Home Seslendirme Kırmızı Pazartesilerimiz / Av. Naim Eminoğlu

Kırmızı Pazartesilerimiz / Av. Naim Eminoğlu

0

Yetiştirmem gereken istinaf dilekçesinin düşüncesiyle 04.02’de uyandım. Israrla çalan ve adeta “uyanmazsan dilekçe yetişmez diyen telefonun alarmını kapattım. Beynimin açılması ve dün aklımda oluşturduğum dilekçenin yeniden beyin hücrelerime gelmesi için soğuk suyun altına attım kendimi. Dilekçemi yazmaya hazırdım artık. Bilgisayarımı açtım ve UYAP’tan dosyayı incelemeye başladım. Dilekçenin ilk cümlesini bitirmiştim ki telefonuma pek çok bildirim geldi. Gecenin bu saatinde hayırdır. Saat 04:30’u geçiyordu. Telefonu elime aldığımda deprem olduğunu anlamıştım. Hızla televizyonu açıp haber kanallarında gezindim. Bir yandan “eyvah!” diyordum, “çocukluktan beri beklediğimiz o büyük Maraş depremi oldu sanırım.” O anda büyük bir telaşla annemi aradım. İkinci çalışta telefonu açtılar. “Oğlum ev biraz yerinden oynadı, hafif sağ yattı ama çıktık. Her yer yıkılmış, elektrik yok, çarşıya doğru iniyoruz.” dedi. Onlara apartman olmayan yere geçin dedim ve çok uzatmadan kapattık telefonları. Sabaha kadar ne olduğunu anlama çabasıyla geçti. Televizyonlar Amed’i, Antep’i, , Antep’i, Adana’yı ve Elazığ’ı gösteriyordu ama Maraş, Adıyaman ve Hatay’dan tek bir görüntü dahi yoktu. Saat 8’e gelirken avukat arkadaşlarım büroya geldi, sarıldık. Annemlerin iyi olduğunu ama Maraş’tan haber olmadığını söyledim. Annem ve kardeşimle yaptığım ilk konuşmadan sonra defalarca denememe rağmen telefonlarına ulaşamamıştım. O sıralar araba sürmeyi yeni öğreniyordum. Bu ehliyet bugünler için alınmamış mıydı? Arabaya bürodan ne bulduysak yükledik ve hızla yola çıktım. Tam bir bilinmezliğe doğru yol alıyordum sanki ama bu depremi biliyordum, çocukluğumdan beri bekliyordum. Ve bütün Maraş halkı da biliyordu, devlet de biliyordu. Arabayla ilerlerken Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” kitabının kapağı gözümün önüne geliyordu sürekli.Ankara’ya vardığımda zincirleme kaza nedeniyle yolların kapalı olduğunu öğrendim. Ankara’dan Maraş’a giden iki yol vardır. Biri Adana üzerinden -orada depremden dolayı otoban çökmüştü- diğeri ise Kayseri üzerinden. Orada ise zincirleme kaza olmuştu. Tabi ikinci depremin olduğu bilgisini ancak Ankara’ya varınca almıştım. Yine annemleri aradım, yok telefonlar çekmiyordu. Ankara’da mecburen 4-5 saat kaldıktan sonra araba kullanabilen bir avukat arkadaşımı yanıma alıp yeniden yola düştüm. O esnada kardeşim aradı “Abi, Maraş yok olmuş, her yer yıkılmış” diyordu sesi. Bir an önce Maraş’a varmak istiyordum ama bir yandan da gerçekle yüzleşmek beni korkutuyordu…7 Şubat günü akşama doğru Maraş’a varabildim. Depremin ikinci günü olmuştu ama hala elektrik yoktu. Devlet, belediye, polis, jandarma, zabıta depremle birlikte yok olmuştu adeta. Enkazların başında çaresiz bekleyen insanlar… Şehirden kaçmaya çalışanlar… Ters yönden gelen arabalar… İnanılmaz bir anın içerisindeydik ve rüyadaydık sanki… Çocukluğumun şehri, büyüdüğüm şehir Maraş yerle bir olmuştu…Mekanla insan arasındaki bağ sandığımızdan daha güçlüydü belki de… Annemi gördüm sonra kardeşlerimi… Babamı kaybetmemiz ilk depremdi, bu ikincisi oldu. Büyüdüğümüz, babamın binbir zorlukla yaptırdığı evi görmek istedim ama cesaret edemedim.O esnada İstanbul’dan bir müvekkilim aradı kardeşi ve yeğeni enkaz altındaydı. Bu haberi alınca hızla enkaz başına gittik. Orada müvekkilimin diğer yeğeni ile buluştuk. Konuşmaya çalıştık ama olmuyordu. O an kendime çok kızdım neden elimden bir şey gelmiyor diye…Yıkılan Hacı Ömer Apartmanı’ydı. Başında bekledik, öfkelendik. Arama kurtarmayı geçtim koca Maraş’ta bu işleri soracağımız bir tane devlet memuru/görevli dahi yoktu sanki. Saatler geçiyor on binler enkaz altında can veriyordu.Hacı Ömer Apartmanı yıkılan binlerce binadan sadece biriydi… Zor olsa da ileride müvekkillerim olacak bu insanlardan ayrıldık. Kıyamet nasıl bir şeydi sahi… Maraş’ın, Hatay’ın yaşadığı, bize zorla yaşatılan kıyamet değil de neydi? Yıllardır herkes biliyordu… Hiç okuma yazma bilmeyen rahmetlik dedemden deprem profesörlerine herkes ama herkes.Su ve elektriğin olmadığı Maraş’ta durmanın bir anlamı olmadığını düşünenler yani hayatta kalanlar kaçıyordu. Maraş’ta güneş batıyordu toz bulutlarının ardından. Acaba doğacak mıydı tekrar… Hatay’da, Adıyaman’da doğar mıydı acaba?3 yıl geçti. Hala karanlık bizim oralar… Güneşin doğacağına inançla adalet mücadelesi vermeye devam ediyoruz…Yoksullar ve Adalet Mücadelesi kazanacak!

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Exit mobile version