Şehit Düştüğü Tarih: 17 Mayıs 1994
Şehit Düştüğü Yer: Adana, Yeşilevler Mahallesi
Doğduğu Tarih: 1969
Doğduğu Yer: Sıvas Divriği Tepehan Köyü
Mezar Yeri: Gazi Mezarlığı, İstanbul
Adana’da, devrim mücadelesini kırlarda büyütmek gibi büyük bir misyonla faaliyet sürdürürken katledildi. Yeşilevler Mahallesi’nde bir minibüsten inen Maksut Polat, siyasi polis tarafından yakın mesafeden taranarak infaz edildi.
Maksut Polat, 1969 yılında Sıvas Divriği’nin Tepehan Köyü’nde doğdu. Kürt milliyetindendi. Ailesinin yoksulluk nedeniyle İstanbul’a göç etmesi nedeniyle çocukluğu Gazi Mahallesi’nde geçti. Devrimci hareketin saflarına kattığı onlarca savaşçısı ve İbrahim Yalçın, Tuncay Geyik, Ali Rıza Karagöz, Veysel Beysüren, Yüksel Güneysel, Mehmet Devrim Eroğlu, Behiye Canik gibi şehitleriyle, devrimci mücadeleyle iç içe olan Gazi’de büyüdü Maksut.
1988 yılında mücadeleye katıldı. Giderek kendini daha fazla verdi kavgaya. Mütevazılığı ve ağırbaşlılığıyla çevresindekilerin sevgisini ve saygısını kazanan Maksut (Gazililerin deyimiyle Mesut), halkının öncülerinden biri olacaktı.
Mücadele içinde işkenceleri, tutsaklık koşullarını da tanıdı. Sağmalcılar hapishanesinde kısa bir süre tutsak kaldı; tutsaklığının ardından yine kavgaya koşmuştu.
Gazi mahallesindeki yaşıtlarından birkaçıyla askere gitmek üzere ailesiyle ve mahalledeki arkadaşlarıyla vedalaştığında kararını çoktan vermişti. Oligarşiye askerlik yapmayacak, devrimci hareketin saflarına katılacaktı. Öyle de yaptı. Mahalleden birlikte çıktıkları arkadaşlarıyla Topkapı’ya kadar geldikten sonra onlardan ayrıldı. O uğruna hayatını vereceği ailesine, devrimci harekete koşuyordu.
1992 yılında Ortadoğu’da kamp çalışmalarına katıldı. Şerafettin Şirin Malatya Kır Birliği’nde görevlendirildi. Komutan ve Komutan Yardımcısı’nın tutsak düşmesiyle birliğin komutanlığını üstlendi. Mustafa Sefer’in şehit olmasıyla 1993 Kasım’ında Toros Kır Birliklerini oluşturmak üzere görevlendirildi. Adana’da bu görevini sürdürürken şehit düştü.
Yoldaşları Yakınları Maksut Polat’ı Anlatıyor:
Hep Gerilla Olmak İstiyordu. Gerilla Olarak Şehit Düştü
Sorumlu yoldaşı yüzünde tebessümle;
Gel, gel şöyle otur. Sana öyle bir haber vereceğim ki çok sevineceksin, dedi. Sabırsızlanan Mesut,
Kıra mı gideceğim? diye heyecanla sordu.
Kampa gidiyorsun kampa. Hazırlıklarını yapmaya başla. Kısa sürede alırlar.
Mesut’un gözlerinin içi parlıyordu. Gazi’nin sokaklarında dolaşıyor, bir yandan da “sakin olmalıyım, belli etmemeliyim yoksa anlarlar” diye düşünüyordu. Bütün Gazi’yi, sık sık eylem yaptıkları köşe durağını, molotofla aydınlattıkları köprüyü, ikinci nalburu, daha birçok yeri dolaştı. Yoksul konduları izledi. Bir lokma ekmeklerini kendileriyle paylaşan aileleri anımsadı. Çok sevdiği baraja doğru yavaş adımlarla ilerledi. Bir süre tepesinde oturup etrafı seyretti. Barajın yeri bir başkaydı hepsi için. Nice önemli görüşmeyi orada yapmışlardı. Yerinden kalktı, çok sevdiği bir aileyi ziyarete gitti. Mesut’u gören çocuklar hemen boynuna atladılar. Biri hemen sordu:
Abi silah getirdin mi? Hani silah getirecektin? Mesut çocuklara sevgiyle
Siz molotof yapmayı aklınızda tuttunuz mu? Önce anlatın bakalım dedi. Hızlı hızlı anlattı çocuklardan biri.
Hadi abi bak, ezberledim.
Bir de slogan at bakayım.
Çocuklardan biri küçük elini yumruk yapıp, sloganın temposuna göre indirip kaldırarak attı sloganı:
Mahir, Hüseyin, Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş.
Mesut gülümseyerek çocuğu kucağına aldı, sevdi. Ali Rıza Karagöz, İbrahim Yalçın, Yüksel Güneysel, Veysel Beysüren, Murat Gül, Ali Özbakır, Tuncay Geyik, Ali Haydar Çakmak ve Mesut; O gece hep birlikte tekrar baraja gittiler. Bu Mesut’un baraja son gidişi olacaktı. Zulalarından teyplerini ve kilimlerini çıkarttılar. Teybe boş bir kaset taktılar. Hepsi Mesut’tan bir türkü söylemesini istedi. Mesut söylemeyi çok sevdiği için hemen başlardı. O gece de başladı Kürtçe ağıdını söylemeye.
“Ero vusenemıı daye dayeee
Vusen vano talıbemı talıbemııı”
Sohbet koyulaştıkça söz düşmana gelip dayandı. Düşmandan söz açılınca Mesut’un bakışları farklılaşırdı.
Rambo’yu mu? Onu …..şöyle cezalandıracağız. Uzak değil, dedi Mesut.
Hepsi de gerilla olmak istiyordu. Kırları, Munzur’u konuştular.
Doruğunda, tam doruğunda benim için Cemo’yu söyle, dedi içlerindeki yaşlıca bir halk ilişkisi. Sonra devrimi konuştular, devrim sonrasını… Konuştukları düş değildi.
O düşleri nasıl gerçekleştireceklerini biliyorlardı.
O Gazi’nin Mesut’uydu. Adının Maksut olduğunu birçok yoldaşı ve Gazi halkı o şehit düştükten sonra öğrendi.
Mesut bir emekçiydi. İlk göze çarpan elleri olurdu. Tornacı olarak çalıştığı için elleri nasır bağlamıştı. Mesut’tan bahsedince ilk akla gelen onun emekçi, coşkulu, inançlı, her işe koşan özellikleri olurdu. Her dönem çevik, atak, cesur yanlarıyla öne çıkardı.
Okuduğu dönemde tatillerde dahi hep çalışmıştı. Ailesine, çevresine karşı sorumluluk duygusu gelişkindi. Düzenli bir yaşamı vardı ama bu işten eve evden işe, hiçbir şeye karışmayan bir yaşam da değildi. Zulmü de, yoksulluğu da yaşayan Mesut için savaşçı olmak uzak değildi. Bu yüzden yoldaşı Ali Haydar, Tuncay gibi ille de kır diyordu. Savaşın en zor yerinde, ortasında olmak istiyordu.
Kampta olmak onun için bambaşka bir duyguydu. Şehirden gidenlerin içinde ilk başlarda güçlük çekenler oluyordu. Ama Maksut koşullara uyum sağlamakta zorluk çekmemişti.
Kampta Kürdistan Birliği’nin öncüsüydü. Bir gün kamp dışında bulunan arazide birlik olarak bir hafta eğitime tabi tutuldular. Bu bir hafta boyunca kırdaymış gibi yaşayacaklardı. Yiyecekleri, her şeyleri ona göre ayarlanmıştı. Hiç beklemedikleri anda pusu atılıyor, gerçek mermilerle ayaklarının altına ateş ediliyor, deneniyorlardı. Bu ciddi bir sınavdı ve onlar birlik olarak bu sınavı başarıyla yerine getirmişlerdi. Maksut’un öncülüğü, toparlayıcılığı, ataklığı burada da kendini göstermişti. Birlik olarak disiplinleri, kolektif yaşamları ve coşkularıyla öne çıkıyorlardı.
Bazen şenlikler düzenlerlerdi. Maksut halayların başına geçer herkesi coştururdu. Özellikle böyle günlerde yoldaşlarına un helvası yapmayı çok seviyordu. Kimse şehirden geldiğine inanamıyordu. Hep daha öncesinden köyde ya da kırda yaşamış izlenimi uyandırıyordu herkeste.
Kampta kaldığı süre içinde bir an önce ülkeye gelmek, dağlarda savaşmak için yanıp tutuştu. Ülkeye gidecekleri söylendiğinde yerinde duramaz olmuştu. Keyfine diyecek yoktu artık.
Ülkeye döndükten çok kısa süre sonra yapılan bir operasyonla gözaltına alındılar.
Ne yaşadığı işkenceler ne tutsaklık Maksut’un inancından, coşkusundan bir şey götürmemiş, aksine daha da güçlenmişti. Bir süre Ankara ve Bayrampaşa hapishanelerinde yattıktan sonra dışarı çıktı.
Bir an önce kıra gitmek için her gün hareketi zorluyordu.
Beklediği an gelmişti. Yine o çok sevdiği yoldaşıyla birlikteydi.
Tutsaklığı da birlikte yaşamışlardı. Gazi’nin iki yiğit evladı şimdi dağlara şahan olmaya gidiyorlardı. Gitmeden Tuncay’ın kızı Olcay’a doya doya sarıldılar. Komutanları Şerafettin ve can yoldaşları Tuncay’ın silahlarını devralmaya gidiyorlardı. Bundan daha onurlu ne olabilirdi ki. Maksut geride kalan bir yoldaşına dönerek:
“Olcay’a iyi bakın. O bize Tuncay’ın yadigarı, ihmal etmeyin. Gazi artık size emanet. Eksiğiyle, iyisiyle buraya kadar getirdik. Faşistler buraya asla girememeli, düşmanın buraya adım atmaya korkacağı günler uzak değil” demişti.
O çok sevdiği kırlardaydı işte. Gerilla olmak bir tutkuydu Maksut için. Beyni, yüreği, her şeyiyle gerillaya kilitlenmişti. Her sohbetinde “iktidarı gerilla ordusuyla alacağız” derdi.
Maksut zor bir süreçte kıra gitmişti. Darbe süreciydi, olanaksızlıklar vardı. Yaşanan olumsuzluklar nedeniyle bir süre tek başına kaldı kırda. Ve bu sürecin birkaç ayında da silahsızdı. Bu, bir devrimci için ciddi bir sınavdı ve Maksut bu sınavı başarıyla, alnının akıyla vermişti. Kolay değildi bir gerillanın silahsız olması.
Oysa ne çok düşlemişti kleşi takacağı, karademiri elleriyle kavrayacağı bugünü. Hayıflanmadı. Olanak bulmak, gerilla çıkartmak için çaba sarf etti. O bir Devrimci Sol’cuydu ve zorluklara teslim olmadı.
“Bir devrimci asla zorluklar karşısında pes etmemeli. Sorun varsa, olumsuzluklar varsa karamsarlığa düşeceğimiz yerde, dışımızda göreceğimiz yerde biz çözeceğiz. Sorunlar da bizim ve hep olacak” diyordu. O koşullarda kırda tek başına hareketi temsil etti. Köylere gidiyor, ilişki çıkartıyordu. Kaldığı her aile adeta çocukları gibi görüyordu Maksut’u. Çünkü halkla ilişkileri örnekti Maksut’un. Sıcak, saygılı, nerede nasıl davranacağını biliyor, halka güven veriyor, bu ilişkileri kalıcı örgütlü ilişkilere dönüştürüyordu.
Maksut’a Toroslar’a gideceği söylendiğinde mutluydu. Aklına Mustafa Sefer gelmişti. Onu tanıyordu Maksut. Şimdi yoldaşlarının bıraktığı yerden gerillayı yeniden oluşturacaktı… Akdeniz’deydi işte.
Takip aldığını farkettiğinde arabadan indi. İndikten hemen sonra düşman onu kalleşçe katletti. Yere düştüğünde yumruğu sıkılıydı. Aklında Toroslar, Tarık, Mustafa ve yarım kalan işleri vardı. İşini yarım bırakarak gitmek en ağırıydı o an.
Kurban Bayramının ilk günüydü. Adana’da, Gazi’de, Malatya’da Maksut’un anılarının dolaştığı emekçi mahalleler yastaydı o gün. “Bayram günü kan olur mu? İnanmam” dedi bir ana. Ağlayan başka bir ana “olur, olur bu alçaklar bayram mı dinler” diye cevapladı onu. Gazi’de herkes öfke doluydu. “Komutan Maksut’u vurmuşlar” sözü dolaştı Gazi sokaklarında.
Gazi yanıyordu. Yollar bu kez de komutan Maksut için aydınlatıldı. Daha 15’inde bir yoldaşı o koca yüreğiyle hızla fırlattı molotofu. “Bu Maksut için. Bu İbo için”…
Cenaze hazırlıkları yapıldı. Cenaze Maksut’a yakışır olmalıydı. Onlar cenazeyi beklerken, polis cenazeyi kaçırarak şehitlikten çok uzakta aşağılara bir yere gömdü. Öfkeleri daha da arttı yoldaşlarının. Ne olursa olsun gelenek yaşatılmalı, cenaze töreni binlerle yapılmalıydı. Bir saat sonra binlerle Maksut’un başucundaydılar. Çelenkler, karanfiller, pankartlar, uğruna şehit düştüğü bayrağı, anaları, yoldaşları tüm sevdikleri düşmana inat O’nu uğurlamaya gelmişlerdi.
Sözler verildi Maksut’a: “Kanın yerde kalmayacak. Daha ne gerillalar çıkacak Gazi’nin bağrından. Toroslar’da, Kürdistan’da, ülkenin tüm dağlarında gerilla güçlenecek. Gözün arkada kalmasın.”
Maksut’a o gün verilen sözler şimdi yoldaşları ve partisi tarafından yerine getiriliyor. Tüm dağlarımızda gerillalar ve halk kurtuluş savaşımız büyüyor.
(Bu anlatım, Halk İçin Kurtuluş dergisinin 23 Mayıs 1998 tarihli, 82. Sayısında yayınlanmıştır.)
