1984 Ölüm Orucu Direnişi

Soyun Dedi Düşman İnançlarından Dört Kızıl Ok Fırladı Yayından
Seçimlerden sonra iktidara gelen T. Özal’ın ANAP hükümeti, cuntanın sivil uygulayıcısı olarak faşizmin politikalarını hayata geçiriyordu. Bir kısım solun beklentisinin aksine ülkeye “demokrasi” gelmemişti. Fakat yine de egemenlerin dilinde “demokrasi masalları” dolaşıyordu. ANAP iktidarı, gerek hapishanelerde, gerekse de dışarıda cuntanın terörünü aynen sürdürüyor, zamlar da birbiri peşi sıra geliyordu.
Devrimci Sol bu süreçte ANAP iktidarını teşhir amacıyla bir kampanya düzenledi. Kampanya boyunca ANAP’ın emperyalizmin uşağı, cuntanın devamı olduğu anlatıldı. Bu amaçla bildiriler, el ilanları dağıtıldı. Yazılamalar yapıldı, pankartlar asıldı. Halkın cuntaya ve ANAP’a olan öfkesine tercüman olunarak İstanbul’daki 10 ANAP binası bombalandı. Uzun süredir ilk kez bombalar patlıyor, egemen sınıflar halkın şiddetini yeniden hissediyorlardı. Bu kampanya ANAP’ı teşhir etmenin yanı sıra Devrimci Sol’un onca darbe yemesine rağmen yok edilemediğinin ve edilemeyeceğinin de bir göstergesi oldu.
1983’ün Kasım ayında cunta bir demokrasicilik oyunu olan seçimleri gündeme getirdi. Devrimci Sol seçimlerden sonraki süreçte de açık faşizmin, cuntanın kurumlaşmış halde devam edeceği tespitini yaptı.
Bu tespitin doğruluğunun görülmesi için de çok uzun bir zaman geçmesi gerekmedi. Seçimler sonucu iktidara gelen ANAP- Özal hükümeti, kimilerinin demokrasi beklentilerinin tersine, cunta politikalarını aynen sürdürdü. ANAP’ın da öncelikli hedef hapishanelerdi.
Boyutlanan bu saldırı karşısında Devrimci Sol tutsaklarının yaptığı önerilere, sol, tartışmanın her yeni aşamasında daha da sağcılaşan, statükoculuğu koyulaştıran, geri adımları meşrulaştıran tezlerle geliyorlardı. Artık daha fazla beklenemezdi. Devrimci Sol tutsakları direniş bayrağını daha da yükseklere kaldırmak için Açlık Grevi ve Ölüm Orucu kararı aldılar. Sola bir kez daha çağrı yaptılar. Ancak bu çağrıya sadece TİKB tutsakları cevap verdi. Ve direniş 12 Nisan’da Metris’te, 13 Nisan’da ise Sağmalcılar Hapishanesi’nde başlatıldı. Düşman direnişle birlikte saldırıya geçti. Metris’te tutsakları tecrit ederek, Sağmalcılar Hapishanesi’nde ise diğer tutuklularla birlikte kalmalarını sağlayarak direnişi kırmaya çalıştı.
Eylemde yenilgi, çözülme bekleyenler, eylemin 45. gününde Ölüm Orucu’na dönüşmesiyle boşuna beklediklerini bir kez daha anladılar.
Devrimci Sol önderi Dursun Karataş’ta Ölüm Orucu’ndaydı. Ölüm Orucu bu yanıyla da tarihseldi.
Hapishane yönetimi, işkenceciler Dayıyı tutsak yoldaşlarından tecrit ederek Ölüm Orucu’nu kıracaklarını hesapladılar ancak bir kez daha yanıldılar. Direniş dalga dalga yayıldı. Bartın, Çanakkale, Elazığ hapishanelerinde de tutsaklar direnişi duyar duymaz açlık grevi ve ölüm orucuna başladılar. Çeşitli hapishanelerde destek eylemleri başladı. Eylemin 63. gününde Devrimci Sol tutsağı Abdullah Meral şehit düştü. Ardından 66. gün, Devrimci Sol’dan Haydar Başbağ ve TİKB’den Fatih Öktülmüş şehit düştüler.
Direniş son şehidini 73. gününde verdi. Devrimci Sol tutsağı Hasan Telci şehit düştü.
Direniş, programına koyduğu siyasal sonuçlara ulaşmıştı artık. Siyasal anlamda zafer şehitlerle kazanılmıştı. Zindanlarda asla söndürülemeyecek bir meşaleydi direniş. Cuntanın terörü altında ezilen emekçi yığınlara direniş mesajları taşınmış, bu koşullarda bile direnilebileceğini, faşist cuntanın geriletilebileceği kanıtlanmıştı.
Ölüm Orucu eyleminin belki somut talepleri noktasında bir kazanım olmamıştı ama asıl önemli olan bu eylemin siyasal sonuçlarıydı. 84 Ölüm Orucu’nun temel talebi Siyasi Tutukluluk Hakkı’nın kabul edilmesiydi. Direnişin düşmana kabul ettirdiği siyasal talep de bu olmuştur. Devrimci Sol tutsakları bu zaferi taçlandıracak olan somut talepleri elde edebilmek için hiçbir yaptırıma uymayarak direnişi sürdürdüler. İki yıl boyunca TTE giymeyen Devrimci Sol tutsakları havalandırmaya, mahkemeye, avukata ve ziyarete çıkarılmıyorlardı. Sonunda sürdürülen bu inatçı ve ısrarlı mücadele karşısında pes eden düşman oldu. 15 Kasım 1985’te Sağmalcılar’da, 11 Şubat 1986’da Metris’te Devrimci Sol tutsakları TTE
giymeden havalandırmaya, avukata, ziyarete çıktılar. Zafer direnenlerin olmuştu.
Direniş sonucunda oportünizmin politikasızlığı kararsızlığı gün gibi açığa çıkarken, düşman da bundan böyle asla teslim olmayan Devrimci Sol tutsaklarını hesaba katmadan politikalarını belirleyemeyecekti.
Ölüm Orucu’nun siyasal kazanımı üzerine şekillenen somut hakların kazanımı ile hapishaneler bundan böyle oligarşinin devrimcileri inançlarından soyundurduğu, teslim aldığı rehabilitasyon merkezleri olmaktan çıkarılıyor ve devrimin okulları olma misyonunu yükleniyordu. Direniş tüm dünyada yankısını bulurken oligarşinin demokrasi maskesi de alaşağı edildi. Ölüm Orucu, 12 Eylül rejiminin sivil Özal hükümeti aracılığıyla hemen hemen muhalefetsiz bir dönemini yaşadığı sırada,
demokratik devrimci muhalefet adına, yılgınlığa, karamsarlığa, suskunluğa karşı güçlü bir atılım oldu.
Oligarşinin hapishanelerdeki devrimcileri teslim alma politikaları bozuldu. Siyasi tutsaklık hakları çok somut bir biçimde kamuoyunun gündemine girdi.