Haziran 2013 Bu Daha Başlangıç…

Tarihimizden

Haziran 2013 Bu Daha Başlangıç…

AKP iktidarının, Gezi Parkı’nın yıkılıp, ağaçların kesilerek yerine AVM ve Topçu Kışlası yapacağını söylemesi üzerine bir grup çadır açıp Gezi Parkı’nda direnişe başladı. 27 Mayıs 2013’de polisin çadırı ateşe vermesi ve eylemcilere saldırmasıyla Haziran Ayaklanması’nın kıvılcımı da çakılmış oldu. Ancak bu bir ağaç meselesi değil, halkın açlığa, zulme, adaletsizliğe başkaldırısıydı. Kıvılcım çoktan yakılmıştı.

AKP, 1 Mayıs’ta Taksim’i yasakladıktan sonra Cephe; 1 ay boyunca Taksim’e çıkmak için polisin gazına, copuna, tazyikli suyuna karşı direndi. 31 Mayıs’ta başlayan ve kesintisiz süren 35 saatlik çatışmanın sonucunda 1 Haziran’da Taksim 1 Mayıs Alanı’na girildi. Bir ay gecikmeli de olsa İstanbul’un dört bir yanından gelen yüz binlerce kişi artık 1 Mayıs Alanı’ndaydı. Köprüler, vapurlar Taksim’e gelen insanlarla

doluydu… Şimdiye kadar protestonun, eylemin ne olduğunu bilmeyen milyonlar korku duvarını yıktılar.

İlk kez slogan atıp barikat arkasında dövüşen halkımız, günlerce polisle çatıştı. Eylemler İstanbul’la sınırlı kalmadı. İçişleri Bakanlığı’nın açıklamalarına göre 79 ilde 2.5 milyonun üzerinde insan eylemlere katıldı.

BU SIRADAN BİR EYLEM, PROTESTO DEĞİL, HALK AYAKLANMASIYDI. Türkiye ile de sınırlı kalmadı, dünyanın dört bir yanında “HER YER TAKSİM HER YER DİRENİŞ” diye eylemler yapıldı.

Bu süreçte bizim tarzımız, politikamız ayaklanmayı bulunduğu yere hapsetmek değil tersine her alana yaymak oldu. Ayaklanma sadece Taksim’le sınırlı kalmamalıydı. Yayılmalı, halkın bütün kesimlerini kapsamalı ve faşizme karşı militan bir direnişe evrilmeliydi. Cepheliler örgütlü oldukları her alanda bu politika doğrultusunda hareket ettiler. Her barikatta direnişimizle yol gösteren, direnişi büyüten olduk.

Bulunduğumuz her alanda pankartlarımızla, sloganlarımızla, taş ve molotoflarımızla yer aldık. Halkımızla birlikte direnmenin, faşizme başkaldırmanın onurunu yaşadık. Anadolu yakasından, yoksul Gazi gecekondularından binler toplanıp otobanlara çıktılar, polisle çatışa çatışa Taksim’e doğru yürüyüşe geçtiler.

Reformist ve oportünist solun, ayaklanmayı bitirme çabaları karşısında ideolojik savaş yürüttük. Halkımıza güveniyorduk, halkımız direnişten yanaydı. Reformizm, oportünizm kitle korkar diyerek Taksim’deki barikatları kaldırıp, Gezi Parkı’na çekilerek, sembolik bir çadır kurmanın hesaplarını yaparken kitlelerin kendisi barikatları güçlendiriyordu. Kitleden kopuk sola en iyi cevabı yine kitleler vermişti.

Halkın hiçbir talebini dikkate almayan, her fırsatta aşağılayan, halka açıkça savaş ilan eden AKP, halkın gücünü gördü. Halkın sinmişliğinden, tepkisizliğinden, suskunluğundan yola çıkarak “bu halktan adam olmaz” diyen, her fırsatta halkı küçümseyen, kendi umutsuzluğunu halkın üstüne atan küçük-burjuva aydınlar ve halktan kopmuş, kendi dünyalarına hapsolmuş reformist-oportünist sol da halkın gücünü, halkın gerçeğini bir kez daha gördü. Gördü ve bundan güç alacağına oligarşi gibi halkın gücünden korktu.

Reformistler, oportünistler, Kürt milliyetçileri; direnişi bitirmek için başından itibaren ellerinden geleni yaptılar. Ancak hiçbirinin buna gücü yetmedi. Reformist, uzlaşmacı politikalarını kendi kitlelerine dahi kabul ettiremediler. Kürt milliyetçileri “Çözüm Süreci bozulmasın diye” ayaklanmaya katılmadıklarını, karşı olduklarını dahi açıkladılar.

Ayaklanmaya katılan milyonların örgütsüz olması, daha önce hiçbir eyleme katılmaması, 79 ile yayılan eylemlerin doğrudan devrimcilerin öncülüğünde yapılmaması, ayaklanmaya devrimcilerin öncülük ettiği gerçeğini değiştirmez. Eyleme katılanların içinde sivil toplumcular, reformistler, düzen içi çok çeşitli kesimler olmasına rağmen ayaklanmanın özü devrimcidir

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yazılar