16 AĞUSTOS 1971THKP-C DAVASI

Elrom’un cezalandırılması sonrasında gelişen operasyonlarda çok sayıda THKP-C kadro ve savaşçısı tutsak düşmüştü. Aynı süreçte THKO’lulardan da çok sayıda tutsak vardı. 16 Ağustos 1971 günü THKP-C davasının ilk duruşması yapıldı. Davada tutuklu 25 THKP-C’li vardı. Mahkeme kürsülerinde oligarşinin yargılanması dönemi başlıyordu artık. THKP-C bu konuda da Türkiye devrimci hareketinde bir gelenek yaratıyordu: Mahkeme kürsülerini devrimin kürsüleri haline getirmek…

ARALIK 1971

MALTEPE ÖZGÜRLÜK EYLEMİ

THKP-C’nin, THKO’nun pek çok önder kadrosu tutsak düşmüştü. Onlar, “ilk”ler demekti. Tutsaklık koşullarında bir ilk’in daha yaratıcısı oldular. 1 Aralık 1971 tarihli gazeteler “BÜYÜK FİRAR” manşetleriyle çıktılar. THKP-C önder ve kadrolarından Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Ziya Yılmaz ile THKO önder kadrolarından Cihan Alptekin ve Ömer Ayna Maltepe Hapishanesi’nden kazdıkları tünelle özgürlük

eylemi gerçekleştirdiler.

O güne kadar birçok ilerici, komünist parti üyesi tutsak düşmüştü; ancak bir özgürlük eylemi yoktu o tarihe kadar. 1970’in devrimci kopuşunun bir tezahürüydü özgürlük eylemi. Onlar “suçlu” değildi, mücadeleleri meşruydu, “firar” da meşru haklarıydı. Bu meşruluk anlayışı, sonraki yıllarda kuşatma altındaki devrimcilerin ölüm mangalarına “asıl siz teslim olun” diyecekleri kadar pekişecekti.

SAĞ SAPMANIN İHANETİ VE TASFİYE EDİLMESİ

Mahirlerin tutsak düştüğü dönemde, dışarıda kalan THKP-C yönetici kadrolarının bir kısmı, savaşı sürdürmek yerine, “baskı dönemini atlatma” hesaplarına girdiler. Bunların başını da Merkez Komite üyesi olan Münir R. Aktolga ve Yusuf Küpeli çekiyordu. Tabii bu mücadele kaçkınlığını “mazur” gösterecek teorik gerekçeler de uydurmuşlardı. O güne kadar ki parti çizgisinin “yanlış” olduğunu, o güne kadar mahkum ettikleri sağcı, revizyonist görüşlerin ise “aslında” doğru olduğunu söylemeye başlamış, pasifistliklerini gizlemek için de bu ucube teorinin arasına “silahlı işçi timleri kurmak” gibi göz boyamaya yönelik görüşler eklemişlerdi. Konumlarını da kullanarak bu görüşlerini sinsice partiye kabul ettirmeye

çalışıyorlardı.

Tasfiyecilerin hesabı Mahirlerin dışarı çıkmasıyla bozuldu. Önce Mahirle tartışmaktan kaçtılar. Ama bir yere kadar kaçabilirlerdi. Sonunda çeşitli görüşmeler, tartışmalar yapıldı. Bu tartışmaların sonucunda “Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Orhan Savaşçı, Ziya Yılmaz, Ertuğrul Kürkçü” imzalı bir açıklamayla, sağ

sapma içinde olanlar partiden ihraç edilerek ihanetin önü kesildi. Tasfiyeciler tasfiye edildiler.

Ankara’daki Parti-Cepheli’lerin bu sapmaya karşı tavır alarak yayınladığı bildiri, tarihsel değerdedir. Bir yerinde şöyle deniyordu bu bildirinin:

“Partimizin ismi Türkiye Devrimine kanla kazandırılmıştır. Partimizin şerefli mirasını ve geçmişini reddederek onun adına sahip çıkmaya kalkışan (leş kargalarının) partimizin içinde yeri olamaz.

… Bugün parti içinde bu görüşleri yayan, partinin hiçbir organının kararı olmaksızın bir avuç yüreksizin görüşlerini partiye egemen kılmaya çabalayanlar, dün birlikte savaştığımız kişiler olabilir. Onun bugün bizim için hiçbir önemi yoktur.

Bizleri birleştiren başlıca bağlayıcı faktör Marksizm-Leninizm’dir. Bizler kişilere bağlı değil Marksizm-Leninizm’e bağlıyız.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yazılar