılayacağız.

Ben de çıktığım bu yolda tarihimize olan güvenle ve tarihimizin yüklediği bu sorumlulukla yürüyeceğim. Dünya halklarının umudu benim umudum, yoldaşlarımın gözlerindeki ışıltı gücüm, şehitlerimiz varılacak hedefimdir.

Yoldaşlar,

Bugünün benim için bir başka anlamı, yüklediği bir diğer sorumlulukta analarımıza karşıdır. Gülsüman’ı birebir tanıyorum. O İdil olmak istiyordu. Başardı. Ben de mitralyözümün bir mermisi olacak, Gülsüman’ın dediği gibi yaşamın onurlu yanını temsil edeceğim. Bugün Gülsüman’ın, Şenay’ın ve bütün analarımızın önünde bir kez daha saygıyla eğiliyor, analarımıza söz veriyorum. Ben de umudun analarından biri olacağım.

Yoldaşlar 5 yıldır çok şey söylendi. Ama beynimize kazınan umudumuzu hep en yükseklerde tutan sözleri 118 yoldaşımız söyledi. Biliyor ve inanıyorum ki benim burada söylediğim sözlerde 118 yoldaşımın yanına ulaştığımda anlamını bulacak.

Yoldaşlar sözlerimi Fidan’ın 19 Aralık’ta söylediği son sözlerle bitirmek istiyorum. Partim bana böyle bir görev verdiği için çok mutluyum. Partime çok teşekkür ediyorum. Halkımı, yoldaşlarımı, önderimi çok seviyorum. Sizleri Fidanca selamlıyorum.

Yaşasın Feda Savaşımız!

Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!

Yaşasın Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi Yaşasın Önderimiz Dursun Karataş

9 Nisan 2005

Fatma Koyupınar’ın Son Yazıları 1: Yoldaşlarıma

Yoldaşlar sizi çok ama çok seviyorum. Sizlerin yoldaşı olmanın onurunu, gururunu ve mutluluğunu taşıyorum. Ben bütün yaşamım boyunca hep gülen, mutlu bir insan oldum. Mutluluğun gerçek anahtarını ise Partimle tanışmamla buldum. Hakikatin yolu partinin yoluydu. Çünkü; kişiliğimi, yaşamın gerçek anlamını bu büyük eşsiz aile içinde öğrendim. Zaaflarım, eksiklerim, gerilemelerim, düşmelerim oldu. Ama beni ayağa kaldıran hep Partim ve yoldaşlarım oldu. Sizlere ne söyleyebilirim ki böyle bir ailenin içinde olmakla şanslı olduğumuzu söylemek dışında. Gerçekten de bu büyük bir şans. Aradığımız her şey fazlasıyla var Partimiz’de, Partimiz’in politikalarında, değerlerinde, geleneklerinde. Yeter ki biz bulmak isteyelim, almak isteyelim. Sonsuz bir kaynağa sahibiz. Öğrenerek bitiremeyeceğimiz bir kaynak elimizdeki. Dalalım içine bu kaynağın.

Yoldaşlar, her biriniz farkında olun ya da olmayın partiyi oluşturan insanlar olarak, halklarımızın umudu, emperyalizmin korkususunuz. Bu çok büyük bir güç. Bu gücü her zaman hissetmelisiniz. Bu geleceği temsil etmenin gücüdür. İşte bizi biz yapan, kişilik olarakta büyüten bu gücümüzü her zaman her yerde, her şart altında görüp hissetmenizdir.

Bunu hissetmek tarihimizi öğrenmekten, partimizin politikalarını kavramaktan hayata geçirmekten yani partiyle bütünleşmekle mümkün. Sonsuz öğrenme isteğiyle dolu olmalıyız yoldaşlar.

Yoldaşlar bunlar size son sözlerim ama veda sözlerim değil. Çünkü sizden hiçbir zaman ayrılmayacağımı biliyorum. Bir halk düşmanını cezalandırırkenki öfkenizde, bir çocuğu severkenki gülüşünüzde, bir yoldaşımıza sarılırkenki sevginizde, bir yazı yazarkenki düşüncenizde, çektiğiniz halaylardaki coşkunuzda ben de olacağım. Sizleri olanca inancımla sımsıkı kucaklıyorum.

Fatma Koyupınar’ın Son Yazıları 2: Halkıma, Halklarımıza

Halkım sizi çok seviyorum. Sizi çok sevdiğim için gülerek gidiyorum ölüme. Acıdır ölüm, gülünmez ölüme. Ama ben gülerek gidiyorum. Çünkü ölümle umut olacağımı, feda ateşimin halkımın umut ateşi olarak büyüyeceğini biliyorum.

Ucuzdur bizim topraklarımızda ölüm. Dört bir yandan ölüm yağar üstümüze. Ucuzdur insan yaşamı. Çocuklarımız yetersiz beslenmeden ölür yaşını tamamlamadan. Çadırlarda tüp zehirlenmesinden ölür. Emeklimiz maaş kuyruğunda ölür. Bingöl’de, Erzincan’da, Gölcük’te, Afyon’da depremden ölür onbinlerimiz. Kürdistan’da köylerle yakılır köylülerimiz, Ege’de tütünde ölür. Tren kazalarında yüzlerle ölür. Maden ocaklarında göçüklerde.

Her gün ölüm acısı yağar üstümüze. Gençlerimiz işsizlikten ölür günde bin kere, babalar evine ekmek götüremediğinin kahrıyla ölür. Analar “açım” diyen çocuklarının kursağına bir lokma koyamamanın çaresizliğiyle ölür. Genç kızlarımıza fuhuşla “zengin” bir yaşam dayatılır rezilce.

Daha o kadar çok çeşidiyle yaşarsınız ki acıyı, zulmü, yoksulluğu ve ölümün her çeşidini.

Alınterimizden, yoksul sofralarımızdan çaldıklarıyla, akan kanlı gözyaşlarımız üzerine kurarlar saltanatlarını. Saltanatlarının adı kimi zaman “Demokratik Türkiye” olur kimi zaman “herkese üç anahtar” olur. Kimi zaman “Laik düzeni koruyacağız” olur, kimi zaman “ılımlı islam” olur. Saltanatları için rezilce her yalanı söylerler. Bağımsızlık derler vatanı parsel parsel satarlar, bayrak derler topraklarımızdaki yüzlerce ABD üssünde ABD bayrağı dalgalandırırlar. Müslümanlık derler, Müslüman Irak’a yağan binlerce bombayı bizim topraklarımızdan kalkan uçaklara yüklerler.

Korkarlar farkında olmadığımız gücümüzden. “Artık yeter” deyip ayağa kalkmanızdan korkarlar.

Alevi-Sünni derler, Kürt-Türk derler birbirine düşürürler. Korkularından yasalar çıkarırlar her bir ilçeye bir hapishane yaparlar. Emeğini isteyen işçi, hakkını arayan köylü, parasız bilimsel eğitim isteyen öğrenci, düşünen aydın “terörist olur”, “vatan haini” olur. Düşünmeyin, konuşmayın, hakkınızı aramayın diye tecrit, sansür yasalarıyla onlarca yıllık hapis cezalarıyla tehdit ederler. Bizim ödediğimiz vergilerle meydanlarda üzerimize salmak için, bizi katletmeleri için katiller beslerler.

Saltanatları sürsün diyedir her şey. Halk uyanmasın diyedir. Yoksulluğuna, zulme boyun eğsin, çaresiz kalsın diyedir. Halkın umudu kalmasın ki cümle emperyalistle, bir avuç uşağı vatan topraklarında zevk sefa içinde yaşayabilsin diyedir.

Bir halk ekmeksiz yaşar ama umutsuz yaşayamaz. Kurtuluş savaşında ekmeksiz çarpıştı cephelerde. Kastamonu’da cepheye aç kadınlarımız taşıdı top mermilerini, Antep’te ağaç kabuğu dişledi ama bırakmadı elindeki tüfeği. Çünkü vatanın kurtuluşu için, kurtulacağı günün umuduyla savaşıyordu.

İşte bugün de vatan işgal altında ve biz 2.Kurtuluş Savaşımızı veriyoruz. Halkımız sömürülmesin, vatanın Amerikan üsleriyle, politikalarıyla, işgali-talanı son bulsun diye savaşıyoruz. Ekmeğimiz, toprağımız, bağımsızlığımız için savaşıyoruz. Bunun için ölüyoruz hapishanelerde, dağlarda, şehirlerde.

Saltanat sahipleri, vatan hainleri, ABD uşakları sesimiz size ulaşmasın, kurtuluş savaşının umuduyla yürekleriniz dolmasın diye kör hücrelerde boğmaya çalışıyorlar sesimizi.

5 yıldır 119 kere öldük tecrit hücrelerinde teslim olmadık, 119 canımızla büyüttük umudun ateşini.

Çünkü biz halkımızı, vatanımızı uğruna ölecek kadar çok sevdik. Ben de size olan sevgimle yürüyeceğim alevin ortasına. Halkımın umut ateşi sönmesin diye koyacağım canımı. Fedamla haykıracağım ben de “halkı teslim alamazsınız”, “Bu ülke topraklarında teslimiyeti yeşertemezsiniz” diye.

Fedam sizin içindir halkım.

Güleryüzle bebeklerimiz gülsün diyedir. Onurlu, namuslu bir yaşam içindir. Türk, Kürt, Laz, Arap, Çerkez, her milliyetten ve dinden halkım Anadolu topraklarında bağımsız özgür yaşayabilsin diyedir.

Fatma Koyupınar’ın Son Yazıları 3:

Partime

Öncelikle kahraman şehitlerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Önderimi, halklarımızın kurtuluş umudu Partimizi saygıyla selamlıyorum.

Partime yazarken her zaman heyecanlandım yine heyecanlıyım. Devrimci Sol’dan Parti-Cephe’ye uzanan bir zaman içinde ailemizin içinde yer aldım. Bu zamanın büyük bölümünde tutsaktım. Her koşul altında Partim’le bütünleşmenin çabası içinde oldum. Kimi zaman bunu başardım kimi zaman başaramadım. Eksikliklerim, zaaflarım, geriliklerim oldu. Ki hala da var. Ama Partim dışında bir yaşam-ölüm düşünmedim. Hedefim yaşam boyu devrimcilikti. Bugün buna erişecek olmanın mutluluğu ve huzuru içindeyim. Ancak tek hedefim de bu değildi. Devrimciliğimde yeni insanı. Partili kişiliği yaratmaya çalıştım. Bunu başarabildim mi… Kendime hayıflanarak başaramadım diyorum. Hayallerim hep büyük oldu. Ostrovski partinin oğluydu, ben Partinin kızı olmayı istedim. Üzüntüm bunu başaramamış olmaktır. Yaşamımla, yaptıklarımla… Ama biliyorum yoldaşlarım bunu başarıyor ve daha da yüzlercesi başaracak.

Partim içinde olmanın ayrıcalığını hep taşıdım, hissettim. Çünkü yaşadığımız dünyada ve ülkemizde ML çizgisinden taviz vermeyen, M-L’me Anadolu topraklarında hayat veren, her süreçte politika ve pratiğiyle doğruluğu defalarca kanıtlanan yegane güçtür partim.

Partim benim için hep umudu, geleceği temsil etti. İnsan olmayı, insanca yaşamayı, namuslu olmayı, vefayı, güveni, bağlılığı, sevgiyi öğretti. Alçaklıklarla dolu düzen içinde onurlu yaşamanın adıdır Partim. Geleceğin adıdır. İdeolojik-politik hattıyla, eylem çizgisiyle, adalet anlayışıyla, bu ülkede devrimi gerçekleştirecek tek güçtür.

Tarihi boyunca söylediğini yapan, yaptığını savunan, yaşamın doğrulatmadığı tek bir politikası olmayan bir partidir.

Bugün emperyalizmin azgın saldırılarıyla karşı karşıyayız. Ve büyük bir onurla, eğilip bükülmeden, çizgimizden bir milim kaymadan karşı duruyoruz. Solculuğun, sosyalizmin bayrağını taşıyoruz. Emperyalizm yok etme planları, hayalleri içinde. Bunu başaramayacağının garantisidir Partimiz. Bunun garantisidir tarihimiz, kesintisizliğimiz, 5 yıllık destanımız.

Evet bugün bir Parti-Cepheli olmanın onuru ve sorumluluğuyla yürüyorum, feda yolunda. Mutluyum çünkü ben de yaratma yolunda umudu büyütenlerden olacağım. Halkıma, vatanıma umut olup düşmanımıza gücümüzün büyüklüğünü bir kez de ben göstereceğim. Parti-Cephe’yi, Parti-Cepheliler’i teslim alamayacaklarını, devrimci iradeyi yenemeyeceklerini, halkın umudunu karartamayacaklarını bir kez de ben göstereceğim. Onursuzluğu, teslimiyeti bu ülke topraklarında yeşertemeyecekler. Köle bir halk yaratamayacaklar. Ama bir Amerikan üslerinin olmadığı, emperyalizmin kovulduğu, herkesin emeğinin hakkını alarak yaşadığı, halkımın kendi dilinde özgürce konuştuğu, kendi kaderini kendisinin tayin ettiği, Anadolu halklarının zengin topraklarımızda barış, kardeşlik içinde, kendi kendini yöneterek, kendi kendisinin efendisi olarak yaşadığı bir ülkeyi düzeni kuracağız. İşte ben bu inançlarla yürüyorum feda ateşine.

Partime bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Fedacı olmama onay verdiği için. Bana bu onuru yaşattığı için. Önderimi, Partimi, yoldaşlarımı çok seviyorum.

Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz

Yaşasın Feda Savaşımız

Mahir, Hüseyin, Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş Yaşasın Önderimiz Dursun Karataş

Yaşasın Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi Sevgi ve Saygılarımla Fatma Koyupınar.

Fatma Koyupınar’ın Son Yazıları 4:

Dayım’a Önderime

Saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Başta şunu söylemek istiyorum.

Ho Chi Minh Vietnam’ın amcası, Lenin Sovyetler’in ihtiyarıysa sende büyük ailemizin, halkımızın ve benim dayım oldun. Senin önderliğinde bir savaşçı olmaktan mutluyum, gururluyum.

Ben de birçok yoldaşım gibi 13 Eylül ihanetinden sonra önderlik bilincine vardım. Ve o zamandan bu zamana hep benimleydin. 13 Eylül ihanetiyle öndersiz bir örgütün, halkın yenilgiye mahkum olacağını iliklerime kadar hissettim. Dünya devrim tarihinde ve günümüzde yanlış önderliğin, ya da öndersiz bir hareketin halkın yenilgilerine defalarca tanık olduk oluyoruz.

Önderlik zaferin adıdır. Önderlik devrimin, savaşmanın adıdır. Tarih önderlikler yaratmaz. Önderler tarih yaratır. Sen de bizim devrim tarihimizi yazan-yaratansın. Bizim de tarihimiz senin önderliğinde yazıldı, yazılıyor, yazılacak. Ve zaferimizin altında senin imzan olacak.

Yanında, yakınında çalışmak, sesini duymak bütün yoldaşlarım gibi benim de hayalimdi. Tanıyanlardan dinlemek dahi büyük bir mutluluktu. Bugün yazıyla ulaşacak olmak bile heyecanlandırıyor beni. Ki biliyorum beni anlıyorsun.

Sevgili Dayı; yakınında olamadım evet. Ama dediğim gibi seni hep yanımda, yanıbaşımda hissettim. Her zaman en büyük güçlerimden, dayanaklarımdan biri oldun. Fedamı gerçekleştirirken de irademde olacaksın. Bunun mutluluğuyla sonsuzluğa ulaşacağım.

Bu mutlulukla önünde bir kez daha bağlılıkla eğiliyor, yaratan ellerinden saygıyla öpüyor, sevgiyle kucaklıyorum. Saygılarımla Fatma Koyupınar.

Fatma Koyupınar’ın Son Yazıları 5:

Vasiyetimdir

İlk örgütlendiğimden bugüne Antep halkını silah taraklarımızla ayağa kaldıracağımızın sohbetini yapardık. Öyle elimde silahla giremedim. Ama bedenimi silah yapıp gitmek isterim doğduğum, büyüdüğüm, örgütümle tanıştığım topraklara.

Cenazem bizim geleneklerimizle, yoldaşlarımın yapacağı şekilde kaldırılsın. Bayrağımıza sarılmak, bizim türkülerimizle gömülmek isterim. Uygun olursa Bekir’in yakınlarında bir yere gömülmek isterim. Olmazsa da elden ne gelir. Toprağından toprağıma karıştırılsın. Hemen olmaz biliyorum ama ben Fidan’ın mezarına gidemedim, yoldaşlarım toprağımdan götürsün Fidan’ın mezarına.

Anam güzel ağıt yakar, mezarım başında ağıt yaksın. Ama zılgıtlarla, türkülerimizle gömüleyim.

Bir de fıstık ağacı dikilsin mezarıma. İki senede bir de olsa, mezarlıktaki su taşıyan çocuklar o ağaçtan fıstık toplayıp yesin. Fıstık memleketidir ama her Antep’li doya doya yiyemez fıstığı.

Bir de anam bolca lahmacun yapıp dağıtsın mahalleye, en çokta çocuklara.

Başka da bir şey istemem. Sevgiler ve Saygılarımla Fatma Koyupınar.

Fatma Koyupınar’ın Son Yazıları 6: Ailem’e

Canım Anacığım, Sevgili Kardeşlerim, Canım Yeğenlerim, Eniştem, Yengelerim…

Size yıllarca hapishanelerden mektuplar yazdım. Bu mektubum ise hapishaneden yazdığım son mektup olacak. Yanınıza mektuptan önce ben geleceğim.

Biliyorsunuz ben istediğim, inandığım gibi yaşadım. Ve ölümüm de inandığım, istediğim şekilde olacak.

Sizlere yıllarca elimden geldiğince mücadelemizi, savaşımızı anlatmaya çalıştım. Zaten uzak değildiniz, bilmiyor değildiniz. Daha çocukluğumda devrimci cenazelerine girerdiniz. Tanıdığınız, sevdiğiniz birçok yoldaşımın şehitliğine üzüldünüz, anam ağıtlar yaktı onlar için.

Söylediğim gibi ben inandığım, istediğim gibi yaşamış olmaktan mutluyum. Parti-Cephe’li olmanın onurunu, mutluluğunu yaşadım. Ama sizler bütün halk gibi hak etmediğiniz bir yaşam sürdünüz, sürdürüyorsunuz. Gurbetle, ayrılıklarla, yoksulluklarla, acılarla dolu bir yaşam. Bunları da anlatmayacağım size çünkü yaşadınız, yaşıyorsunuz zaten. Böyle bir yaşamı siz de hak etmiyorsunuz, halkımız da hak etmiyor. Bilin ki devrimciliğimin bir nedeni de budur.

Anacığım, babam da sen de bize onurlu yaşamayı, başladığı işi yarım bırakmamayı, yolundan dönmemeyi öğrettiniz. Hep yanımızda oldun, hapishane kapılarında bekledin. Anaların hakkı ödenmezmiş ya anacığım. Helal süt emdim. Senin de, acı çeken bütün analarımızın da hakkını helal edeceği bir yaşamı, ölümü seçtim. Huzurluyum bu yüzden.

Devrimciliğime saygı gösterdiniz. Başı dik gezdiniz. Şehitliğimle de başı dik gezeceksiniz. Sizden son isteğim hep olduğunuz gibi bundan sonra da düşmanın karşısında dik durun. Cenazemi Parti-Cephe’nin geleneklerine uygun, yoldaşlarımın istediği gibi kaldırın.

Canım anacağım önce babamın mezarına gömüleyim dedim. Ama orası senin hakkındır.

Üzülmeyin demiyorum, biliyorum üzüleceksiniz. Ateşim düştüğü yeri yakmayacak sadece, gün gelecek devran dönecek memleketin dört bir yanında bütün düşmanlarımızı yakacak.

Canım Ailem; beni sevdiğiniz gibi sevin yoldaşlarımıda. Umut onlarda, PC’mizde.

Hepinizi ayrı ayrı, tek tek sevgiyle kucaklıyorum. Bilin ki sizi çok sevdim. Beni düşündüğünüzde hep gülün. Sevgilerimle Kızınız, bacınız, halanız, teyzeniz… Fatma Koyupınar.

Yoldaşları Yakınları Fatma Koyupınar’ı Anlatıyor

Fatma Koyupınar’ın Annesi Cennet Koyupınar Anlatıyor:

“Onur Duydum, Kızlarım Halk İçin Yapıyorlar”

Fatma, bir destan yazarak şehit düştü. En son ne zaman görüşebilmiştiniz, son konuşmalarınız neydi?

Cennet Koyupınar: En son Armutlu’da yanına gittim. Daha önce cezaevinde görüşüne de gitmiştim. Armutlu’da 20 gün kaldım. Evladımı öyle ölüme yatmış görünce dayanamadım. Kavga ettim herkesle, kendisiyle konuştum. “Seni doktora götüreyim mi?” dedim. Çok kızdı, bağırdı, “ben namussuzluk yapmam” dedi. “Bunun için mi geldin, sen benim namussuzluk yapmamı ister misin” dedi. Çaresiz kaldım. Ölüm orucunda evladını yitirmek çok acı. Savaş olsa, düşmanla savaşırken öldü dersin. Ama demek ki bu da bir savaşmış. Cezaevinde insanın silahı ne ki, tek bedeni, onunla savaşıyorlar işte.

Fatma’nın ölüm orucuna girdiğini ilk duyunca aklım gitti. Şimdiye kaç insan öldü, kızımın da öleceğini düşündüm. Bırakmasını istedim. Bana anlattı her şeyi. Devlet çözsün istedim, inşallah çözerler de ölmez diye umut ettim. Ama devletin umurunda değil. Ben onları nasıl yetiştirdim, okuttum, Fatma ölüm orucundayken bir kızımı daha kaybettim. Hemşireydi, böbrek hastasıydı. Öbür kızım öldüğünde de yanındaydım. Fatma’nın yanındayken 20 gün boyunca bütün dünyadan ziyaretçileri geldi. Herkes ona “ziyaret” gibi davranıyordu. Herkes tanıyordu. Onur duydum. Kızlarım kötü bir şey yapmıyorlar. Yanlış yol değil gittikleri. Halk için yapıyorlar.

Tutsaklara tecrit uygulanması ve direniş için ne diyeceksiniz?

Tecrit insanları öldürüyor, sakat bırakıyor. Kim tek başına yaşayabilir ki! Böyle bir şey olmaz. Artık bu zulüm bitsin, insanlar ölmesin. Bu kadar insan öldü, bakanın istifasını vermesi lazımdı. Devlet kimin devleti? Demek ki bizim devletimiz değilmiş. Biz bunu iyice anladık.

Devlet insanların kanına girmesin. İnsanların kanına giren devlet yaşar mı? Yaşamaz çöker… 6 sene de kaç insan öldü…

Fatma’nın yoldaşlarına neler söylemek istersiniz?

Hepsi evladım, onlar da ölmesin. Beni hiç yalnız bırakmadılar, hepsi sağ olsun. Geldiler cenazesinde bize çok bir iş bırakmadılar. Onlar da bir Fatma benim için. Hepsini seviyorum, gözlerinden öpüyorum.

Fatma Koyupınar’ın Kardeşi Zeliha Koyupınar Anlatıyor:

Fatma’nın direnişinin başından sonuna tanık oldun. Bu, direniş sürecinde aslında istisnai bir örnek. Bize, bir direnişçinin, gün gün gerek fiziki olarak gerek düşünceleri, duyguları açısından nasıl değişimler yaşadığını, anlatır mısın?

Zeliha Koyupınar: Gerçekten de farklı bir durum. Her anını, her değişikliği anlatabilmek mümkün değil. Ben yine de genel hatlarıyla anlatmaya çalışayım.

Direnişe başladığında çok mutluydu. Sevincinden ne yapacağını bilmiyordu. Gebze’de birlikte kalıyorduk, toplam 10 kişi. Bant töreni, kına gecesi istediği gibi oldu. Daha 40’lı günlerde zorla hastaneye kaçırıldı. Amaçları vazgeçirmekti. Bundan sonuç alamayınca yeniden hapishaneye getirdiler. Bu defa ayrı bir hücreye koydular. Ben de yanına gittim zorlamayla. Aylarca arkadaşlarımızın yüzünü görmeden kaldık. Tecrit böyle bir şey zaten. Tecrit kalksın diye ölüm orucuna başlıyorsun ve tecritte tutuluyorsun.

Fatma uzun bir süre kendi işini kendi gördü. Canlı, hareketli geçiriyordu günlerini. Ayrı olduğumuz arkadaşlara seslenir, türkü söyler onlara, türkü söyletirdi. Ağzından düşürmediği cümle, “size kurban olayım”. Zayıflıyordu ama işlerini kendi görüyordu. Aynı ekipten Faruk Kadıoğlu daha 17. gününde şehit düştü. Bundan çok etkilenmişti. İmzasını hep “F. F. F Koyupınar”, yani, “Fidan, Faruk, Fatma” diye atmaya başladı. 250’li günlere kadar bariz değişiklikler olmadı. Önce gözleri zor görmeye başladı. Ama bilincinde, yürüme ve konuşmasında bir problem olmadığı için kimse farketmiyordu. Sonra merdivenleri zor inip çıkmaya başladı ve esasta da 8 Şubat’ta yani yeniden hastaneye kaçırıldıktan sonra da artık yatağa bağımlıydı. Son iki gününe kadar bilincini kaybetmedi.

Hassas bir insandı, hep neşeliydi. Sinirli zamanları çok az olmuştur. Farkında olmadan sinirlenmişse de mutlaka özür dilerdi.

Sorduğunuz zaman dilimi yaklaşık bir yıllık. Çok farklı duyguları birlikte yaşadık. Mesela Serdar Demirel şehit düştüğünde birkaç gün içine kapandı. İki ekip arkadaşı da şehit düşmüştü. Şunun çelişkisini yaşıyordu. ‘Bir an önce hedefime ulaşayım mı yoksa uzatabileceğim kadar uzatayım mı…’ Sonradan anlattı. ‘Uzatabildiğim kadar uzatayım ki, yeni başlayacak insanlar daha geç başlasın’ kararına vardı. Feda eylemini yapamadığı için üzülüyordu. ‘Uzatırken elden ayaktan düştüm’ diyordu. Özellikle yatağa bağımlıyken ihtiyaçlarını göremediği için “size eziyet ediyorum” diye düşündüğü çok zaman oldu. 

Dediğim gibi bu sorunun cevabı çok çok kapsamlı, kısaca toparlarsam bir sene boyunca bir devrimcinin yaşayabileceği her şeyi yaşadı. Bunun için de şanslı olduğunu söylüyordu hep.

Sizinle en çok hangi konuda konuşurdu?

Hemen her konuda. Gündemlerimiz, ailemiz, direniş, şehitliğinden sonra istekleri. Eğer yaşama şansı olsaydı ne yapmak isterdi her konuda konuşurduk. En çok konuştuğumuz konu ise devrimci yaşam üzerineydi. Yaşama dair önerileri olur, mutlaka fikir de alırdı.

354 günlük sürecin sizi en çok etkileyen anını anlatabilir misiniz?

Beni en çok etkileyen tabi ki şehit düşme anıydı. Su içiriyordum damlalıkla. Birkaç yudum içti. Son verdiğim suyu yutmadı. “Fatma yutsana” dedim. Nefes almıyordu, Nabzını kontrol ettim, atıyordu. Birkaç kere daha “Fatma, Fatma” dedim, salladım. Artık nefes almıyordu. Öyle güzel, huzurlu ve acı çekmeden, belli etmeden gitti ki…

1015 dakika kalbi çalışıyordu. Bittiğinde gülümsüyordu ve elleriyle zafer işareti yapmıştı.

Kardeşini şehit veren bir devrimci olarak sizin özel olarak belirtmek istediğiniz bir şey var mı?

Kardeşimden önce yüzlerce yoldaşım şehit düştü tecrit zulmünü ortadan kaldırmak için. Hepsinde aynı şeyleri hissettim. Tabii kardeşinin direnişte olması ayrı bir sorumluluk yüklüyor. Ben Fatma’nın her anında olduğum için şanslıydım, çok şey öğrendim. Bazen onun gibi düşünerek, bazen onun yerine kendimi koyarak, bazen de kardeşi yoldaşı olarak üzerime düşeni yapmaya çalıştım. Vicdanım rahat. Artık bir şehit yakınıyım. Kahraman bir kardeşim var. Acım tahmin edemeyeceğin kadar çok. Ama eskisinden daha güçlüyüm. Çünkü güç aldığım şehitlerimizden birisi kardeşim.

Özel olarak belirtmek istediğim; Fatma sonuncu olmak istiyordu, ben de bundan sonra onun bu isteği doğrultusunda çok daha fazla çaba harcayacağım. Bu sözlerini vasiyet görüyorum.

Fatma Koyupınar’ın Ağabeyi İsmail Koyupınar:

“İnsanın İdeali İçin Ölümsüzleşmesinden Güzel Bir Şey Var Mı?”

Evet Fatmam, abı hayat suyundan bir bardak içti ve ölümsüzleşti. Ben onu en son 330’lu günlerde gördüm, yanındaydım. Şakalar yaptı. Hala bilincini yitirmemişti.

Antep’teki insanları sordu, komşular ne yapıyor, şartları nasıl? Kendisini düşünmeden hep insanlarımızı sordu. Sonra bana, sana bir türkü söyleyelim mi dedi, söylemeye başladı. Ben o an dayanamadım odadan çıktım.

Fatmam’ın ölüm orucu kararını ben duygusal olarak düşündüğüm için istemiyordum. Ama sonradan düşündüm. O kendi kararını vermişti zaten, mantıklı olmasa o kararını vermezdi. Ben ne kadar duygusal düşünürsem düşüneyim, kararına saygı duydum ve hep duyacağım. Çünkü dünyada insanın inanıp ideali düşünceleri için ölümsüz olmasından güzel bir şey var mı?

Tutsaklara tecrit uygulanmasını ve tecrite karşı direnişi nasıl değerlendiriyorsunuz? Fatma’nın yoldaşlarına buradan dergimiz aracılığıyla neler söylemek istersiniz?

Onlar tutsak değil birer savaşçılar. Gelenek olduğu gibi, savaşıyorlar ve kazanacaklar. Savaşçıları kucaklıyor ve öpüyorum. Yoldaşlarını “Fatmaca” kucaklıyorum.

(Fatma Koyupınar’ın Annesi, Kızkardeşi ve Ağabeyi ile yapılan bu röportajlar, Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm İçin YÜRÜYÜŞ dergisinin 14 Mayıs 2006 tarihli 52. Sayısında yayınlanmıştır.)

Direniş Evi’nden Ölüm Orucu Direnişçisi Yoldaşı Anlatıyor

Av. Behiç Aşçı:

“Son bir haftada bu evde birçok şey yaşadık. Fatma şehit düştü. Fatma eyleminin 350’li günlerinde idi. Durumu ağırlaşmaya başlamıştı. Son iki günde bilinci gidip gelmeye başladı. Son gün bilinci tamamen kapandı. Kendisini şubede, gözaltında zannediyordu. Direniyordu. İfade vermemeye, polis taktiklerine karşı direniyordu… O halde iken ben yanına gittim. Avukatı olduğumu belirttim ve beni hatırlayıp hatırlamadığını sordum. Benimle çok az konuştu. Kendisine gözaltında sıvı almama diye bir tavır olmadığını anlattım, bir süre düşündü sıvı almayacağını söyledi. Adeta sıvı almama irade savaşına dönüşmüştü. Almayı kabul etmedi. Biz onunla konuşmaya çalışırken sürekli ellerine bakıyordu. Bunun nedeni şehit düştüğünde anlaşılabildi. Şehit düştüğünde ellerini zafer işareti yapmıştı. Korkunç bir irade. Bilinci kapalı iken bile parmaklarını zafer işareti yapıyor. Ertesi gün şehit düştü.

Doğrusu bu kararlılık, kahramanlık karşısında söyleyecek hiçbir şey yoktur. Tecrit bir canımızı almıştır. Sayı 122 olmuştur. Ama bu sayıların her birisi bir candır. Her birisi bir insan!. Yaşayan, soluk alıp veren, düşünen birer insan. Bir kısmı ile tanışıklığımız da vardı. Anılarımız vardır. İşte öyle insanlar… onların içimizde yerleri hep farklı oldu, olacak.

Direniş Evi’nden yoldaşları, refakatçılar anlatıyor: (Fatma’ya ölümün koynundaki yolculuğunun son haftalarında eşlik eden açlık grevcileri anlatıyor)

Hatice Aşık:

“Bir konuşmamızda Fatma ‘bir gün daha mı devirdik’ dedi. Sonra ‘bir dakika gün mü bizi devirdi, biz mi günü devirdik’ diye sordu. Biz günü devirdik deyince ‘doğru cevap’ dedi. Günü biz devirdik sözünde zafere duyduğu inanç var aslında…”

Gözde Şahin:

“Fatma Abla şehit düşmeden önce görmüştüm. Yüzünde yine o kocaman gülümsemesi vardı. Anlatın diyordu, piknik nasıl geçmiş, haberlerde neler var, ziyaretçiler nasıl her şeyi ayrıntılı dinlemek istiyordu. Yorgundu, sıvı alırken zorlandığını farkettim. Ona türküler söyledik, takıldığımız bir yerde hemen araya girip tamamladı. Hafızası çok iyiydi son anına kadar, ziyaretçiler de şaşırıyordu. TAYAD’lı Lerzan isimli bir ablamız var, Fatma ablayla daha öncesinden bir tanışıklığı yok. Gebze hastanesine bir kart atmış abla adını söyleyince çıkarmış hemen “sen bana kart atmıştın, nasılsın Lerzan abla” diye. Ziyaretçisi, bu kadar acıyla, açlıkla günleri devirmişken beni nasıl çıkardı hayret ettim diyordu.

27 Nisan akşam saat 20:10’da şehit düştü, yanına geldik yoldaşları olarak selamladık onu, alnından öptük, güzeldi, yüzü gülümsüyordu. Çok mücadele verdi. Hapishane, hastane, müdahale tehditleri derken direnişin bayrağını alıp dışarı taşıdı. Açlık grevine başlamadan önce Küçükarmutlu’ya ziyaretine gitmiştim, o yorgun haline rağmen beni içeri aldı, hemen bir sigara yaktırdı beraber içtik. “Son olmak istiyorum, bu bandı kuşanan son ölüm orucu direnişçisi olmak istiyorum” diyordu. Her zaman söylediği buydu. Şehit düştüğü akşam odasında sevdiği türküleri söyledik. Karayılanı söyledik, hapishanedeki voltalarda en çok bunu söylerdi. Gurur duyuyorum yoldaşı olmaktan. Tertemiz anılarına bağlı kalacağız. Tecrit sorunu çözülmek zorunda, onurlu ve insanca yaşamak istiyoruz. Düşüncelerimizle yaşamak istiyoruz. Çözmek zorundalar.

* Sezai Demirtaş:

Fatma şehit düştükten sonra yanına gittim. Bir direnişçinin şehitliğine tanık olmak nasıl bir duygu derseniz bunu anlatmak ve tarif etmek zor ve imkansız bir şey… O anda birçok duyguyu bir anda yaşıyorsunuz, bir kahramanlık yaratmanın onur ve sevinci, diğer yanda öfke ve kinimiz tecrit politikasının yaratıcılarına karşı kat kat artıyor.

Tabii ki şunu söylemeden yapamıyoruz; “vaktimiz yok onların matemini tutmaya.” Şimdi bir hesabımız daha var sorulacak.

Fatmamızın şehitlik haberini alır almaz direniş evine tüm mahallelerden akın akın insanlar gelmeye başladı. Gelenlerin ve bizim söylenecek sözümüz yoktu. Çünkü söylenecek tüm sözleri Fatma söylemişti o anda. Şehidimizi yolcu etmeye gelenlerin gözlerinden her şey okunuyordu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yazılar