Home Gündem 1987 MİGROS GREVİ: Devrimci İşçi Önderliğinin Sarı Sendikacılığa Karşı Zaferi

1987 MİGROS GREVİ: Devrimci İşçi Önderliğinin Sarı Sendikacılığa Karşı Zaferi

0

Migros işçilerinin direnişi ikinci haftasında devam ediyor.
Migros grevi, kısa sürede tüm işçi sınıfının, ilerici demokrat kurumların desteğini aldı.
Çünkü Migros’un, işçi sınıfının mücadele tarihinde özel bir yeri vardır.
Migros, sendikaların kapatıldığı, işçi sınıfının ezildiği 12 Eylül Faşist cuntasının yarattığı baskı ve karanlık ortamından çıkışın adıdır.
Migros’ta 1987 yılında gerçekleştirilen grev, 12 Eylül 1980 sonrası ilk örgütlü işçi grevidir. Migros grevi, 12 Eylül sonrası işçi sınıfının ilk büyük zaferidir.
Tarihin ışığında, 1987’ye dönüp, o günün Migros grevine biraz daha yakından bakalım.


DİRENİŞİN TOHUMLARI 1980 ÖNCESİNDE

Migros Grevi 1987’de yaşanmış olsa da aslında migros işçilerinin Devrimci İşçi Hareketi öncülüğünde örgütlenme süreci 1980 cuntası öncesine dayanır.
Migros işçileri Tez-Koop-İş bünyesine geçmeden önce bağımsız PAKSAT-İŞ Sendikası’na bağlıydılar.
Paksat-İş, 1972 yılında bir işyeri sendikası olarak Migros bünyesinde kurulmuştu. 1975 yılında Migros Koç Holding bünyesine geçti. Sendika 1980 yılının Nisan ayına kadar patronların denetiminde sarı bir sendikadır. Ondan önce birkaç kez sendika değiştirmek isteyen Migros işçilerinin bu çabaları, patronların yoğun baskıları ve işten çıkarmalar sonucu başarıya ulaşamamıştır.
En son 1976 yılında o zamanki adı Teknik-İş olan bir sendikaya geçmek üzere başlatılan direniş, büyük bir katılım olmasına rağmen Teknik-İş yöneticilerinin uzlaşmacı ve pasif tutumları nedeniyle başarıya ulaşamamış, bu direnişte 18 öncü işçi de işten atılmıştı.
1979 yılında devrimci, ilerici Migros işçileri, mevcut sarı PAKSAT-İŞ Sendikası’nı içerden ele geçirme hedefini önlerine koyarlar. Nitekim 28 Nisan 1980 tarihinde yapılan sendika genel kurulunda, işçiler ezici bir çoğunlukla seçimi kazanarak gerçek temsilcilerini yönetime getirir.
Askeri idare amirlerinin yönettiği Koç Holding MİGROS’unda devrimci işçiler gizlilik temelinde bir çalışmayla sonuca ulaşmışlardır.
Paksat-İş Sendikası genel kurulundan hemen sonra patronun getirmiş olduğu disiplin yaptırımlarına karşı 3 günlük bir direniş gerçekleştirildi ve işçiler bu yaptırımlara geçit vermediler.

MİGROS’TA BİR MASA; MASADA DİH VE İBRAHİM ERDOĞAN!

1980 askeri faşist cuntasından kısa süre önce yapılan toplu iş sözleşmesi, Migros ambarlarından birinde yapılır. Ambarın ortasında bir masa ve etrafında işçiler vardır.
Masanın bir tarafında Migros patronlarının temsilcileri, diğer tarafta ise sendikacılar ve devrimci işçi hareketinin önderlerinden biri olan İbrahim Erdoğan vardır.
Sendika, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde o dönem Türkiye standartlarında iyi bir sözleşme imzalayarak Migros işçilerinin sempati, güven ve desteğini alır.
12 Eylül sonrasında Paksat-İş Sendikası, 2821-2822 sayılı yasalarla getirilen % 10 baraj nedeniyle TÜRK-İŞ’e bağlı Tez-Koop-İş Sendikası’na katılmak zorunda kalır. 1985 yılında Tez-Koop-İş Sendikası bir toplu sözleşme yapmış, ancak içinde bulunulan şartlar ve koşullarda bu sözleşme çok da başarılı geçmemiştir. Üstüne paranın değeri düşmüş ve zamlar başını almış gitmiştir. Kısacası 1987 yılına gelindiğinde işçilerin elinde iki sene önce imzaladıkları sözleşmeden geriye pek bir şey kalmamıştır.

33 MİGROS MAĞAZASINDA 1100 İŞÇİ İLE GREV!

Migros işçileri, işte bu koşullar altında grev kararı aldılar.
Sendikaların büyük kısmı “bu yasalarla grev yapılmaz” diyerek, pasifizmlerine kılıf uydurmaktadırlar.
Migros’ta ise devrimci işçi hareketinin önderliğinde cüretle grev kararı alındı.
20 Ağustos 1987 Perşembe günü..
Migros’un Aksaray mağazasının önü, binlerce insanla dolmuştu. İşçilerin ve İStanbul halkının katılımıyla
düzenlenen greve başlama töreni, işçi sınıfına vurulan kelepçelerin koparılıp atıldığını ilan ediyordu.
Alkışlar arasında konuşan Tez-Koop-İş Sendikası 3 No’lu Şube Başkanı ve DİH’li bir işçi olan Aynur Karaaslan Migros grevine ilişkin şöyle diyordu:
“Grevimiz yalnızca ‘ekmek’ için değil, ama ayı zamanda demokrasi mücadelesinde bir araç olacaktır. Çünkü ‘ekmek’ ancak demokratik haklarla güvence altına alınabilir, sürekli kılınabilir.”
MİGROS İŞÇİLERİ;

  • ücret artışı,
  • iş güvencesi,
  • işçilerin kişiliklerine saygı duyulan bir çalışma düzeni, – işçi sağlığı ve iş güvenliği,
  • işin sevk ve idaresinde söz hakkı
    talepleriyle greve başladı.

TOPLU SÖZLEŞMEYE VE GREVE, DİH ÖNCÜLÜĞÜNDE DEMOKRATİK HAZIRLIK

Migros’ta grev öncesinde başlayan toplu iş sözleşme hazırlıkları ve grev kararı, sendikal demokrasi işletilerek alındı; taslak, tüm işçilerin görüş ve önerileri alınarak hazırlandı.
Sendika başkanı Aynur Karaaslan, toplu iş sözleşmesi teklif tasarısının nasıl hazırlandığını o zaman yayınlanan Yeni Çözüm Dergisi’ne şöyle anlatmıştı;
“Bu teklif tasarısının nasıl hazırlandığına gelince, 15 Mart’ta yaptığımız olağanüstü genel kurul öncesine gitmek gerekiyor. … Şube başkanlığına da bu kongrede geldim.
… Öncelikle çok dağınık olan Migros iş yerlerini, Merkez Depo, Şişli, Kadıköy ve Hatboyu olmak üzere dört bölgeye ayırdık. Her bölgede demokratik bir şekilde, ilkelerimize ve demokratik çalışma anlayışımıza göre komiteler kurduk.
Bu komiteler, mağazalarda işçilerin önerilerini aldı. Anketler düzenlendi. Toplanan bu anket ve öneriler… Temsilciler Meclisi’nde gözden geçirildikten sonra, teklif tasarısı haline geldi ve işverene verildi.
Kongreye giderken işçi ve delege arkadaşlara bu programımızı anlattık, benimsedi ve ezici bir çoğunlukla, neredeyse oy birliğiyle kolektif çalışma içinde bulunduğumuz arkadaşlar bir ekip halinde yönetime seçildik.”

33 MAĞAZADA 33 ÇADIR

Devrimci İşçi Hareketi, Migros Mağazalarının İstanbul’un en merkezi yerlerinde olmasını bir avantaja çevirdi. Sadece işçiler değil, İstanbul halkı da grevin etkin destekçileriydi. Geniş bir ajitasyon-propaganda faaliyeti ile birlikte İstanbul’un merkezi yerlerinde tam 33 korunaklı çadır kuruldu. Polis-patron işbirliğiyle bu çadırlara defalarca saldırı oldu, ama onlar yıktıkça her seferinde çadırlar yeniden kuruldu. Bu saldırılar halkın gözleri önünde oluyordu. Halk ile işçilerin birliği sağlanarak dayanışma büyütüldü.
Çadır deyip geçmeyin. 12 Eylül faşist cuntası, grev çadırlarını yasaklamıştı. Grevlerde davul zurna çalmayı bile yasaklayan yasalar çıkarıldı. Çünkü bunlar önemliydi.
Migros grevi, grev çadırı yasağını kırdı, grev kulübesi inşa etti. Fiilen grev çadırı kurmayı, kitlesel ziyaretler yapmayı, davul- zurna çalıp halay çekmeyi de polisle çatışarak fiilen kazanarak işçi sınıfına yeniden armağan etmiştir.

HALKLA BÜTÜNLEŞEN BİR GREV!

12 Eylül sonrası yapılan yeni düzenlemelerin biri de, işçi sınıfının diğer emekçi halkla olan dayanışmasını engellemek olmuştur. Bu nedenle sendikaların gelirleri sınırlanmış, grev fonu düşürülmüş ve sendikalara idari ve mali denetim getirilmiştir.
Tüm olumsuzluklara rağmen baştan sona ilerici-yurtsever-devrimci gençliğin destek ve dayanışmasına sahne olan Migros Grevi, demokratik kitle örgütleri, kardeş sendikalar, fabrikalar ve İstanbul giecekondularındaki yoksul mahalle halkı tarafından da desteklenmiştir. Sonunda çadır hakkı fiilen kazanılmış oldu. Migros patronlarının sarı sendika ve polisle birlikte kurduğu tuzaklar boşa çıkartıldı.

GREV KIRICILIĞINA MİLİTAN MÜDAHALE

Daha grevin birinci günü Koçlar, korsan satışlar yapmaya başladılar. Yasanın grevdeki işyerinden mal çıkartılamayacağı hükmüne rağmen, yasaları korumakla(!) görevli devlet kurumlarının kılı bile kıpırdamadı.
Migros işçilerinin ve sendikanın Bölge Çalışma Müdürlüğü’ne, Sendikalar Masası’na, İstanbul Vilayeti’ne, ve diğer kurumlara yaptıkları tüm başvurulara “bu konu bizim yetkimiz dışındadır” cevabı verildi.
Ama Migros işçileri oturup beklemediler.
Kendi göbeklerini kendileri keserek, İstinye’de Türkay Kibrit Fabrikası’nda, İstanbul Hali’nde, Belgrat Ormanları’nda yapılan korsan satışa fiili olarak el koydular.
Ayrıca Bölge Çalışma Müdürlüğü’nün bu taraflı tutumu, Migros işçilerinin düzenlediği bir yürüyüşle protesto edildi.
600 civarındaki Migros işçisi Bölge Çalışma Müdürlüğü’nü basarak, haklarına sahip çıktılar.

PATRONLARIN MEKTUPLARINA CEVAP: “BU LAFLARA KARNIMIZ TOK!”

Migros grevini bitirmeye çalışan patronlar grevdeki işçileri tehdit eden mektuplar gönderdiler.
İşçiler ise gönderilen mektupların arkasına “bu laflara karnımız tok” yazarak, mektupları gerisin geri postaladılar.
Migros patronları, direnişi bitirmek için gazetelere yalan haber yaptırmaktan, polisi işçilerin üzerine salmaya kadar birçok yöntem denediler. Ama başaramadılar.
Hiçbir baskı, Migros grevine geri adım attıramadı.
atboyu ve
Bu militan tavır, Şube yönetiminin işlettiği demokrasi ve eğitimle yakından ilgiliydi.
Grev sürecinde haftalık bölgesel ve aylık genel toplantılar yapılarak işçilerin duyarlılığı hep diri tutuldu.
İşçiler grevin bir “savaş okulu” olduğunu her gün yaşayarak gördü. Bu okulda dostu ve düşmanı çıplak olarak tanıdı.

ZAFER MİGROS’UN… ZAFER DEVRİMCİ ÖNDERLİĞİN!

Grevin 133. günüydü.
Migros patronları geri adım atmak zorunda kaldılar ve toplu sözleşme masasına oturacaklarını açıkladılar.
Zafer Migros işçilerinin oldu.
Migros greviyle, işçi sınıfının grevli-grevsiz mücadele yolu yeniden açılmıştır. Migros grevi, her türlü demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı 12 Eylül yasalarını yırtıp atmıştır.
Bağıtlanan toplu sözleşmeyle ücretlerde
önemli oranda artış elde edildi. Sosyal haklarda % 300
gibi ciddi kazanımlar sağlandı.
12 Eylül sonrasının EN UZUN grevi olan, Devrimci İşçi Hareketi önderliğinde yapılan Migros Grevi, yalnızca ekonomik ve sosyal hak sağlamakla kalmadı, çalışma şartlarında, iş güvenliğinde ileri haklar elde ederek ve işçilik onurunun kazanılmasını sağlayarak zaferle sonuçlandı.
Migros Grevi hem sağlanan ekonomik ve sosyal şartlar hem de işçi sınıfının sendikal mücadelesine yaptığı
kazanımlar açısından başarılı bir grevdir. Bu başarının kaynağında gerici genel merkeze rağmen şube düzeyinde
greve önderlik eden Devrimci İşçi Hareketi vardır.

MİGROS ZAFERİNİN TEMELLERİ

Migros işçilerinin grevi, öncesi ve sonrası ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde, işçilerin mücadelenin bir parçası değil ASLİ UNSURU olduğu görülür.
Grev öncesi ve grev süreci boyunca demokrasi işletilmiş, işçilerin ortak kararıyla hareket edilmiştir.
Tüm Migros iş yerlerinde komiteler kurulmuştur. Komiteler, bu grevin zaferinin en önemli temellerinden biridir.
Sendika ve işçi komitelerinin, meclislerinin birlikte çalışabileceği bu grevde somut olarak görülmüştür.
Bugünün pek çok sendikacısı İşçi Meclisleri adını duyunca, “ne gerek var sendika var ya…” diyorlar. Oysa Migros Grevi bu statükocu itirazı o günlerden yırtıp atmıştır.
Migros grevi, devrimci sendikacılık ile sarı sendikacılık arasındaki çizgiyi açıkça göstermektedir. Tarih, devrimci önderlikle, tek bir sendika şubesinin dahi “koskoca” Koç Holding’e nasıl diz çöktürdüğünü yazmıştır.
Bu mücadele içinde burjuvazinin tüm kurumları Koçlar’ın yardımına koşmuştur. Polisi, basını, çalışma bölge müdürlüğü, sarı sendikalar vs. burjuvazinin tüm kurumları işçilerin karşısında yer aldı. Ama zafer işçilerindi.
Bu da asıl güçlü olanın tüm kurumlarıyla burjuvazi ve patronlar değil, örgütlü işçiler olduğunu bir kez daha göstermiştir.

*Migros direniş tarihi yazısı Gerçek Haber Ajansı’ndan alınmıştır…

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Exit mobile version