Şehit Düştüğü Tarih: 29 Haziran 2001
Şehit Düştüğü Yer: İstanbul Küçükarmutlu
Doğduğu Tarih: 3 Mart 1978
Doğduğu Yer: Rize
Mezar Yeri: Rize Merkez Dağsu Mahallesi Aile Mezarlığı
F Tipi hapishanelere karşı gerçekleştirilen büyük direnişte, dışarıda ölüm orucuna başlayanlardan biriydi. Kızkardeşi Canan Kulaksız’la birlikte katettiler açlığın koynundaki yolculuklarını. Ve Küçükarmutlu’nun direniş evinde kısa aralıklarla şehit düştüler.
Zehra Kulaksız, 3 Mart 1978’de, Rize’de doğdu. Daha sonra ailece İstanbul Esenyurt’a taşındılar. Ortaokul ve liseyi Esenyurt’ta okudu. Lise yıllarında devrimci mücadeleye katılarak örgütlü ilişkiler içine girdi. Devrimci olan yakınları bu konuda yol göstericisi oldu.
Lise yıllarında Esenyurt’ta mahalli çalışmalara da katıldı.
1997 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat bölümüne girdi. Gelir gelmez aradığını buldu:
“Üniversiteye geldiğimde… afiş asıyorlardı. Ben de yanlarına gittim. Ve İYÖ-DER’lileri aradığımı söyledim. O gün İTÜ açılış şenliği hazırlıkları vardı. Ve tiyatro çalışması yapacaklardı. Onlarla birlikte gitmek için ısrarcı davranmıştım. Ondan sonra da İYÖ-DER’li olarak mücadele etmeye başladım.”
Gençlik mücadelesinde, İYÖ-DER’de, İstanbul Üniversitesi’nde sorumluluklar üstlendi. Akdeniz bölgesindeki öğrenci gençlik de tanır Zehra’yı. Bilgisini, birikimini buradaki öğrenci arkadaşlarına aktarmak için ta oralara gitmiştir.
Bir Dev-Genç’liydi. Bir tutsak yakınıydı. Direniş başladığında hiç tereddütsüz Tayad’lı Ailelerin başlattığı ölüm orucuna katıldı.
Direnişin sürdüğü günlerde, bulunduğu yeri şöyle tanımlıyordu: “Kendimi mücadelenin en güzel ve önemli bir yerinde görüyorum. Önemli bir süreçten geçiyoruz ve ben de büyük bir direnişin içindeyim. Yani mücadelenin tam ortasındayım.”
Onun hayatı mücadeleydi.
Düzen bağlarına dair bir soru üzerine de şöyle diyordu direnişte:
“Her türlü bağı koparmaya hazırım” ve ekliyordu: “Hayat bağı da dahil!”
Direnerek destan yazarak, ilklere imza atarak ölümsüzleşti.
Ne yaptıysak
Ne yaptıysak halkımızı sevdiğimiz için yaptık
Bütün zorluklara bu sevdamız için göğüs gerdik
Payımıza düşen bedeli bu duygularımız için ödedik
Bayrağı bizden sonrakilere devrettik
Biliyoruz emin ellerde olduğunu
Zehra Kulaksız
Yoldaşları Yakınları Zehra Kulaksız’ı Anlatıyor;
Bir Direnişçi Uğurlandı Küçükarmutlu Sokaklarından
Direnişin 57. Şehidi
Küçükarmutlu Direniş Evindeki 4. Şehit Zehra Kulaksız
“Biz bir dost sofralarında bir de harman dalında diz kıranlarız”
28 Haziran 2001
21.30 Şenay Hanoğlu’nun kızı Pınar, Zehra’nın elinden ve bandından öptü.
21.35 Babaanne Zehra’nın başında ağıt yakıyor. Zehra ve Canan’a söylediği sözleri söylüyor. Zehra ve Canan’a “ölüm orucunu bırakın” dediğini söyleyince, Canan’ın ona “Babaanne sen bize ne demiştin ‘başladığın bir işi yarım bırakmayacaksın’” diye cevap verdiğini anlatıyor.
21.50 Nabız 72, tepki veriyor.
23.35 Durumunda bir değişiklik yok.
29 Haziran 2001
01.00 Nabız 72.
01.28 Derin bir iç geçirdi.
02.55 2 kere zorlanarak derin derin nefes aldı.
06.14 Hıçkırıklar başladı.
07.23 Gözlerini açtı.
09.55 Nabız 55 atıyor. Nefes alıp vermeleri derinleşti.
10.00 Birkaç kez hıçkırdı. Nefes alıp vermeleri derinleşti. 20
30 saniye kadar gözlerini açtı.
14.15 Babası ve Babaannesi yanına geldiler. Babası “kahraman kızım benim” diyerek dışarı çıktı.
15.30 Nabız dakikada 69.
17.20 Gözlerini açıp kapadı. Derin derin nefes aldı.
18.12 Derin derin soluk alıp vermeleri aralıklarla devam ediyor. 19.33 Zehra Kulaksız şehit düştü.
20.30 İkinci ölüm orucu ekibindeki direnişçiler, Zehra’yı alnından öptü ve saygı duruşu yaptılar.
20.30 Refakatçi arkadaşları sırayla alnından öptüler.
20.35 Başında marşlar söyleniyor.
Bundan tam 256 gün önce Türkiye’nin tüm hapishanelerinde F Tiplerine, halka yapılan baskılara son vermek için ölüm oruçları başladı. İstanbul Üniversitesi’nde okuyan Zehra direnişin içerisi dışarısı olmaz diyerek bu kavgada ben de varım dedi ve ölüm orucuna başladı.
Kardeşi Canan Kulaksız da aynı günlerde İzmir’de ölüm orucuna yattı. Canan daha sonra İstanbul’a geldi. Yanyanaydılar artık ölüm yürüyüşünde.
Önce Canan şehit düştü.
Kardeşinin şehit düştüğü evde, adımları, yüreği bir kez titremek sizin sürdürdü yürüyüşünü Zehra. Zulmün önünde boyun eğmek yoktu. Dost sofralarının dışında diz kırmak yoktu.
O artık Canan’ın ablası değil, öğrencisiydi. Öyle diyordu.
Üç mevsim direndi ve ölüm orucunun 221. gününde 29 Haziran’da ölümü yendi.
Şehit düştüğü öğrenildiğinde İstanbul’un tüm semtlerinden öğrenci gençlik ve halkın diğer kesimlerinden insanlar evin önünde toplanmaya başladı. Sayıları kısa sürede bini aştı.
Fidan Burada, Cengiz Burada, Veli Dayı Burada…
Tahliye Edilen Kızıl Bantlılar Burada… Direnişin Sesi, Armutlu’da Yankılanıyor…
Evin karşısındaki duvara “DAHA KAÇ İNSAN ÖLECEK KAÇ
İNSAN SAKAT KALACAK?” yazılı, TAYAD’LI AİLELER imzalı, Zehra’nın gülümseyerek baktığı bir pankart asıldı. Sanki, ben gidiyorum ama siz benim bıraktığım yerden devam edin diyordu.
Hava kararmıştı. Ama yürekler aydınlıktı. Saat 22.30’da, meşalelerle aydınlanan kortej, önde “Kahramanlar Ölmez Halk Yenilmez” pankartıyla yürüyüşe geçti. Ellerinde “Zehra Kulaksız Ölümsüzdür”, “Gençlik Zehralarla Geleceğe Yürüyor İYÖ-DER yazılı pankartlar açıldı.
Bini aşkın yürek, elleri üzerinde Zehra’yı taşıyarak, Armutlu’nun sokaklarını aşıp, ölüm orucu direnişçisi Osman Osmanağaoğlu’nun bulunduğu evin önüne gelindi.
Osmanağaoğlu onu selamladı. “Direnişin içerde ve dışarda devam ettiğini ve zafere kadar süreceğini” bir kez daha belirtti. Zehra son kez yoldaşlarını ziyaret ediyordu. Sevgi Erdoğan’ın ve Fatma Şener’in bulunduğu evin önüne gelindi.
Sevgi ayağa kalkabilecek durumda değildi. Ama, mutlaka dışarı çıkıp, genç yaşında ölümsüzlüğe ulaşan bu Laz kızını selamlamalıydı. Sedye ile dışarı çıkarıldı. Yanında yıllarca Zehra ile birlikte mücadele vermiş, ölüme beraber yatmış Fatma Şener de vardı. Sevgi ve Fatma, onu zafer işaretleriyle selamladılar. Fatma’nın konuşması istendi fakat kelimeler boğazına düğümlendi, konuşamadı. Megafonu Sevgi’ye uzattılar: “Hoşgeldin Zehra. Hoşgeldin güzel kızım. Biz zaferi çoktan kazandık…”
Armutlu’nun sokakları bir kez daha sloganlarla aşılıp direniş evine dönüldüğünde, devrimci gençlikten bir arkadaşı, Zehra’yı ve mücadelesini anlatan bir konuşma yaptı. Daha sonra sözü babası Ahmet Kulaksız aldı:
“Benim iki kızım şehit düştü. Ama mücadele sürdükçe daha birçok kızım olacak… Bir kızım Fatma da ölüm orucunda ben gene burada onlarla birlikte olacağım”…
Dev-Genç’liler, İstanbul’un yoksul semtlerinden emekçiler, sabaha kadar evin önünde nöbet tuttular.
Bayraklar Dalgalanıyor… Yürekler Kabarıyor… Sel Oluyor Direniş… Zehra’lar, Zehra’nın Işığında Yürüyor…
30 Haziran öğlene doğru, Zehra omuzlarda, son kez Armutlu’nun sokaklarında…
Yoksul semtlerin işçileri, memurları, işsizleri, ev kadınları ve ille Dev-Genç’li yoldaşları taşıyor tabutunu.
Bine ulaşmış sayıları. Armutlu’nun sokakları coşku dolu, öfke dolu bir kortejin adımları altında sarsılıyor.
Osman Osmanağaoğlu’nun evinin önüne gelindiğinde Zehra’yı bekliyordu Osman. Söyleyecek sözü vardı.
“Yoldaşlar, kardeşler, bu düzen öyle bir düzen ki yemek yiyorlar dediler, şehit düştük. Daha geçen günlerde hapishanelerde katliam yaptılar, hastanelere kaldırdılar. Biz hastanelerde öldük. Geldiler dediler ki sizi tedavi edelim. Reddettik. Bir kez daha gördüler ki biz yine ölüyoruz. Bir gece geldiler ki davanızı satın. Satmayız dedik. Özgür bırakalım dediler. Başka bir çareleri kalmadı…”
Sevgi, Fatma ve Zehra, son kez selamlaştılar. Bin yürek Zehra’yı omuzlarında taşımaya devam etti.
Zehra, Karadeniz’de… Doğduğu Topraklarda… Canan’ın Yanında…
Akşam üzeri saat 16.00’da Zehra, doğduğu topraklara, Karadeniz’e doğru yola çıkarıldı. Arkadaşları ve TAYAD’lı Aileler yanındaydı yine.
1 Temmuz öğleden sonra Rize’ye varıldı. Doğduğu yer olan Dağsu köyü girişinde Zehra yeniden omuzlara alındı. “Kahramanlar Ölmez Halk Yenilmez”, “ Gençlik Zehralarla Geleceğe Yürüyor İYÖ-DER” imzalı pankartlar açıldı.
Düzenin eli kanlı bekçileri de gelmişti. “Kahramanlar Ölmez Halk Yenilmez” pankartının kapatılmasını istediler. Ama o pankart direnişin, onurun simgesi şehitlerin kanı ile yazılmıştı. Zehra’nın son yürüyüşünde o pankart da olacaktı. Arkadaşları ve aileler pankartı vermediler ve yürüyüş devam etti.
Dini gelenekler yerine getirildikten sonra yoldaşları, arkadaşları ve aileler Zehra ve Canan’ın mezarı başında toplandılar. Trabzon, Artvin, Samsun’dan da Dev-Gençliler gelmişti. Devrim şehitleri, Canan ve Zehra için yapılan saygı duruşundan sonra arkadaşları onu ve mücadelesini anlattılar. Şiirler okundu, Dev-Genç marşı söylendi.
Törenin sonunda Zehra, “Kahramanlar Ölmez Halk Yenilmez”,
“Zehra Kulaksız Ölümsüzdür”, “Yaşasın Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi” sloganlarıyla ölümsüzlüğe uğurlandı.
(Yukarıda anlatım, Yaşadığımız Vatan Dergisinin 9 Temmuz 2001 tarihli 98. Sayısında yayınlanmıştır.)
Bülent Durgaç’dan Zehra’ya
“Bu onur ‘biz’im”
Merhaba Sevgili Zehra,
Sana yazdığım ikinci faksıma başlarken selam ediyor ve (karalanmış) kucaklıyorum.
Başımız sağolsun halkımızın başı sağolsun. Ailelerimiz de Gülsüman ablamızdan sonra Canan’ımız da (karalanmış) kanat çırptı. Canan bir kardeş, (karalanmış), bir yoldaş olarak öğretmeye devam etti son anına kadar.
Onur senin sevgili Zehra, bu onur bütün olarak ‘biz’im. Nasıl ki bugüne kadar kimseden alacağımızı bırakmadıysak, bundan sonra da (karalanmış) olsa mutlaka alacağız. Ve Canan’ın bana yazdığı mektupta da dediği gibi; “… Dediğim gibi moralimiz, coşkumuz hep böyle yüksek olduğu sürece, umudumuzu hiç yitirmediğimizde yani, güzel günlere bir o kadar daha yakınız demektir. Bunca açlıktan, acıdan, ayrılıktan sonra bizim de günümüz gelecek…”
Çok söz söylemeye zaten gerek yok, (karalanmış) sizler konuşuyorsunuz…
Siz ailelerimiz, “ses hareket yok” diyenlere inat, direnişin zaferine olan sarsılmaz inancınızla, direnişimizin yükü ve bedelini bizlerle birlikte omuzladınız. Böyle olması da ‘biz’de doğal. Bizim ayrı olduğumuzu kim görmüş ki bugüne kadar.
Direnişimizin sesi, soluğu olarak, suskunlara, seyircilere nasıl mücadele edilmesi, hakların nasıl alınacağı konusunda da örnek oluyorsunuz.
Bizler böyle bir aile olarak şimdi direnişin yükünü birlikte omuzlayıp ölüyorsak, zaferin türkülerini de birlikte söyleyeceğiz, zafer halayına hep birlikte duracağız. Hiçbir şey ama hiçbir şey bunu engelleyemez.
“Umudun öyküsünü yazmak bize düştü, Bize düştü sunmak hayata ömrün baharını,
Acıları tas tas içmek, kan tükürmek ihanete,
Bize düştü göz yaşsız ağlamak genç ölümlere, Yetim şafaklara kardeş olmak,
Alayla gülümsemek karanlıklara,
Hasret vurgunuyla yanmak, Vedalaşmadan yürümek sonsuzluğa… bize düştü. Tarih payıdır kaçınılmaz
Vurun kanatlarınızı dostlarım.
Bülent Durgaç
Edirne F Tipi 27 Nisan 2001
(Yukarıdaki mektup, Vatan dergisinin 19 Kasım 2001 tarihli 115. Sayısında yayınlanmıştır.)
