DUYDUNUZ MU?
NATO YÖNETMENLER, YAPIMCILAR VE SENARİSTLERLE ÜÇ BÜYÜK TOPLANTI YAPTI;
ADINA DA “SAMİMİ SOHBETLER” DEDİ HALKLARA KARŞI BİR SAVAŞ VE TERÖR ÖRGÜTÜ OLAN NATO; YAPIMCILARLA, YÖNETMENLERLE VE SENARİSTLERLE NEDEN GÖRÜŞÜR?
İŞGALLERLE, KATLİAMLARLA ALAMADIĞI SONUCU KÜLTÜREL VE İDEOLOJİK SALDIRILARLA ALABİLMEK YANİ HALKLARI TESLİM ALABİLMEK İÇİN!
NATO; Los Angeles, Brüksel ve Paris’te şu ana kadar üç büyük toplantı organize etti. Haziran 2026’da ise Londra’da dördüncü bir toplantı yapılacağı açıklandı.
NATO temsilcileri kimlerle görüşüyor?
- Senaristler: Aralarında Friends dizisinin bir yapımcısı ve yazarı ile suç draması Law and Order’ın yazarının da bulunduğu sekiz kişilik bir grup, daha önce Brüksel’deki NATO karargâhına davet edildi.
- Yönetmenler ve Yapımcılar: Avrupa ve ABD’den ünlü isimlerle “samimi sohbetler” (intimate conversations) adı altında buluşmalar gerçekleştirildi.
Bu görüşmelerin, bizim ülkemize yansıması nasıl oldu?
FAŞİST MAFYA ABDULLAH ÇATLI’NIN FİLMİ YAPILDI ve Çatlı “kahraman” gibi gösterilmeye çalışıldı?
Çatlı gerçekten kahraman mı?
Elbette ki her faşist gibi cani, halk düşmanı, sapık ve katildir.
Çatlı, filmde gösterildiği gibi aile babası mı?
Değil!
Çatlı’nın ölümü; güzellik kraliçesi bir metres bir milletvekili, bir emniyet müdürü ile birlikte aynı Mercedes’te, cebinde kokainle gerçekleşti.
Kokain ve metres, devletten!
“Kutsal devlet”in bilgisi dahilinde, korumasında ve yönetiminde metres; eski güzellik kraliçesi…
Kokaini cebine koyup ona pezevenklik yapan da devletin milletvekili ve emniyet müdürü…
Metresi yatağına, kokaini cebine, silahı eline, emniyet müdürü ve milletvekilini korumalığına veren DEVLET! Abdullah Çatlı nasıl bir faşisttir, neler yapmıştır ki şimdi de bir kahraman gibi filmi yapılıyor?
Ölürken bile yanında metresi olan adam, neden temiz bir aile babası olarak gösteriliyor?
Çünkü ölürken yanında bir milletvekili ve emniyet müdürünün olması, Mehmet Ağar’ın ona sahte kimlik ve ehliyet vermesi; Çatlı’nın doğrudan devlete çalışan faşist bir kontra olduğu gerçeğini silmek içindir.
“Siyasi hegemonyamızı kurduk, sıra kültürel hegemonyada” demişti Tayyip Erdoğan.
ASLA KURAMAYACAKLAR!
NATO’YU DA ARKALARINA ALSALAR DA KURAMAYACAKLAR!
YEDİ NOTANIN KOMUTANLARI HELİN VE İBRAHİM OLDUKÇA, HALKIN ÖRGÜTLÜ SANATÇILARI OLDUKÇA; NATO’NUN DA İŞBİRLİKÇİ OLİGARŞİNİN SALDIRILARI DA ÇÖKMEYE MAHKÛMDUR!
Bulgar Devrimi’nin önderi Georgi Dimitrov’un, Komintern’in 7. Kongresi’nde resmî olarak kabul edilen tanımıyla faşizm; “Finans kapitalin en gerici, en şovenist ve en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü”dür.
Sömürü ve yağmaya dayanan bir düzenin, halka düşmanlık ve terörden başka verebileceği hiçbir şey yoktur. Faşizmin ideolojik ve kültürel saldırılarıyla faşist mafyacıları, halk düşmanı katilleri kahramanlaştırmasına izin vermeyeceğiz!
Siyaset ve kültür, birbirine doğrudan bağlıdır.
Halk düşmanlarından kahraman olmaz.
Katillerden kahraman olmaz.
Uyuşturucu kaçakçılarından kahraman olmaz. Devrimci katili, kontrgerillacılardan kahraman olmaz.
Halk düşmanlarının kahramanlaştırılmasına, meşrulaştırılmaya çalışılmasına asla izin vermeyeceğiz. Susurluk devleti AKP ile sürüyor. Faşizm “Çatlı” ismi ile Abdullah Çatlı’nın hayatından esinlenerek özellikle 1980 cuntası sonrası dönemi ele alan bir film yaptırmış.
Öncelikle hatırlatalım, Abdullah Çatlı kimdir? Abdullah Çatlı’nın yaşamını iki kelimeyle özetlemek mümkündür: HALK DÜŞMANI!
Abdullah Çatlı faşizmin gerektiğinde tetikçisi, gerektiğinde uyuşturucu kaçakçısı, kontrgerilla yapılanmasının kilit isimlerinden biridir.
Halka karşı tetikçilik yapmıştır.
Devrimcilerin, aydınların, gençliğin katilidir. NATO’nun ülkemizde kurdurduğu faşist örgütlenmeler ve MHP’nin faşist gençlik örgütlenmeleri içinde yükseltilerek çekirdekten yetiştirilmiştir.
Bu özelliklere sahip bir faşistin filmi neden çekilir, ne anlatılır ve nasıl bir güzelleme yapılabilir diye düşünülebilir; ama sanat işte gerçekleri çarpıtmak, faşist ideolojiyi yaymak için çok önemli bir silahtır.
Faşizm, kendi düzenini ve bu düzen içerisinde kullandığı faşistleri meşrulaştırmak için kültür sanat alanını çok önemser. Yeni Abdullah Çatlıların çıkması, katillere özenilmesi ve Anadolu halk değerlerinin tamamen yok edilmesi için katillerden kahramanlar yaratmaya çalışır.
Faşizm; devrimcilere değil, çetelere özenilsin ister. Tabi bir de güncel mafya babalarına, “Bakın, Abdullah Çatlı gibi olursanız sizin de yarın öbür gün filmlerinizi çekip kahramanlaştırırız” mesajı verilir. Faşizmin filmleri; gayrimeşru düzene meşruluk kazandırma çabası, yozlaşmış ve gericileşmiş düzenine güzelleme yapma aracıdır.
Faşizmin gençlerimize ve halkımıza verebileceği tek hayal budur: Faşist olun, çeteci olun, mafyacı olun, halk düşmanı olun, uyuşturucu satın ve halk çocuklarını zehirleyin!
İşbirlikçi oligarşi için bunları yapmakta bir sorun yok; fakat hakkını aramaya başladığın, adaletsizliğe karşı susmadığın noktada devletle olan çelişkiler de kendini belli etmeye başlar. Adaletsizliğe ve sömürüye karşı çıkmak suç; ama uyuşturucu satmak meşru gösterilir.
Emperyalizm, Anadolu topraklarını Meksika’ya dönüştüremediyse bu, devrimci mücadeleden dolayıdır. Ülkemizdeki ekonomik ve siyasi kriz derinleştikçe, devrimci mücadelenin de büyüyeceğini bilen faşizm; faşist mafyaları, çetecileri halkın üzerine salıyor. Gençlerimize faşist mafyacıları, uyuşturucu çetelerini tek seçenek gibi gösteriyor. Normal bir hayat sürmek, krizin derinleşmesiyle beraber yavaş yavaş sönümleniyor ve sanatın sistem içerisindeki rolü büyüyor.
Bugün artık filmlerde ve dizilerde iki türlü başrol var: Birisi kötü başkarakter, diğeri ise iyi başkarakter.
Sınıfsal ifadesiyle söylersek ilkini Abdullah Çatlı, ikincisini ise Mahir Çayan temsil ediyor. Sınıfsal farklar bu kadar derin ve uzlaşmaz!
Birisi 8 Ekim 1978’de yedi TİP (Türkiye İşçi Partisi)’linin katili, diğeri ise katledilen Filistin halkıyla enternasyonalist dayanışmayı büyütmek için İsrail başkonsolosunu kaçıran, Kızıldere’de “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” diyerek Anadolu halklarının kurtuluş mücadelesi için tereddüt etmeden canını veren 10’ların önderidir. Yani bir taraf mafya ve devlet, diğer taraf ise devrimcilik ve örgütlenme. Birisi ezen, diğeri ezilen sınıfı temsil ediyor.
İnsan bildiği kadar yapabilir, bilmediğini yapamaz. Biz Mahirleri öğrendik. Biz Kızıldere’yi okuduk ve bu yüzden çok rahat bir tercihte bulunabiliyoruz; ama bunları bilmeseydik Kızıldere’nin bize açtığı o yolu yürüyemezdik. İşte bu yüzden faşizm Kızıldere’yi yasaklıyor. Bu yüzden ne Kızıldere ne de halklara umut olabilecek en ufak bir tarihsel direniş, gerek tarih kitaplarında gerek başka mecralarda anılmıyor bile. Bilmeyelim, görmeyelim, özenmeyelim diye tarihi dahi değiştirmeye kalkıyorlar. Bütün umutlarımızı yok etmek istiyorlar.
Devlet için Mahirler “terörist” oluyor, Çatlılar kahraman! Her şey tepetaklak ediliyor, halkın değer yargılarından sınıfsal çelişkilere kadar her şeyi ters yüz ediyorlar.
Adaletsiz faşist düzen = ÇATLI
ÇATLI = Katliam, uyuşturucu, yozlaşma, fuhuş, sömürü, işkence, hapis
DEVRİM = Adalet, eşitlik, özgürlük ve en önemlisi sömürüsüz bir düzen
Düzen bir gelecek vadetmediğinden dolayı, yoksulluğun ve adaletsizliğin büyümesiyle iki kapı aralanıyor. Ya devrimci olacağız ve mücadele edeceğiz ya da devrimcilerin karşısında saf tutup halk düşmanı olacağız! ARA YOL YOK! Çizgiler çok keskin ayrışıyor, siyah ve beyaz kadar birbirine zıt iki ideoloji.
Faşizm, adaletsiz düzeninin meşrulaşması için; kendi eliyle yarattığı, beslediği, silahlandırdığı katillerinin imajlarını, kültür ve sanatı kullanıyor. Çok açık bir şekilde “devrimci olmayın, hakkınızı aramayın da ne olursanız olun” diyor. Özellikle klipleri, dizileri ve filmleriyle; kabadayılık, eline silah alıp amaçsız ve hedefsiz şiddet uygulamak ya da mafyacılık yapmak, özenilecek bir şeymiş veya delikanlılık ve gözü karalıkmış gibi gösteriliyor. Halkın özverili ve yiğit özelliklerini; mafyacılara, faşistlere ve katil polislere atfedip düzenin çıkarı için kullanıyorlar. Gençler Abdullah Çatlı’yı bilir de Köroğlu’nu bilmezse Çatlı gibi olmak ister. Gençlik üzerinde bu basit matematiği işletiyorlar: Bilgi kişiliği oluşturur; hangi bilgiyi yüklersen öyle düşünür, öyle yaşarsın. Faşizm bunu çok iyi biliyor.
Mesela dizileri tek tek gözümüzün önünden geçirelim; hepsinin ortaklaştığı nokta nedir? Çeteleşme ve uyuşturucu! Gerek televizyon dizilerinde gerekse rap şarkılarında sürekli; mahallelerde hangi lüks arabaların hangi uyuşturucular satılarak alındığı ve hangi çeteyle ‘büyük başarı (!)’ elde edileceği gösteriliyor. Düzen; kendi yasalarında bile suç sayılan unsurları, hiçbir gizleme ihtiyacı duymadan sergiliyor ve özendiriyor. Bunları artık “normal” görün, onlar gibi olun deniyor.
Ama biz asla bu saldırıları kanıksamayacağız, halkımızın gözünde meşrulaşmaması için mücadelemizi büyüteceğiz!
AKP faşizmi, sanatı kullanarak Susurluk devletini, estetik ve havalı bir hale sokarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Gençler “ben de böyle olacağım”, “ben de Çatlı gibi olmak istiyorum” desin, faşist mafyacı olma hayalleri kursun istiyorlar. Kültür ve sanatla, isteklerimizi, beğenilerimizi, dünyalarımızı şekillendiriyorlar.
Düşünün ki bizi, düşmanına özenir duruma getiriyorlar. Böyle güzellemeler yapmasalar hangi halk çocuğu katil olmak ister ki? Hiç kimse! Ama faşizm, kültür ve sanatı öyle bir kullanıyor ki gençleri kolayca etkisi altına alıyor. Bu etkinin önüne geçmek ise bizim görevimizdir.
Gençlerimizin beyinlerini gerçek ve sınıfsal bilgilerle doldurmalı, bilinçlendirmeli, doğru ve yanlışı göstermeli, halkın sanatını öğretmeliyiz. Beğenilerini yükselterek gerçek kahramanlığa yani devrimciliğe teşvik etmeliyiz.
Faşistlerden, mafyacılardan, halk düşmanlarından hesap sorma duygusuyla kendimizi de diri tutmalı ve kıyılan onca canımızın ahını yerde bırakmamak için tarih ve sınıf bilincimizi büyütmeliyiz.
Emperyalizmin ideolojik ve kültürel saldırılarının, düzen sanatının amacını ve sonuçlarını iyi öğrenip öğretmeliyiz. Burjuvazinin filmlerini ve dizilerini izlememeli, izletmemeliyiz.
Gençlerimizi ve halkımızı bilinçlendirerek, yönlendirerek halk sanatçılığına özendirmeliyiz. Bilincini ve beğenilerini yükselterek doğru tercihleri yapabilmesini sağlamalıyız.
Düzenin “kahraman” gibi gösterdiklerinin halk düşmanı olduğunu, halkın gerçek kahramanlarının filmlerini yapmayacaklarını anlatmalıyız. Devrimci katillerine, binlerce ananın feryadına, gözyaşına neden olan halk düşmanlarına değil; zalimin zulmüne boyun eğmeden on binleri örgütleyen Köroğlu’na özenmelerini sağlayacağız.
Çatlı’nın gerçek yüzünü bilen halkımız ölüsünün o bin bir emekle kurduğumuz vatanımızda gömülmesine bile izin vermez. “Lanet olsun” der. Bizler böyle bir halkın neferleriyiz. Hem ahlaki hem de kültürel olarak Anadolu topraklarının yüz karası, vatan hainlerini kabul etmez. “O bizdense biz bizden değiliz” der.
İşte faşizm; halk gerçeğinden, adalet tutkusundan ve hesap sorma iradesinden korktuğu için yapıyor bu filmleri. Tarihi çarpıtır, katilleri aklar; bir uyuşturucu kaçakçısını uyuşturucuya karşı mücadele etmiş gibi, evli bir kadınla ilişki yaşayan birini ise dürüst bir aile babası gibi gösterir.
Bu çarpıtmaları akıl hocalarından öğrenmişlerdir. Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels, “Bir yalan ne kadar büyükse, inananı o kadar çok olur” demiştir. İsimler değişir, üzerinden asırlar geçer; ama faşizm gerçeği ve sınıfsal çelişkiler aynı kalır. Faşizmin meşruluk sorunu büyüdükçe yalanları da büyür. Yasalarla ve sanatla kendi meşruluğunu kazanmaya çalışsa da faşizm, tıpkı Hitler iktidarı gibi yenilmeye mahkûmdur.
Faşizm kontrgerillacıyı ‘kurtarıcı’ da yapsa, bir faşisti dünyanın en ‘hoşgörülü ve sevecen insanı’ olarak bize kabul ettirmeye de çalışsa bunu başaramayacaktır. Çünkü Anadolu topraklarında biz varız. Tarihimizle ve mücadelemizle faşizmin ideolojik, kültürel ve sanatsal saldırılarını püskürteceğiz! NATO’nun sanatını, halkın örgütlü sanatıyla ezeceğiz!
Faşist Abdullah Çatlı ile İlgili Kısa Hatırlatmalar: Abdullah Çatlı, 1 Haziran 1956 Nevşehir doğumludur. Lise yıllarından itibaren Ülkü Ocaklarında faaliyet göstermiş; 1977’de Ankara Ülkü Ocakları Başkanı ve bir yıl sonra Ülkücü Gençlik Dernekleri Genel Başkan Yardımcısı olmuştur.
Devletin tetikçiliğini üstlenmiştir. Kontrgerilla yapılanmasında yer almış olan Abdullah Çatlı, devrimcilere karşı gizli katliamlar gerçekleştirmiştir. Devrimcilerin ve halkımızın kanı vardır ellerinde. Devletin açıktan ‘yasal’ olarak işleyemediği suçları, Çatlı ve Çatlı gibi eli kanlı faşist katiller işlemiştir. Birçok katliamdan sorumludur.
Abdullah Çatlı, katliamları devlet adına işlemiş ve devletin koruması altında tetikçilik yapmıştır. Kimse tek başına çıkıp da bunları yapamaz. Güvendiği birileri olmak zorundadır ve Abdullah Çatlı’nın arkasında devlet olduğu, belgelerle de kanıtlanmıştır.
1978’de Bahçelievler Katliamı’nı yapanlar arasındadır. Ankara’da TİP’li yedi genci katletmiştir. Katliam sonrası yargılanmaması için yine devletin koruması altında yurt dışına çıkarılmıştır. Katliamın planlayıcısı olarak tarihe geçmiştir.
Yurt dışına kaçtıktan sonra Avrupa’da uyuşturucu kaçakçılığı yapan Çatlı, uyuşturucuyla da halk çocuklarını katletmeye devam etmiştir. Halk çocuklarını zehirleyerek devletin gayrimeşru işlerini ve sorumluluklarını yerine getirmiştir.
1980’li yıllarda uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı belgeleriyle ortaya çıkmıştır. 1984’te Paris’te yakalanmış ve polisler tarafından uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı belgelenmiştir. 5 Kasım 1985’te ise yine uyuşturucu kaçakçılığı suçundan arandığı İsviçre’ye iade edilmiştir.
Uğur Mumcu’nun köşe yazılarında Çatlı’nın Avrupa’daki uyuşturucu trafiğinde kilit bir rol oynadığı belgeleriyle yer almıştır. Eli kanlı bir katil, uyuşturucu kaçakçısı ve halk düşmanı olan Çatlı’nın filmi de yapılsa; onun halk çocuklarını zehirleyen bir suçlu olduğu gerçeğini karartamazlar. Buna izin vermeyiz.
Ve Susurluk süreci! Türkiye’nin gündemine, Balıkesir’in Susurluk ilçesinde bir kamyonla bir Mercedes arabanın çarpıştığı ölümlü kazada, devletin mafya ile ilişkileri açığa çıkmıştır.
Biz bunu hep söyledik; fakat bu kaza ile artık tüm dünyaya “Susurluk Devlettir” gerçeği, devlet ve mafya ilişkisi inkâr edilemez bir biçimde kanıtlandı. 3 Kasım 1996’da Balıkesir-Bursa karayolunda meydana gelen kaza sonucu milletvekili, polis, mafya ve uyuşturucu işbirliği gün yüzüne çıktı. Kazada eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, kırmızı bültenle aranan faşist çete lideri Abdullah Çatlı ve metresi Gonca Us öldü. Aynı arabadaki DYP Milletvekili Sedat Bucak yaralı kurtuldu.
Kazanın yaşandığı süreçte Abdullah Çatlı kırmızı bültenle aranıyordu. Devlet işleyişini ve mafya ile olan ilişkisini bilmeyenler “akıl almaz bir skandal” dedi; fakat bu ilişkiler faşist devlet gerçeğinin ta kendisiydi.
Abdullah Çatlı’yı kırmızı bültenle arayan kimdi? Devlet gerçekten arıyor muydu? Devrimciler dışında arayan var mıydı? Elbette hayır!
Mafya, faşist devletin gayrimeşru çocuğudur çünkü gayrimeşru işlerini yaptırır. Tamamen devletin koruması ve icazeti altındadırlar. Özellikle devrimcilere karşı yürütülen kontrgerilla faaliyetleri ve bununla beraber uyuşturucu ve silah ticaretini, devlet adına yapıyorlar. Ne zaman ki kendi içlerindeki çelişkiler derinleşiyor veya bir mafya denetimsiz bir güce erişiyor; işte o zaman müdahale ediliyor. Ama işleyiş aynı kalıyor, birisi gidiyor ve yerine hemen başkası geliyor. Devlet bu konuda hiç boşluk bırakmıyor; çünkü mafya olmadan kirli işlerini yapamaz.
Faşizm bir mafya devletidir. Abdullah Çatlı gibi isimler de faşizmin tetikçisi ve halk düşmanlarıdır. Bu gerçeği anlatmaya devam edeceğiz. Halk düşmanlarından kahramanlar yaratmalarına izin vermeyeceğiz. Halk düşmanlarının filmlerini çekmelerine izin vermeyeceğiz.
Faşizm “ÇATLI” filmiyle istediği kadar bu suçları örtbas etmeye çalışsın, bir katilden kahraman yaratmaya çalışsın, başaramayacak. ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ. Suçlarını tek tek anlatacağız!
Sonuç Olarak:
Abdullah Çatlı bir katildir. Abdullah Çatlı bir uyuşturucu taciridir. Abdullah Çatlı devrimcilerin katilidir. Abdullah Çatlı faşist devletin gerçek yüzüdür. Çatlı’yı aklamak, faşizmi aklamaktır. Faşizmin, kendi tetikçilerini film aracılığıyla meşrulaştırmasına izin vermeyiz. Buna karşı uyanık olmalı ve mücadele etmeliyiz. Her yerde, herkese Abdullah Çatlı’nın suçlarını anlatmalı ve filmi izlememe çağrısı yapmalıyız.
Çünkü filmin en önemli hedefi, yeni Çatlılar yaratmaktır!
Buna izin vermemek için “alt tarafı bir film” deyip geçmemeliyiz. Bu saldırı halkımızadır. Buna izin vermemek, hepimizin sorumluluğundadır. Faşizmin hazırladığı bu film yeni katiller, yeni kontrgerillacılar yaratmak içindir.
Bizler Anadolu halkları olarak buna karşı örgütlenmeli ve devrimcilerle birlikte mücadeleye katılmalıyız. Devrimci sanatı desteklemeli ve büyütmeliyiz. Boş vermek, NATO’nun ve AKP faşizminin saldırılarını önemsememek; bu saldırılara izin vermek demektir. Bunu bilerek hareket etmeliyiz.
Katillerden kahramanlar yaratılmasına izin vermeyeceğiz. Anadolu’da biz varız. Bizler devrimcileriz. Anadolu topraklarının en soylu damarıyız. Anadolu’yu kanımızla canımızla beslemeye devam edeceğiz. Halkız, haklıyız, kazanacağız!
Halk Okulu, Sayı: 341
