Öykü: Lacivert / Taner Korkmaz

Her şey bir yanlış anlama sonucu oldu. O sene ortaokula başlayacaktın. Senin için ortaokul takım elbise ve kravat demekti. Bütün yazı bunun hayalini kurarak geçirmiştin. Nihayet kayıt dönemi geldiğinde annenle beraber gitmiştiniz mahalledeki ortaokula. Her şey sorunsuz halloldu. İçin içine sığmıyordu bu yüzden.

Sıra alışverişe gelmişti. Yine annenle beraber gittiniz ilçe merkezindeki okul elbiseleri satan büyük mağazaya. Bütün mahalle alışverişini buradan yapardı. Ucuzdu çünkü. Taksit de yapıyordu.

Sakız gibi bembeyaz bir gömlek, lacivert ceket, kravat ve pantolon aldınız. Bir çift de gıcır gıcır ayakkabı. Hepsi üstüne biraz büyüktü gerçi ama olsun, seneye de giyecektin! Ve o elbiselere gözün gibi bakman gerektiğini de biliyordun. Çünkü yedeği yoktu.

Eve gidince yeni takımlarını giyip aynada uzun uzun kendine baktın. Büyümüş, kocaman adam oluvermiştin bir anda. Annen, pantolonunun paçasını boyuna göre ayarlayıp dikti. Gömleğin uzun kolları manşetlerinden katlandı. Kravatını baban bağladı; sana da öğretti bağlamasını. Her şey tamamdı işte; okula başlamaya hazırdın ve iple çekiyordun o günü.

Beklediğin gün nihayet geldi. Sabah erkenden kalktın. Zaten bütün gece doğru düzgün uyku girmemişti gözlerine. Uyanıp uyanıp baş ucunda asılı takım elbisene bakmıştın. Sabah annen elleriyle giydirdi seni. “Çok yakışıklı oldun canım oğlum” dedi. Islanan yanaklarını yanaklarına sürüp öttü. Baban da evdeydi o sabah. İşe gitmemiş, okula uğurlamak için seni beklemişti. Yeni takımlarınla karşısına çıkınca bir adım geri çekilip tepeden aşağı süzdü seni ve tek bir kelime çıktı ağzından; “Maşallah!” Senin için dünyalara bedeldi o söz.

Okulun kapısına vardığınızda içinde bin güneşin sevinci vardı. Etrafta senin gibi, senin yaşında yüzlerce çocuk; hepsi de lacivert ceket, beyaz gömlekli tiril tiril… Tam da o anda bir terslik olduğunu fark ettin: Hepsinin pantolonu griydi, yalnızca seninki lacivert… Başından aşağı kaynar sular döküldü sanki, kıpkırmızı kesiliverdin birden.

“Anne!” dedin kolundan çekerek “pantolonlar…”

O anda fark etmişti. Şaşkındı. “Ama” dedi “müdüre sormuştum, lacivert olacağını söyledi. Sen de orada değil miydin?”

Doğru söylüyordu annen. Sormuştu müdüre kayıt yaptırdıktan sonra “Elbisesi nasıl olacak?” diye. O da “Lacivert takım” demişti. “Pantolonu gri olsun” dememişti. Bir yanlış anlama olmuştu besbelli. Ne fark ederdi ki? Olan olmuştu işte: Herkesin pantolonu griyken yalnızca seninki lacivertti.

Öyle başladın okula mecburen. Yeni bir pantolon isteyemezdi annen babandan.

Alamayacaklarını biliyordun. Üzerindekilerin borcunu ödeyememişlerdi ki daha. Üstelik aldığı maaşla her ayın sonunu zor getiriyordu baban. Çocuktun ama her şeyi biliyordun. Hevesin kursağında kalmış, sevincin ilk günden yerle bir olmuştu. O çok öykündüğün, başlaması için günleri iple çektiğin okula gitmeyi hiç istemiyordun şimdi. Ayakların geri geri çekiyordu her sabah. Ölmek bile istedin. Utanıyordun çünkü. Herkes sana bakıyordu sanki; gizli gizli pantolonunu işaret edip gülüyorlardı.

Bir de Zeynep vardı tabi. Sınıfın en güzel kızı. İlk görüşte kaptırmıştın gönlünü. Adını defterine yazmıştın kocaman harflerle. O da sana bakıyordu kesin. Adın gibi emindin. Hatta yakalanmıştın bir kez. Gülmüyordu ama olsun.

Sonunda bir gün canına tak etti, okula gitmedin. Yüzünü asıp oturdun kaldırıma. Gözlerinden yaş geldi. Orada karar verdin artık okula gitmemeye. Kim ne derse desin, kararın kesindi. İsterse baban dövsündü seni. Halbuki bir kez bile el kaldırmamıştı sana. Sen orada otururken bir ağbi geldi yanına. Adını bilmiyordun ama tanıyordun onu. Okula gidip gelirken görüyordun hep. Gözlüklü, fırça gibi bıyıkları vardı. “Hayırdır delikanlı” dedi sana. “Bugün okula gitmiyor musun?”

“Gitmeyeceğim” dedin hırsla. Gözünden yaş gelmesine engel olamamıştın, avucunun içiyle sildin yanaklarını.

Gelip yanına oturdu o ağbi ve sordu: ” Neden?”

Pantolonunu göstererek cevap verdin: “Herkesinki gri, yalnız benimki lacivert.”

“Ne olmuş yani?” “Utanıyorum.” dedin.

O ağbi fırça bıyıklarının altından güldü sana. Elini saçlarında gezdirerek sevdikten sonra konuştu: “Her gün buradan okula giden, okuldan dönen çocukları görüyorum. Uzaktan bakınca hepsi birbirine benziyor. Aralarında yalnızca sen dikkatimim çekmiştin. Neden biliyor musun?”

“Neden?” diye sordun.

“Çünkü senin pantolonun lacivert, sen hepsinden farklısın, farklı olduğun için özelsin.”

“Ama bu güzel değil ki!”

“Herkese benzemek mi güzel?” diye sordu ve başını iki yana sallayarak devam etti: “Nereden çıkardın böyle olduğunu? Kimseye benzemek, onlar gibi olmak zorunda değilsin. Yanlış bir şey yapmadıkça farklı olmaktan utanma, aksine gurur duy.”

“Bana gülerlerse?” diye sordun. “Sen de onlara gül. Hepiniz birbirinizin aynısısınız, de”

Gözlerini yerden kaldırıp baktın o ağbinin yüzüne. Seni teselli etmek için öyle konuşmadığını, söylediklerine gerçekten inandığını anlamıştın ve için ferahlamıştı. Hak verdin ağbinin söylediklerine. Kocaman gülümsedin ve kalkıp okulun yolunu tuttun. O günden sonra da bir daha hiç utanmadın pantolonun lacivert olduğu için. Hatta lakap olarak “lacivert” dedirttin kendine. Arkadaşların böyle çağırdılar seni hep.

Hatırlıyorsun değil mi? Hani sonra bir gün okulun bahçesinde Zeynep karşına çıkmıştı ansızın. “Bundan sonra senin yanında oturmak istiyorum dedi. “Neden?” diye sordun. “Bilmem, dedi omuzlarını silkerek, sen herkesten başkasın”

Kültür Sanat Yaşamında TAVIR Dergisi, Mart-Nisan 2026

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yazılar