Home Karanfil Karanfillerimizden Öğreniyoruz: Gökçe Şahin, Şengül Gülsoy, Turan Şahin

Karanfillerimizden Öğreniyoruz: Gökçe Şahin, Şengül Gülsoy, Turan Şahin

0

Gökçe ŞAHİN, Şengül GÜLSOY, Turan ŞAHİN

20 Mart 2002 tarihinde Ordu’nun Ünye ilçesinin Yeşilkent beldesi yakınlarında DHKC Karadeniz Bölge Komutanlığı’na bağlı gerilla birliği ile Jandarma Özel Timleri arasında çıkan çatışmada birlik komutanı Gökçe Şahin, Şengül Gülsoy ve Turan Şahin şehit düştü.

Gökçe Şahin, 1976 yılında Ankara’da doğdu. 1994 yılında Hacettepe Üniversitesi öğrencisiyken DEV-GENÇ örgütlenmesi içinde yer aldı. Gençlik örgütlenmesi ve mücadelesi içinde çeşitli sorumluluklar üstlendi. Akademik demokratik mücadelede yer aldığı için üniversiteden atıldı. 1995 yılında tutsak düştü. Tutsaklığı sona erdiğinde yeniden görevler üstlendi. Temmuz 1998’de Karadeniz gerilla birliğine katıldı.

Şengül Gülsoy, 1979 yılında Sivas ili İmranlı ilçesi Başlıca (Arikan) köyünde doğdu. 1987’de ailesiyle İstanbul’a göçtüler. Şengül Gülsoy sadece ilkokulu okuyabildi. İstanbul’da birçok konfeksiyon atölyesinde çalıştı. 1995 1 Mayıs’ına Cephe kortejinde katıldı. Birçok kez gözaltına alındı. Mahalli örgütlenmede sorumluluklar üstlendi. 1998 yılında gerilla birliğine katıldı.

Turan Şahin, 1980 yılında Tokat Almus’ta doğdu. Gerillaya katılma isteği kabul edilmeden ailesi tarafından İstanbul’a gönderildi. Dört yıl bir emekçi olarak İstanbul’da çalıştı. İstanbul’da gördüğü, yaşadığı her şey sadece gerilla olma isteğini artırdı. Sömürü, zulüm ve yoksulluğun ücra köylerden büyük şehirlere kadar aynen sürdüğüne tanık oldu. İstanbul’da Devrimci Hareketle ilişki kurdu. Ekim 1997’de gerillaya katıldı.

***

Cephe Anlatıyor:

Gecekondularda, Hapishanelerde, Dağlarda… Her Yerde Direniş ve Savaş Var! Her Yerde Direniş ve Savaş Sürecek!

…Halk kurtuluş savaşımızın dağlardaki öncülerinden üçü, Gökçe Şahin, Şengül Gülsoy ve Turan Şahin,bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm bayrağını dağlarda onurla, cüretle, gururla dalgalandırarak son nefeslerini verdiler.

Bu ülkenin her yanı, bir savaş cephesi.

Bu ülkenin her karışında sömürü ve zulüm var.

Sömürü ve zulüm düzenini yerle bir etmek için, ülkemizin her yanı bizim için bir savaş alanı.

Devrim güçleri ne yalnız hapishanelerde ne yalnız gecekondularda ne yalnız fabrikalarda ne yalnız dağlardadır; halkın olduğu her yerdedirler.

Başka alanlarda olduğu gibi, dağlarda da yüzlerce savaşçımız oligarşi tarafından katledildi bugüne kadar. Şehirlerde katlettiler, dağlarda katlettiler, hapishanelerde katlettiler ve hep aynı “zafer” çığlıklarını attılar; “artık bittiler, artık bir amaçları yok, artık…” İşte böyle dedikleri her anda, şurada veya burada ortaya çıkan bir direniş, kurulan bir barikat, sıkılan bir kurşun, bu ülkedeki savaş ve devrimci mücadele gerçeğini gösterdi herkese.

Bu zulüm ve sömürü oldukça, devrim mücadelesi bitmez.

Ülkemizin dağlarında ve şehirlerinde, halk oldukça, gerilla da tükenmez.

Kim Bu Dağlardakiler?

“Anarşistler” mi, “Teröristler” mi? Herkesin bu sorunun cevabından öğreneceği çok şey vardır. Dağlardakiler amaçsız, silah meraklısı oldukları için macera olsun diye dağlarda değiller.

Dağlarda savaşanlar, halktır. Bu ülkenin yoksul, ezilen halkıdır. Savaşmak, kırsal alandaki halk kitleleriniörgütlemek, oligarşinin iktidarını yıkıp halkın iktidarınıkurma mücadelesinin askeri gücünü oluşturmak için dağlardalar.

Omuzlarında silahlarla dağlarda dolaşanlar, belki düne kadar komşunuzdu, iş yerinde iş arkadaşınız, okulda sıra arkadaşınızdı.

İşte Ordu’daki çatışmada şehit düşen savaşçılarımız;

Turan, 11 yaşındayken tanıdı gerillaları. 13 yaşında gerillaya katılmak istedi. Komutan Cömert Özen yaşından dolayı kabul etmedi bu isteğini. Ailesi, onun gerilla olmasını engellemek için İstanbul’a gönderdi. Ama o isteğinden vazgeçmedi. 17 yaşında alnı kızıl yıldızlı bereyi takarak bir halk kurtuluş savaşçısı oldu.

Şengül, yoksul bir köylü ailesinin çocuğuydu. Yoksulluk onun ilkokuldan sonrasını okumasına izin vermedi. Köyden kente göç ettiler. Kentte sömürüyü doğrudan yaşadı ve yeniden köye, dağlara döndü; bu kez bilinçli bir yoksul köylü ve elinde silah bir halk savaşçısı olarak dönüyordu.

Acıyı bilmeyenler, yoksulluğu bilmeyenler, köylerimizin, gecekondularımızın her köşesinden fışkıran zulmü bilmeyenler,

Yoksul köylü kızlarının, gecekondu emekçilerinin gerilla olma isteğini de, hasbelkader yüksekokullarda okuyabilen insanlarımızın doktor olmayı, mühendis olmayı reddedip halk kurtuluş savaşçısı olmasını da anlayamaz.

Turanların çocuk yaşta gerilla olmak isteğini anlayamaz.

Ve aynı kişiler, yüzlerce tutsağın hücrelerde ölüme yatmasını anlayamaz.

Bu, büyük bir özgürlük tutkusudur.

Büyük bir halk ve vatan sevgisidir.

Bunlardan uzak olanlar, dağlarda savaşan, hücrelerde direnen bu sevgiyi ve öfkeyi anlayamaz.

Bu direniş ve savaşı vareden, bu sınırsız sevgi ve bu sınırsız öfkedir. Her devrimcinin, her savaşçının, sevgisi halk sevgisi, öfkesi, halkı sömüren ve zulmedenlere öfkesidir.

İşte bu inanç, bu dava adamlığı, her türlü sapmanın önünde bir barikat oluyor. Devrim umudunu, devrim iddiasını, devrime yürüyüşü sürdürüyor. Emperyalistlerin, oligarşilerin yoketme, teslim alma planlarını suya düşürüyor.

(Bu anlatım, birlikte şehit düşen Gökçe Şahin, Şengül Gülsoy ve Turan Şahin’in şehit düşmeleri üzerine DHKC Basın Bürosu tarafından yapılan açıklamadan alınmıştır.)

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Exit mobile version