BİRGÜN GAZETESİ, İŞBİRLİKÇİ TEKEL KOÇ HOLDİNG’İN 100. YIL REKLAMINI TAM SAYFA YAYINLADI!
İlan Ne Diyor?
“KOÇ TOPLULUĞU 100 YAŞINDA
Unutulmaz
YÜZLERLE DOLU
BİZİM 100’ÜMÜZ
Koç Topluluğu olarak bayrağımızı dünyanın dört bir yanında dalgalandırdığımız, başarılar ve ilklerle dolu bir yüzyılı geride bıraktık.
Bugün, gelecek 100 yılı kutluyoruz.
Aynı inanç, aynı vizyon, aynı vatan sevgisiyle.
Unutulmayan yüzlerin ışığında, unutulmayacak yüzlere…
Sonsuz teşekkürlerimizle.”
Vehbi Koç Kimdir?
12 Eylül Cuntası’nın Faşist Şefi Kenan Evren’e Mektup Yazan İşbirlikçi Tekeldir Ne Diyor Mektubunda?
“Emrinize amadeyim.”
Şimdi BirGün Gazetesi, Vehbi Koç’un Emrine Amade… TASFİYECİLİK; YENİLGİNİN İDEOLOJİSİDİR, YENİLMİŞLİKTİR Yenikler, Kendilerini Düşmanlarının İcazetinde Meşrulaştırmak ve Yaşatmak İsterler
TASFİYECİLER, DEVRİM KAÇKINIDIRLAR
Kaçtıkları Yer Devrim, Gittikleri Yer Koç Holding’in Emrine Girmektir, Satılmışlıktır!
Tasfiyeciler, sadece kendilerini tasfiye edebilirler; çünkü
TASFİYE: Yok etmek, ortadan kaldırmak, işine son vermektir.
Tasfiye; bir örgütün fiziksel veya ideolojik olarak devrim mücadelesinden uzaklaştırılması, yok edilmesi, ortadan kaldırılmasıdır.
Bir düşüncenin ortadan kaldırılması, yok edilmesi veya özünün bozulması, yozlaştırılmasıdır.
Yok Olanlar, Kimseyi Yok Edemezler;
ÇÜNKÜ ZATEN KENDİLERİNİ YOK ETMİŞLERDİR!
DEVRİMCİ YOL’UN DÜNDEN BUGÜNE DEĞİŞMEYEN GERÇEĞİ: TASFİYECİLİK!
DEVRİMCİ YOL’CULARIN İŞİ GÜCÜ, RÜYASI DÜŞÜ
ÜLKEMİZİN İLK KAN EMİCİ FAŞİST HOLDİNGİNİN KURUCUSU VEHBİ KOÇ OLMAKTIR!
BİRGÜN GAZETESİ, İŞBİRLİKÇİ TEKEL KOÇ HOLDİNG’İN 100. YIL REKLAMINI TAM SAYFA YAYINLADI!
TASFİYECİLER, İSTEDİKLERİ KADAR DEVRİM VE DEVRİMCİ DÜŞMANLIĞI YAPSINLAR, ASLA KOÇLARIN DÜNYASINA GİREMEZLER!
TASFİYE: Yok etmek, ortadan kaldırmak, işine son vermektir. Belirli kişi veya kişileri ideolojik, siyasi, dini yahut toplumsal anlamda belirli bir çevreden ayırmak, dışlamak anlamında kullanılır.
Siyasi anlamıyla tasfiye; bir örgütün fiziksel veya ideolojik olarak devrim mücadelesinden uzaklaştırılması, yok edilmesi, ortadan kaldırılmasıdır.
Mahir Çayan’ın stratejisini, politikalarının halkta karşılık bulmasını engelleyemeyen Devrimci Yol ne yapmıştır? Özünü bozup yozlaştırmaya, devrimi ve devrimciliği tasfiyeye girişmiştir. Silahlı mücadele başta olmak üzere, Marksist-Leninist ideolojiye, siyasete, ahlaka dair ne varsa hepsini çürütme çabasının öncüsü olmuştur.
Ancak tarihsel bir gerçektir; yok olanlar, kimseyi yok edemezler; ÇÜNKÜ ZATEN KENDİLERİNİ YOK ETMİŞLERDİR!
İşte Devrimci Yol’un tarihi: h
-Şehitlere ve halka ihanet!
-Devrime ve tarihe sırt dönme!
-Direnmeme!
-Uzlaşma!
-Teslimiyet!
-Sivil toplumculuk!
-Yozlaşma!
-Kirlenme!
-Ahlaki çöküş!
-Celladına özenme…
THKP-C ve Mahir Çayan geleneğini sürdürdüğünü iddia eden, kendine “sol, sosyalist” sıfatlarını yakıştıran Devrimci Yol (DY) ve devamcılarında; burjuva ideolojisine dair aklınıza ne gelirse vardır.
Onlar devrimi, devrimciliği, direnişleri, direnişçileri tasfiye etmekle yükümlüdürler. Bu yüzden;
-12 Eylül 1980 Amerikancı faşist cunta sonrası soluğu Avrupa’da alıp mültecileşmişlerdir.
-Yurt dışına kaçamayanlar faşizmin mahkemelerinde “biz örgüt değil, dergi çevresiyiz. Faşizme karşı değil, faşistlere karşı mücadele ettik” diyerek öncelikle savunduklarını iddia ettikleri kendi inançlarını tasfiye etmişlerdir.
-Hapishanelerde direnmemiş, en kitlesel oldukları Mamak Hapishanesi’nde tek sıra asker tıraşlarıyla selam verip faşist marşlar söylemiş, teslimiyeti ifade eden ‘MAMAKLAŞMA’ deyimini sol literatüre sokmuşlardır.
-Silahlı mücadeleyi yani kendilerini tasfiye ettikleri için on yıllarca, hapishanelerde tek bir tutsağı olmamış, sürekli faşizmle yönetilen bir ülkede tek bir bedel ödememişlerdir.
-Ayşegül Devecioğlu, NATO’nun tecrit ve tasfiye kararına karşı ölüm orucu yapan DHKP-C tutsaklarını kastederek “Aynı mahalleden değiliz. Gittiğimiz lokantalar bile farklı” demiştir.
-F Tiplerine karşı Büyük Direniş sürerken “Aşkın ve Devrimin Partisi” ÖDP, “ACİL ACİL ACİL” başlığıyla il örgütlerine faks çekip “TAYAD’lı Aileler’i parti binalarına almamalarını, destek açlık grevleri yapmamalarını, yapan üyeleri hakkında soruşturma açılıp üyeliklerinin askıya alınacağını” ilan etmiş ve yapmıştır.
-Polisin azgın saldırısı sırasında yaşlı ana babalara kapıları açmamış, içeriden ilaçlarını almalarını bile izin vermemiştir.
-AKP faşizminin OHAL’i sonrası faşizmi keşfetmiş; ama adına “örgütlü kötülük, tek adam rejimi” diyerek faşizme yamanmaya çalışmış, en ileri haliyle faşizmi AKP ile sınırlamıştır.
“AYNI MAHALLEDEN DEĞİLİZ” DİYENLER, SINIFINI VE HALKI İNKÂR EDENLERDİR!
SOL PARTİ VE BİRGÜN, 417 ŞEHİDİNİN KANINI ÇİĞNEYEREK, DEVRİME İHANET ETMİŞTİR! TASFİYECİLİĞİN VARDIĞI NOKTA;
CELLADINA ÖZENİP VEHBİ KOÇ OLMA HAYALİDİR!
SOL ADINA SİVİL TOPLUMCULUĞUN VE TASFİYECİLİĞİN MEŞRULAŞTIRILMASINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ!
22 Nisan 2026 günü BirGün gazetesinde TAM SAYFA
Koç Topluluğu’nun reklamı yayınlandı. Şaşırdık mı? Hayır!
DY geleneğini tanıyanlar açısından, elbette burada şaşırtıcı bir durum yoktur. Ülkemiz solunda tasfiyeciliğin tarihi DY ile başlamıştır. Tasfiyeciler, kendilerini de tasfiye ederler. Sata sata, bölüne bölüne, tasfiye ede ede, geriye kocaman ve kokuşmuş bir tortu kalmıştır sadece.
DY; Kızıldere’nin ardından Mahir Çayanların yarattığı direnme geleneğinin yüz binlerce halkımız tarafından sahiplenilmesini ve hesap sorma eylemlerinin meşruluğunu kullanarak; Anadolu’dan devrimciliği silmek amacıyla, Dursun Karataş başta olmak üzere Kızıldere geleneğini savunan devrimcileri tasfiye etmeye çalışmıştır.
Devrimciler; 1978 1 Mayıs’ına “Yolumuz Çayanların Yoludur/ Devrimci Sol” pankartıyla çıkarak Kızıldere’nin, devrimin ve devrimciliğin bitirilemeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir.
BirGün’ün ve SOL Parti’nin adında hala “sol” sıfatı taşıyarak 100 yıllık katillerimizi aklama, kan emici burjuvaziyi kabullendirmelerine çabalarına izin vermeyeceğiz!
KOÇ HOLDİNG VE VEHBİ KOÇ KİMDİR?
Vehbi Koç; Anadolu topraklarının gördüğü en büyük kan emici katillerden biridir. 1917’de açtığı bakkal dükkânından başlayarak tüm yaşamında; halkı dolandırmak, sömürmek, emekçileri katletmek, emperyalist tekellerin şubesi olarak bağımlılık ilişkilerini derinleştirmek, işbirlikçi yeni nesiller yaratmak gibi daha pek çok suç işlemiş bir katildir!
Sömürü; tarihin en bağışlanmaz, en lanetli suçudur! Bütün kötülüklerin anası olan özel mülkiyetin ortaya çıkışından itibaren sömürü; tüm sınıflı toplumlar boyunca, halklar nezdinde EN BÜYÜK SUÇTUR!
Marks’ın ifadesiyle sermaye; “Vampir gibi ancak canlı emeği emerek yaşayabilir ve ne kadar çok emek emerse o kadar çok yaşar.”
İnsanın insan tarafından sömürülmesi, köleci toplumla başlayıp bugün tekelci kapitalizm olan emperyalist aşamayla en vahşi aşamasına varmıştır. Marks’ın sömürgen sermayedarları ifade ettiği biçimiyle söylersek, Vehbi Koç işte o vampirlerin başıdır.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren “askerlerin ihtiyaçlarının ve lojistiğinin temini” vaadi karşılığında Atatürk’ün onayıyla 1924’te, Numune Hastanesi’nin inşaat ihalesini almasından itibaren, kuruluşundan itibaren devletle hep iç içe olmuştur.
Atatürk’ün “yerli ve milli burjuvazi” yaratma hedefiyle destek çıktığı Vehbi Koç ABD’ye gönderilmiş ve ABD sermayesini ülkemize sokan ilk işbirlikçidir. Ülkemizde “montaj sanayi” geliştirilirken asıl “gelişen” Koç’un kendisi olmuştur. Emperyalist tekelleri ülkemize getirerek halkımızı emperyalizme ucuz iş gücü olarak sunmuştur.
Bu nedenle Birleşmiş Milletler (BM) dahil, birçok emperyalist kurum ve kuruluş tarafından ödüller verilmiş bir işbirlikçi tekeldir.
Koç Holding; ülkemizde işbirlikçi tekelci sermayenin kurduğu ilk holdingdir.
Ford, General Elektrik, Philips, Siemens, Fiat, Ford Motor Company, Yamaha ve Allianz gibi emperyalist tekellerin Türkiye şubesi olarak; emperyalizmin işlediği tüm suçların ortağıdır. Çünkü Türkiye oligarşisi; Koçların, Sabancıların, Eczacıbaşıların, Berkerlerin, Komililerin, Özilhanların, Zorluların devletidir.
Devlet, halkın değil TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği)’ın devletidir ve TÜSİAD içinde en belirleyici olan da elbette Koç Ailesi’dir. Onursal Başkan Vehbi Koç’tan itibaren her dönem yönetimde yer alarak devlet idaresinde en belirleyici rolleri oynamışlardır. Şu anda da Koç Holding’i temsilen Fatih Kemal Ebiçlioğlu, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak o koltukta oturmaktadır.
Bakın BirGün;
100 yıldır ülkemizin bağımsızlığını çalan
100 yıldır kanımızı emen
100 yıldır emeğimizi sömüren
100 yıldır halkı katleden
100 yıldır halka işkence yapan
100 yıldır halk çocuklarını hapishanelere dolduran 100 yıldır bizi faşizmle yöneten katil işbirlikçi burjuvaların başı için ne diyor?
KOÇ TOPLULUĞU 100 YAŞINDA
Unutulmaz
YÜZLERLE DOLU
BİZİM 100’ÜMÜZ
Koç Topluluğu olarak bayrağımızı dünyanın dört bir yanında dalgalandırdığımız, başarılar ve ilklerle dolu bir yüzyılı geride bıraktık.
Bugün, gelecek 100 yılı kutluyoruz.
Aynı inanç, aynı vizyon, aynı vatan sevgisiyle. Unutulmayan yüzlerin ışığında, unutulmayacak yüzlere…
Sonsuz teşekkürlerimizle.
BirGün gazetesine sesleniyoruz:
Halkın gazetesiyiz diyerek halka kimi sevimli gösterip meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz?
Koç’un dalgalandırdığı bayrak, emperyalizmin bayrağıdır bilmiyor musunuz?
100. yılını kutlayanın, katillerimiz olduğunu bilmiyor musunuz?
İşbirlikçilerin vatan sevgisi olamayacağını da bilmiyor musunuz?
Kime teşekkür ediyorsunuz, unutmayacağınız yüz kimin yüzüdür?
“Aynı mahalleden değiliz” dediklerinde, kendileriyle
Koçların eşitleneceğini sandınız, yanıldınız!
Koç Ailesi’nin işlediği suçları tek tek saymak, ciltler dolusu kitapların konusudur. Kendine “halkın gazetesi” diyen, kendini sol saflarda gösterip halkı aldatmaya çalışan BirGün, Koç’un tarihini de suçlarını da çok iyi bildiğine eminiz. Buna rağmen Koç’u meşrulaştırma suçunu işlemeye devam etmektedir.
Bu, DY’nin tasfiye suçunu devam ettirdiğinin, solu çürütme çabalarını sürdürdüğünün kanıtıdır. Buna asla izin vermeyeceğiz!
Devrimcilerin örgütlü olduğu yoksul halkın mahallerine ayak basmayınca, işbirlikçi tekellerin sizi bağrına basmayacağını siz de biliyordunuz. Ama sizinki celladına aşıklıktır. Sizinki halka ve tarihe ihanettir!
VEHBİ KOÇ’TAN KENAN EVREN’E MEKTUP
Sayın Orgeneral Kenan Evren,
Devlet Başkanı,
Milli Güvenlik Konseyi ve Genelkurmay Başkanı, Sayın Başkan,
ANKARA
Atatürk, 1919’da Ankara’ya geldiği zaman 18 yaşında idim. Balya çemberlerinden süngü yapılarak Kurtuluş Savaşı’nı veren ordunun donatıldığını hatırlıyorum.
Aradan 60 yıl ve pek çok olay geçti. Yaşadığımız iyi ve kötü günlerin sonunda vardığım hüküm şudur: Türk milleti, kendisine birlik ruhu verildiği takdirde, her işi başarır, her hedefe varır.
İstikrarsız ve güvensiz yaşadığımız son yılların ümitsizliği içinde, sizlerin iktidarı ele almak mecburiyetinde kalışınıza şahit olduk. 12 Eylül Cuma günü, radyo ve televizyonda yaptığınız samimi ve gerçekçi konuşmadaki düşüncelere katılmamak mümkün değildi.
Ülkemin hizmetinde geçen 60 yılı düşünürken, tecrübelerime dayanarak, birkaç önemli noktayı size arz etmek istedim. Sizin başarınızın bütün olduğu milletin tek ümidi olduğuna inanıyorum. Bilgi ve tecrübe arasındaki muvazeneye verdiğiniz önem ise bütün kamuoyunun malumu. Bu bakımdan, faydalı olacağını sandığım hatırlatmalarımı size iletmeyi bir memleket görevi olarak görüyorum.
Atatürk’ün 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelerek İstiklal Savaşı’na başlama kararı vermesinden sonra memleket kurtarıldı ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kuruldu. Cumhuriyetimizin 57 yıllık hayatında memleketimiz şu tarihi olaylarla karşı karşıya kaldı:
-1946’da Demokrat Parti’nin kurulması ile çok partili sisteme geçildi.
-27.5.1960’ta Türk Silahlı Kuvvetleri’nden bir grup ihtilal yaparak, iktidarı ele aldı.
-25.6.1962’de idare sivillere bırakıldı ve İnönü Hükümeti kuruldu.
-12.3.1971’de Silahlı Kuvvetler muhtıra vererek Demirel Hükümeti’ni düşürdü. 20.3.1971’de Nihat Erim, partiler üstü bir hükümet kurdu.
-12.9.1980’de Silahlı Kuvvetler, emir ve komuta zinciri içinde ve emirle Parlamento’yu feshetti.
-21.9.1980’de Bülend Ulusu hükümeti kuruldu.
Türk Silahlı Kuvvetleri, daima şerefli hizmetler yapmış ve millet hayatımızın her döneminde, milli bütünlüğümüzün devamını sağlamıştır. Memlekette işler çıkmaza girdiği zaman Türk Ordusu, müdahale etmekte ve sonradan kışlasına çekilerek, devlet idaresini sivil hükümetlere terk etmektedir.
1973 seçimlerinden sonra yedi sene boyunca, iktidara gelen hükümetlerin aldıkları kararlarda parti menfaati ve rey politikası ağır bastığı için memleket bir çıkmaza girmiştir.
O hale gelinmiştir ki, öğretmen öğrencisinden, âmir memurundan, anne ve baba çocuğundan, fabrika müdürü işçisinden korkar olmuştur. O zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Fahri Korutürk ile Milli Güvenlik Kurulu’nun uyarıları nazarı dikkate alınmadığı için, Silahlı Kuvvetler, mecburen devlet idaresini ele almıştır.
12 Eylül 1980 Cuma günü, Devlet Başkanı, Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Sayın Kenan Evren’in radyo ve televizyon konuşmasında, devlet idaresinin niçin ele alındığı, bundan sonra ne yapılacağı, gayet açık bir lisanla millete duyurulmuştur. Orgeneral Evren’in; anarşi, bölücülük, din istismarı, ekonomik ve politik durumla ilgili sözleri millet üzerinde müspet tesir yapmış ve tam bir tasvip görmüştür.
Nelere Dikkat Edilmeli?
1)İki seneden beri devam eden sıkıyönetim yüzünden Silahlı Kuvvetler, asli görevi olmayan konularla karşı karşıya gelmiş ve yorulmuştur. Devlet idaresi bütünüyle ele alındıktan sonra, uygulamaya konacak önemli yeni kararlar yüzünden, Silahlı Kuvvetlerimiz’in yıpranması mukadderdir. Bundan dolayı, temel kanuni düzenlemeler yapıldıktan sonra ordunun kışlasına dönmesi, demokrasimizin devamı için elzemdir. Ordu, yanlış kararlar alır ve yıpranırsa, memlekete diktatörlük, onun arkasından komünizm gelebilir. Bu tehlike karşısında, Silahlı Kuvvetlerimiz’in bu devrede alacağı kararlarla kendisine yardımcı olmak, vatanını seven her Türk için milli bir vazifedir.
2)Türkiye, birçok anlaşmalarla Batı Dünyası’na bağlıdır. Bu anlaşmalar, Hür Demokratik Parlamenter sisteme göre düzenlenmiştir. Demokrasiye dönüş uzadığı takdirde, Batılı ülkeler ve onların kuruluşları, endişe duyarlar, birtakım taahhütlerini yerine getirmezler. Bundan dolayı, konuşmalara ve beyanlara çok dikkat etmek, “vaktinde demokrasiye dönüleceği” inancını sarsmamak lazımdır.
3)İki yıl boyunca 5.200 vatandaşın anarşi yüzünden canını kaybetmiş olması ve memlekete büyük miktarda silah ve cephane sokulmuş bulunması, vaziyetin ciddiyetini, vahametini göstermektedir. Bu durumda; anarşi, bölücülük ve kaçakçılıkla ilgili kanunlar, öncelikle ele alınmalıdır. Yakalanan anarşistlerin ve suçluların mahkemeleri uzatılmamalı ve cezaları süratle verilmelidir. Polis teşkilatını teçhiz edecek ve kuvvetlendirecek imkânlar genişletilmeli, gerekli kanunlar, bir an önce çıkarılmalıdır.
4)Şimdi; “Faşist ordu iktidara geldi, kapitalistlerle birleşerek Türk işçisini istismar ediyor” propagandası yapılmaktadır. Böyle bir iftira karşısında işçi-işveren ilişkilerini düzenleyecek olan kanunlar dikkatle incelenerek, taraflar için adilane bir şekilde ve asgari hata ile çıkarılmalıdır. Bu düzenleme yapılırken, bazı sendikaların Türk Devleti’ni ve ekonomisini yıkmak için bugüne kadar yaptıkları aşırı hareketler, göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer taraftan, DİSK’in kapatılmış olmasından dolayı bir kısım işçiler, sendikal münasebetler yönünden bekleyiş içindedirler. Militan sendikacılar, bu işçileri tahrik etmek ve faaliyeti devam eden sendikaların yönetim kadrolarına sızarak, kendi davalarını devam ettirmek niyetindedirler. Bu durum bilinerek, hazırlanacak kanunlarda gerekli tedbirler alınmalıdır.
5)Kıdem tazminatı karşılıkları, kurulacak bir fonda toplanmalıdır. İşçilere ödenecek yıllık miktarlar ayrıldıktan sonra, geriye kalan kısım, kamu ve özel sektör yatırımları için düşük faiz ile kullandırılmalı, bu fonun yeni işgücü yaratması sağlanmalıdır. Aksi takdirde, bu kaynak da devletin açıklarını kapatmaya kullanılır ve ekonomik fayda sağlanamaz.
6)Vergi kanunları dikkatle hazırlanmalı, vergi yükü yayılmalıdır. Bu defa herkesin kazancı nispetinde vergi ödeyeceği bir sistem getirilmelidir.
7)1973 seçimlerinden sonra iktidara gelen partiler; valiler, emniyet müdürleri, müsteşarlar ve devlet kadrolarında çalışanlar arasında kendi görüşlerine göre değişiklikler yaptıkları için bir kısım kıymetli elemanlar ayrılmış, bir kısmı korkudan hiçbir karar alamamıştır. Bundan dolayı hizmetler aksamış, işler yürümez olmuştur. Gazetelerde okuduğumuza nazaran, bugünkü idare de, bazı değişikliklere başlamıştır. Bu değişiklikler yapılırken son derece dikkatli olunmalı, 12 Eylül’den sonra şevkle işe başlayan memurlarının itibarı ihya edilmelidir.
8)Hatalı bir tebliğ veya kanun çıkmaması için, Anayasa Mahkemesi üyelerinin veya tarafsız hukukçuların mütalaaları alınmalıdır.
9)Türkiye’nin enerji meselesi de öncelikle ele alınmalıdır. Petrol sarfiyatını azaltmak için elden gelen her çareye başvurulmalı, 1981’de petrol ihtiyacımızı temin etme çareleri süratle aranmalıdır. Halk, her gün radyo ve televizyon vasıtası ile uyarılmalı, enerji tasarrufuna yönlendirilmelidir.
10)Doğu Berlin’de kurulan Türk Komünist Partisi, memleketi dışarıdan ve içeriden yıkmak için son yıllarda çok şeyler yapmıştır ve hâlâ yapmaya devam etmektedir. 12 Eylül Harekâtı’nın ilk günlerinde sinmiş gözüken solcular aldıkları emirlerle şimdi yeniden harekete geçmişler, bomba atmışlar, pankart asmışlar, polislerimizi şehit etmeye, vatandaşlarımızı öldürmeye devam etmişlerdir.
Bu defa girişilen ıslahat hareketinin muvaffak olmaması için:
-Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin arasını açmak, Konsey üyeleri ile hükümetin arasını açmak,
-Silahlı Kuvvetler kademeleri ile hükümetin arasını açarak, cunta kurmaya yönelmek,
-İşçi sınıfını ayaklandırmak, amacıyla Komünist Parti’nin, solcu örgütlerin, Kürtlerin, Ermenilerin, birtakım politikacıların kötü niyetli teşebbüslerini devam ettirecekleri muhakkaktır. Bunlara karşı uyanık olunmalı ve teşebbüsleri muhakkak engellenmelidir.
11)1960 yıllarında zararı görülmüş olan ihbarlar, bu devrede de başlamıştır. Kötü niyetli insanlar, şahsi düşmanlıkları yüzünden, bu gibi ihbarları yaparlar. İhbarlar yüzünden çok vakit kaybedilir ve birtakım yanlış işler yapılır. Bu kötü niyetli teşebbüslere fırsat verilmemelidir. Nitekim Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgut Özal hakkında birtakım dedikodular başlatılmıştır. Turgut Özal, bir dâhi değildir. Onun da hataları olabilir. Fakat bu nazik dönemde mevcudun içinde meselelerimizi en iyi bilen insandır. Dedikodulara bakmadan, kendisini tutmakta fayda vardır.
12)Yunanlılarla olan ihtilaflı meselelerimiz, başta Kıbrıs, Ege Kıta Sahanlığı ve FIR hattı olmak üzere, bu dönemde, milletimizin silahlı kuvvetlerimize olan güveni içinde muhakkak çözüme bağlanmalıdır.
13)Sık beyanatlarda bulunarak veya kamuoyunun tepkisini dikkate almadan, basının kalemine tenkit fırsatı verilmemelidir. Mesela 31.10.1980 tarihinde CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrılan Bülent Ecevit’in yazdığı istifa mektubunun kamuoyuna açıklanmasının mahzurlu görüldüğü hakkındaki beyanat, yanlış olmuştur. Bu mektubun açıklanmasında hiçbir mahzur yoktu.
14)Dinsiz millet olmaz. Din işleri, bu defa, siyasi partilerin istismar edemeyecekleri şekilde düzene sokulmalıdır.
15)Bugünkü yönetim kadrosunun iktidar hastalığına yakalanmasına ve “Biz, en iyi düşünürüz” görüşüne saplanmasına imkân verilmemelidir.
Sayın Başkan,
Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumdan kurtulması için birbirimize yardımcı olarak, Kuvayı Milliye devrinde olduğu gibi elbirliği, işbirliği yaparak geceli gündüzlü çalışmamız, güçlüklere katlanmamız, maddi manevi fedakârlık yapmamız şarttır. Bu memleket ayakta durursa hepimiz mesut oluruz. Aksi takdirde, bugünleri çok ararız. Varlığımızın, memleketin varlığına bağlı olduğuna inanan ben ve arkadaşlarım, memleketimizin kalkınmasında bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da elimizden gelen bütün imkânları kullanacağız.
Bize ancak bizden hayır geleceğini bilmekteyiz. Millet hayrı için vereceğiniz mücadelede, zatıalilerine ve arkadaşlarınıza muvaffakıyetler temenni ediyorum. Yukarıda yazdıklarım hakkında herhangi bir bilgi arzu edilirse emrinize amadeyim.
Vehbi Koç 3 Ekim 1980
Halk Okulu Dergisi, Sayı: 338
