Kızıldere Yenilgi Mi? Zafer Mi?

Kızıldere bir yenilgi miydi, yoksa bir zafer mi?

Bu sorunun cevabı Kızıldere’den sonra çokça tartışıldı, konuşuldu. Ama bu sorunun doğru cevabını asıl olarak tarih verecekti. Bu sorunun cevabını, ‘74’lü yıllarda “Kurtuluşa Kadar Savaş” sloganını dillerden düşürmeyen devasa THKP-C potansiyeli verecekti.

Evet, THKP-C’nin önder kadroları fiziki ve örgütsel olarak yok olmuşlardı. THKP-C’nin önderleri silah elde emperyalizm ve oligarşiye karşı savaşmış ve destanlar yaratarak şehit düşmüşlerdi. Fakat bu önderlerin ideolojik-politik görüşlerinin, düşüncelerinin yenildiği anlamına gelmiyordu. Yenilgi de zafer de öncelikle

ideolojik-politik bir temelde şekillenir. Teslimiyet bir yenilgidir. Direniş ve savaş ise zaferdir. Bu anlamda Kızıldere bir yenilgi değil zaferin adıdır. Böyle olduğu içindir ki Mahirlerden sonra büyük bir potansiyel ortaya çıkmıştır. Böyle olduğu içindir ki Yolumuz Çayanların Yoludur diyenler Mahirlerin açtığı yolda kesintisiz savaşı sürdürecektir.

Kızıldere, Türkiye devriminin manifestosudur. Kızıldere THKP-C öngörüsünün, o güne kadar sürdürdüğü ideolojik-politik hattın sağlamlığının bir kanıtıdır. Türkiye devriminin nasıl yapılacağının çok açık ve net bir şekilde anlatıldığı destanın adıdır.

12 Mart faşist cuntası sonrası kitle hareketleri uç vermeye başladığında oligarşinin ve sağ sapmanın beklentilerinin aksine, THKP-C’nin kitlelerin bilincinde yaşadığı ortaya çıkmıştır. THKP-C düşüncesi ve pratiği, gerçek kurtuluş yolunun nereden geçtiğini kitlelere göstermişti bir kez! Büyük bir THKP-C potansiyelinin varlığı bunun kanıtıydı.

Zafer ve yenilgi Kızıldere’den çok sonra da başka pratikler üzerinden tartışılacaktır. Yenilgiyi fiziksel yok oluş olarak görenler her tarihsel süreçte teslim bayrağını çekip çürümeye, yok olmaya doğru ilerlerken; yenilgiyi devrim iddiasından, sosyalizm inancından, direnmek ve savaşmaktan vazgeçmek olarak görenler ise fiziken yok edilseler de çok daha güçlü ayağa kalkıp devrim yolundaki yürüyüşlerini sürdürmüşlerdir.

KASIM 1975

GENÇLİK ARTIK ÖRGÜTLÜ KURTULUŞ GRUBU

THKP-C’yi savunan gençlik, bir yandan eskilerle ilişkilerini ve tartışmalarını sürdürürken bir yandan da mücadeleye ve örgütlenmeye yöneldi. Mahir’in yazıları elden ele dolaşıyor, gençlik, inkarcıların, daha üzerinden birkaç yıl bile geçmeyen bir tarihi çarpıtarak gençliği kendi peşine takmaya çalışanların dışında, ZTHKP-C gerçeğini öğrenmeye çalışıyordu.

Bu çabalar, ilk sonucunu, devrimci potansiyelin en yoğun bulunduğu alanda, gençlik içinde verdi. 1975 yılının Kasım ayında İstanbul Yüksek Öğrenim Kültür ve Dayanışma Derneği (İYÖKD) kuruldu. Yılgınların, inkarcıların dayattığı “örgütlenilemez”, “dernek kurulamaz” düşüncesi İYÖKD’le kırılmış oldu. İYÖKD’ü diğer illerde de gençlik derneklerinin kurulması izledi.

Derneğin kuruluş çalışmalarına önderlik edenler esas olarak Cepheciler’den oluşuyordu. Ancak, çalışmanın belli mesafeler kat etmesiyle diğer gruplardan da çalışmalara katılanlar oldu.

İYÖKD, kısa sürede gençliğin anti-emperyalist, anti-faşist mücadelesinde önemli bir güç haline geldi.

Cephe çizgisindeki devrimcilerin, bu pratik faaliyetler içinde öne çıkmasıyla, Cephe sempatizanları daha da çoğaldı.

THKP-C’yi savunan gençlik, önemli bir güce ulaşmıştır. Öyle ki, 12 Mart terörünün yarattığı hava aşılmış, on binleri hareket ettirebilen bir pratik mücadele hattı ortaya çıkmıştır. Cepheciler, İYÖKD’le, yani gençlikle sınırlı kalamazlardı. Gençlikle aynı boyutlarda olmasa da diğer halk kesimleri içinde de yaygın bir Cephe potansiyeli vardı. Onlara da ulaşabilecek, onları mücadeleye katabilecek bir örgütlenme yaratmak şarttı.

Cepheciler iste bu aşamada siyasi arenada “Kurtuluş Grubu” olarak yer almaya başladılar. Bunun siyasi önemi şuradaydı: Parti-Cephe’nin örgütsel yapısının Kızıldere’de dağıtılmasından sonra ilk kez merkeziliği olan bir örgütlülüğe adım atılmıştı. Kurtuluş Grubu, aynı zamanda açık bir ideolojik misyon da yüklendi:

THKP düşüncesini tasfiye etmek isteyen sağ ve sol sapmalara karşı, THKP-C’nin ideolojik görüşlerini savundu, bu doğrultuda ideolojik mücadeleye girdi. Bu doğrultuda, Mahir’in “Bütün Yazılar”ı toplanıp basıldı.

Denilebilir ki, Kurtuluş Grubu, Devrimci Sol’un örgütsel nüvesidir. Devrimci hareketin oluşturulması doğrultusunda atılan iradi bir adım olarak tarihteki yerini almıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yazılar