EN AHLAKLI EN İNANÇLI AKP HAVASI YARATMAK İSTİYOR
HAYIR AKP AHLAKLI DEĞİL; AKP FAŞİST, AKP İŞBİRLİKÇİDİR!
AKP FAŞİZMİNİN AHLAK TARTIŞMASINI BAŞLATMASI, SINIF MÜCADELESİNİ BASTIRMAK İÇİNDİR!
AKP HER GÜN BİR OPERASYON YAPIYOR; İNTERNET FENOMENLERİNE, DİZİ OYUNCULARINA, FUTBOLDA ŞİKE, UYUŞTURUCU OPERASYONLARI…
BUNCA OPERASYONUNUN NEDENİ AKP FAŞİZMİNİN KENDİNİ MEŞRULAŞTIRMA PROGRAMIDIR!
AKP İKTİDARINDA UYUŞTURUCU SERBEST, HALK ÇOCUKLARINI BAĞIMLILIKTAN KURTARMAK YASAK!
GAZİ MAHALLESİ’NDE 400 BAĞIMLIYI TEDAVİ EDEN HASAN FERİT GEDİK UYUŞTURUCUYLA SAVAŞ VE KURTULUŞ MERKEZİ, AKP TARAFINDAN KALEKOL YAPILDI!
UYUŞTURUCU KULLANIMI, %800 ORANINDA ARTTIRILDI!
UYUŞTURUCUYA KARŞI MÜCADELEYİ, SADECE DEVRİMCİLER VERİR!
ÇÜNKÜ UYUŞTURUCUYA, FUHUŞA, KUMARA, MAFYAYA KARŞI SAVAŞ EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞTIR!
İŞBİRLİKÇİ AKP İKTİDARI DİYOR Kİ:
“SİYASİ İKTİDARIMIZI KURDUK, KÜLTÜREL HEGEMONYAMIZI KURAMADIK”
AKP’nin İtiraf Ettiği Şey: “DEVLETİ ALDIK; AMA HALKI ALAMADIK.”
BAŞARAMAZSINIZ: Ahlakçı Operasyonlarla Halkın Sınıfsal Hafızasını Teslim Alamazsınız!
Dimitrov ’un Tanımıyla Faşizm; Kriz Halindeki Kapitalizmin, Rızayı Zorla İkame Etme Biçimidir!
Yani; Sermaye Krizdedir, Meşruluğu Çökmüştür Ama Özel Mülkiyet İlişkileri Korunmalıdır
Bu Noktada Faşist Devlet, Meşruiyetini Yitirmiştir!
Halkı Yeniden Şekillendiren Kendi Meşruluğunu Kurmak için Bir “Ahlaki Otoriteye” Dönüşür
İŞTE UYUŞTURUCU, AHLAK SÖYLEMİ BURADA DEVREYE GİRER
İŞBİRLİKÇİ KATİL AKP İKTİDARININ UYUŞTURUCU SÖYLEMİ, UYUŞTURUCU OPERASYONLARI KENDİ ELLERİYLE YARATTIKLARI KRİZİN ÖRTÜSÜDÜR
AHLAK TARTIŞMASINI BAŞLATMASININ AMACI: SINIF MÜCADELESİNİ BASTIRMAK İÇİNDİR
Uyuşturucu: Düzenin, Kapitalizmin Halklara Karşı Kullandığı Bir Yozlaştırma Saldırısı Silahıdır
Ama Düzeni Yani Kapitalizmi Sadece Ahlaki Bir Düşman Gibi Sunar
Uyuşturucuyla Beynimizi, Kumarla Emeğimizi, Yozlaştırmayla Kültürümüzü,
Eş Cinsellikle Bedenimizi, Yabancılaştırmayla Sınıf Bilincimizi, Sivil Toplumculuk ve Düzen İçi Siyasetle
İDEOLOJİMİZİ ÇALMALARINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ!
AKP HER GÜN BİR OPERASYON YAPIYOR;
İNTERNET FENOMENLERİNE, DİZİ OYUNCULARINA, FUTBOLDA ŞİKE, UYUŞTURUCU OPERASYONLARI…
BU OPERASYONLAR; MEŞRUİYETİNİ YİTİREN AKP FAŞİZMİN KENDİNİ MEŞRULAŞTIRMA PROGRAMIDIR
EN AHLAKLI, EN İNANÇLI AKP HAVASI YARAMAK İSTİYOR
HAYIR, AKP AHLAKLI DEĞİL; AKP FAŞİST, AKP İŞBİRLİKÇİDİR!
UYUŞTURUCUYA KARŞI MÜCADELEYİ SADECE VE SADECE DEVRİMCİLER VERİR;
ÇÜNKÜ UYUŞTURUCUYA, FUHUŞA, KUMARA, MAFYAYA KARŞI SAVAŞ EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞTIR!
İŞBİRLİKÇİ AKP İKTİDARI DİYOR Kİ:
“SİYASİ İKTİDARIMIZI KURDUK, KÜLTÜREL HEGEMONYAMIZI KURAMADIK”
AKP’nin İtiraf Ettiği Şey: “Devleti Aldık; Ama HALKI ALAMADIK.”
AKP İKTİDARINDA UYUŞTURUCU SERBEST, HALK ÇOCUKLARINI BAĞIMLILIKTAN KURTARMAK YASAK!
GAZİ MAHALLESİ’NDE 400 BAĞIMLIYI TEDAVİ EDEN HASAN FERİT GEDİK UYUŞTURUCUYLA SAVAŞ VE KURTULUŞ MERKEZİ, AKP TARAFINDAN KALEKOL YAPILDI! UYUŞTURUCU KULLANIMI %800 ORANINDA ARTTIRILDI!
AKP faşizmi; 31 Ağustos 2016’da sabaha karşı helikopterler, TOMA’lar, akrepler ve yüzlerce özel harekât polisiyle Hasan Ferit Gedik Uyuşturucu ile Savaş ve Kurtuluş Merkezi (HFG)’ne saldırdı. HFG’de tedavi gören hastalar ve merkez emekçilerinden 15 kişiyi gözaltına aldı. Saldırı bununla da sınırlı değildi. Gazi Halk Meclisi binası başta olmak üzere, Gazi Halk Meclisi’nin yapmış olduğu parklar, taksi durakları, Muharrem Karademir ve Hakan Kasa çay bahçelerini de yıktılar.
Nazım Hikmet’in
“Sana düşman, bana düşman
Düşünen insana düşman
Vatan ki bu insanların evidir; gülüm
Onlar vatana düşman!”
diye özetlediği faşizmdir bunu yapan. Halka ve halka ait tüm değerlere düşmandır.
Yoksul halk çocuklarını, sadece ve sadece sömürü düzenine başkaldırmasınlar diye beyinlerini teslim alan, bir kitle imha silahı gibi kullandığı uyuşturucudan başkambir şey düşünemez hale getiren, uyuşturucuya yani emperyalizme karşı mücadele eden devrimcilere müebbet hapis cezaları veren; emperyalizmin işbirlikçisi AKP faşizmidir.
Emperyalizmin örgütlü zehri olan uyuşturucuya karşı, yalnızca ve yalnızca devrimciler mücadele edebilir.
Sadece halk örgütlülükleri, uyuşturucuya karşı savaşır.
Faşist AKP’nin HFG binasını yıkarak yerine kalekol yapması ve bu kalekolun yapılmasının ardından sistematik bir biçimde Gazi Mahallesi’nde özellikle bonzai denilen sentetik uyuşturucu kullanımının artması; uyuşturucunun devlet eliyle yaygınlaştırıldığının en net kanıtıdır!
AKP FAŞİZMİNİN AHLAK TARTIŞMASINI BAŞLATMASI, SINIF MÜCADELESİNİ BASTIRMAK İÇİNDİR!
FAŞİZMİN ASIL HEDEFİ HALKI TESLİM ALARAK DEVRİMLE, DEVRİMCİLERLE BAĞINI KOPARMAKTIR!
FAŞİZM SADECE:
-Üniforma- DEVLET
-Darbe-KAN AKITMA
-Açık diktatörlük-BASKI-ZOR değildir.
Naziler:
-“Alman ruhu”
-“Ulusal ahlak” dediler sosyalizmin ana vatanına karşı Alman halkını savaşa sürerken…
AKP:
-“İslami değerler”
-“Milli ve manevi yapı”
-“Beyaz Türkler”
-“Alkol, uyuşturucu, ahlaksızlık” diyor şimdi…
Ayakkabı kutularını unutmadık. Tecavüzcü vakıfları ayrıca yazacağız.
Ama her ikisinde de: Sermaye kutsal, emek sömürü altındadır.
-Holdingler yerinde
-Bankalar yerinde
-Özelleştirmeler sürüyor
-Devrimcilere müebbet hapis
Bu yüzden devrimciler diyor ki: Bu söylem burjuva ideolojisine karşı değil, burjuvazinin kültürel yeniden örgütlenmesidir yani MEŞRULAŞTIRILMASIDIR.
Bunca operasyonunun nedeni AKP faşizminin kendini meşrulaştırma programıdır.
Dimitrov’un tanımıyla faşizm: Kriz halindeki kapitalizmin, rızayı zorla ikame etme biçimidir.
Yani:
Sermaye krizdedir.
Meşruluğu çökmüştür.
Ama özel mülkiyet ilişkileri korunmalıdır.
Bu noktada faşist devlet
-Meşruiyetini yitirmiştir.
–Halkı yeniden şekillendiren kendi meşruluğunu kurmak için bir “ahlaki otoriteye” dönüşür.
İŞTE UYUŞTURUCU, AHLAK SÖYLEMİ BURADA DEVREYE GİRER
İŞBİRLİKÇİ KATİL AKP İKTİDARININ
UYUŞTURUCU SÖYLEMİ, UYUŞTURUCU OPERASYONLARI KENDİ ELLERİYLE YARATTIKLARI KRİZİN ÖRTÜSÜDÜR.
AHLAK TARTIŞMASINI BAŞLATMASININ AMACI İSE SINIF MÜCADELESİNİ BASTIRMAK İÇİNDİR.
Uyuşturucu:
-Düzenin kapitalizmin halklara karşı kullandığı bir yozlaştırma saldırısı silahıdır.
-Ama düzeni yani kapitalizmi sadece ahlaki bir düşman gibi sunar.
Devrimciler ise uyuşturucu ile mücadelede sadece uyuşturucuyu değil, uyuşturucuyla BAĞIMLI BİR TOPLUM YARATAN DÜZEN İLE SAVAŞIR. O DÜZENİ HEDEF ALIR.
Düzenin uyuşturucu söylemlerinde:
-Devlet yoktur.
-Sermaye yoktur.
Sadece:
-Beden
-Beyin
-Tercih
-Zayıflık vardır.
-Kötü niyetli bağımlılar
Bu, SINIF Mücadelesinin BAĞIMLILIĞA indirgenmesidir.
–Sorun var.
–Fail var.
–Müdahale var.
Ama:
–Mücadele yok.
–Sorumlu yok.
–Alternatif yok
Uyuşturucu söylemiyle:
–Toplum hasta ilan edilir.
–Devlet doktor olur.
–Polis tedavi gibi sunulur.
Bu noktada artık: Kriz konuşulmaz, kendi çıkarları için yönetilir. Bu konuda Hitler faşizmi ile AKP faşizminin benzerliğine tekrar dikkat çekiyoruz.
Faşizm bazen:
-Gamalı haçla gelir.
-Kutsal kitapla gelir, halkın inançlarını ve maneviyatını sömürür.
-Sözde aileyi savunur.
-“Uyuşturucuya karşıyız” der.
Ama özü değişmez: Emekçi sınıfların tarih sahnesine çıkmasını engellemek. Sermaye düzenini kurtarmak için kitlelerin bilincini burjuva ahlak ve salt inançla zincirlemek.
Devrimci görev nettir: Bu ikiyüzlülüğü teşhir etmek
–Sınıf çelişkisini yeniden merkeze koymak.
Düzen uyuşturucuyu siyasi olarak ele almaz.
Yani düzenin sorunu ele alışında tonlarca uyuşturucu bu ülkeye kimin korumasında nasıl girdi, kim getirdi, kim göz yumdu? İşte bunlar yoktur.
Faşizmin uyuşturucu söyleminde:
-Patron yoktur.
-Devlet yoktur.
-Sermaye yoktur.
Sadece:
-Beden
-Beyin
-Tercih
-Zayıflık vardır. Bu, sınıf mücadelesinin BAĞIMLILIĞA indirgenmesidir.
Görünen yüz: “Sözde uyuşturucuya karşı mücadele”
-Uyuşturucu beyindeki biyolojik değişikliklerle, toplumsal ve ekonomik koşulların çelişkili etkisiyle oluşan bir hastalıktır. Uyuşturucu bağımlılığı bir irade sorunu değildir. Tedavi edilebilir bir beyin hastalığıdır.
Sorunun nedeni bireysel zaaf değil, toplumsal koşullar, sömürü, yoksulluk, işsizlik, adaletsizlik, stres, güvencesizlik ve tecrittir. Tüm bunlar bağımlılığı tetikler.
Kapitalist sistemin çelişkileri toplumu bağımlılığa sürükler. Bağımlılık her zaman vardı ama şekli ve yaygınlığı, toplumun ekonomik ve sosyal yapısıyla değişti.
Örneğin; yoksulların yoğun olduğu bölgelerde, yoksul mahallelerde, yaşanan sömürü, yoksulluk, adaletsizlik, dışlanma sorgulamasın, baş kaldırılmasın diye devlet eliyle yayılan uyuşturucunun yarattığı etkiler ve şekiller.
Yani uyuşturucuyu devlet bizzat kendi eliyle yoksul halkın içinde yaygınlaştırıyor ya da yaygınlaşmasına vesile oluyor.
Kısaca
-Birey ve toplum arasındaki çelişkiler bağımlılığı şekillendirir.
-Toplumda yoksulluk, işsizlik, dışlanma artarsa bağımlılık da yaygınlaşır.
-Bağımlılık, kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkar.
-Sadece biyolojik bir sorun değil, sosyo ekonomik ve tarihsel bir olgudur.
Ancak sahtekâr AKP iktidarı şimdi yalanlarına bir yenisini ekleyerek “Toplumu zehirleyen unsurlarla mücadele ediyoruz.” diyor.
Lenin’e göre devlet, sınıflar üstü değil, egemen sınıfın baskı aracıdır. Burjuva devleti, sermaye sınıfının çıkarlarını korur. Dolayısıyla burada kendi eliyle uyuşturucuyu yayan veya buna vesile olan devletin yani egemen sınıfın çıkarı vardır.
-Çocukların (sadece çocukların) karıştığı uyuşturucu suçlarında yüzde 144.8 artış olduğunu, İçişleri Bakanlığı’nın suça sürüklenen çocuklarla ilgili 2025 raporunda gördüğümüz gibi; Türkiye’de uyuşturucu kullanma yaşı 12’ye, kullanan sayısı 15 milyona çıkmışsa (CHP Manisa Milletvekilli Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu’nun söyleminden) buna sebep olan iktidardır ve sebep olanların uyuşturucuya karşı mücadelesi yalandan, demagojiden, sahtekârlıktan ibarettir.
-UYUŞTURUCU, BAĞIMLILIK sınıfsal koşulların bir ürünü olarak ortaya çıkar. Egemen sınıflar, KENDİ ELLERİYLEYARATTIKLARI BAĞIMLILIĞI ELBETTE toplumsalbir sorun olarak değil bireysel zaaf olarak GÖRÜR VEGÖSTERİR. BU NEDENLE UYUŞTURUCU İLE MÜCADELEETMEZLER.
Uyuşturucu:
-Sistemin ürettiği bir yan üründür.
-Ama sistem onu ahlaki bir düşman gibi sunar.
Devrimciler ise uyuşturucu ile mücadelede, uyuşturucuyu değil, uyuşturucuya BAĞIMLI BİR TOPLUM YARATAN DÜZEN İLE SAVAŞIR. O DÜZENİ HEDEF ALIR. GERÇEĞİ GÖRÜRSEK GERÇEĞİ DOĞRU ANLARIZ.
Gerçek; işbirlikçi AKP iktidarının zamanında uyuşturucu kullanma yaşı 12’ye inmiştir. Yani işbirlikçi AKP iktidarının uyuşturucuyla mücadele ettiği yalandır.
O nedenle sanatçılara yapılan uyuşturucu operasyonları kesinlikle uyuşturucuya karşı mücadele ile ilgili değildir.
Peki, NEDEN UYUŞTURUCU?
ÇÜNKÜ UYUŞTURUCU İDEOLOJİK OLARAK KUSURSUZ BİR ARAÇTIR. Üretim ilişkilerini sorgulamaz. Sermaye ve uyuşturucu ilişkisini deşmez. Sadece kullanan bireyi kriminalize eder.
Uyuşturucu NEDEN KUSURSUZ BİR ARAÇTIR?
1)“Politik değildir”
-Üretimden bahsetmez.
-Mülkiyetten bahsetmez.
-Ücretlerden bahsetmez.
-Sermayeden bahsetmez.
Yani sorun:
-Toplumsal değil
-Tarihsel değil
-Sınıfsal değil
Sorun: BAĞIMLILARIN ne yaptığı?
Bu, politik olanı kişisel tercihe indirger. YANİ SINIFSAL olan sorunu kişiselliğe indirger.
Peki, AKP faşizmi bunu neden yapar?
SORUNU KİŞİSEL SORUNA İNDİRGEYEREK sömürü düzenini görünmez kılar. HALKIN bu düzene olan öfkesini körleştirir. Sınıf mücadelesi yok sayılır.
2)Duygusal tepki üretir.
Burada akıl devre dışı kalır. Uyuşturucu söylemi korku üretir, tiksinti üretir, panik üretir. Böylece duygularımız analiz yapmamızı engeller, soru sormamızı bastırır, “hemen müdahale” isteği yaratır.
Kitleler şuna yönlendirilir:
“Bir şey yapılsın!” Ama ne yapılacağı burjuva tarafından asla konuşulmaz.
3)Teknik dil kullanımı
Uyuşturucu söylemi “bilimsel” gibi sunulur:
-Madde türleri
-Gramajlar
-Etkiler
-Bağımlılık oranları
Bu sözde bilimsel, teknik dil tarafsızmış gibi görünerek politik tartışmayı yok eder. Burada dikkat etmemiz gereken şey sözde bilimsel ve teknik nedenleri değil, sonuçlarıdır.
Yani:
-Neden insanlar bu düzenden kaçıyor?
-Neden uyuşturucu bu kadar yaygın?
-Neden ekonomik kriz dönemlerinde uyuşturucu kullanımı artıyor?
Bu sorular bilinçli olarak sorulmaz veya cevaplanmaz. Eğer sorulur veya cevaplanırsa burjuvazinin en temel korkusu da ortaya çıkacaktır.
Burjuvazinin en temel korkusu; halk yukarıdaki soruların cevaplarını merak edip sorgulamaya başlar ve gerçekleri kavrarsa gücünü de fark edecektir. Bu da kendi sömürü düzenlerinin sarsılmaya başlaması hatta yok olması olduğunu çok iyi bilmektedir. O nedenle burjuvazi tarafından asla o sorular sorulmaz, sordurulmaz.
Bilimsel gerçek şu:
-Uyuşturucu sebep değil sonuçtur.
-Devlet eliyle oluşturulan yabancılaşmanın, yoksulluğun, adaletsizliğin, güvencesizliğin, anlamsızlaşmış hayatların ürünüdür
Peki, neden özellikle “ünlüler”?
Çünkü ünlüler burada rastgele seçilmiş bireyler değil, ideolojik figürlerdir.
Devrimciler açısından ünlü:
-Burjuva değildir. (üretim araçlarına sahip değil)
-Proleter değildir. (emeğini klasik anlamda satmaz)
Ama kitlelerce sınıf atlamış gibi algılanır.
-Emekle değil, görünürlükle gelir elde eder
-Kitlelere “başarının bireysel olduğu” masalını satar.
-Tüketim kültürünün canlı vitrinidir.
Kültür endüstrisi birey üretmez. Uyumlu tüketici üretir.
Uyuşturucu meselesi burada kilit:
-Sistem haz vadeder.
Ama anlam sunmaz.
-Sonuç: Yapay hazlar.
Ünlü, bu yapay haz ekonomisinin:
-Hem tüketicisi,
-Hem reklam yüzüdür.
Ancak emperyalistlerin kriz dönemlerinde devlet, işlevini yitiren reklam yüzünü harcar. Ve sistemi değil, davranışları hedef alır. Emperyalistlerin canlı vitrini olan ünlüler kontrolden çıkabilir. Bu masal ikna edici olmaktan çıkar.
Ünlü figür öfke nesnesine dönüşür.
-Aşırı lüks
-Aşırı haz
-Aşırı “dokunulmazlık” hissi ile hükmedilemez duruma gelebilir.
Burjuva devleti burada iki hamle yapar:
1)Ünlüyü düşürür.
2)Sistemi kurtarır.
Devlet sistemi kurtarmak için işte tam da bu noktada hukuku devreye sokar. “Çünkü kapitalist devlette hukuk tarafsız değildir; egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir aygıttır” (Marks-Engels, Alman İdeolojisi).
Ünlüler üzerinden yapılan operasyonlar:
-Hukuki olmaktan çok pedagojiktir.
-“Bak, sen de olabilirdin” mesajı taşır.
Ama kritik nokta: Bu mesaj yoksul halkımıza değil, orta sınıfa ve tüketim kültürü figürlere yöneliktir. Çünkü yoksul halkımız; işçiler, memurlar, emekliler zaten baskı altındadır.
Devrimciler bu gibi durumlarda Marksist perspektifi ile hareket ederek asıl sorulması gereken soruları sorar, dokunulmayan yerlere dokunur.
Uyuşturucu=devasa bir sermaye döngüsü
Bilimsel veriler şunu söylüyor:
-Uyuşturucu ekonomisi küresel finansla iç içedir.
-Aklama olmadan ayakta kalamaz.
-Bankacılık, lojistik, gayrimenkul olmadan işlemez.
Ama operasyonlar:
Kısaca: Finans ayağına inmez.
Kısaca: Sermaye transferine dokunmaz.
Kısaca: Sınıfsal ilişkiyi ifşa etmez.
Neden?
Çünkü kapitalizm kirli parayla kavga etmez, onu yönetir.
-Uyuşturucu parası nerede aklanıyor?
-Hangi sermaye gruplarıyla iç içe?
-Hangi lojistik, hangi finans ağları?
Kendisine söz söylenilen kimseye gelince, bu sorulara cevap vermek zorunda kalanlara gelince:
-Operasyon durur.
-Haber dili yumuşar.
-Dosya derinleşmez.
Çünkü orası sınıfın kalbidir. Bu operasyonlar şunu gösterir:
-Devlet “uyuşturucuya karşı” değildir.
–Kontrolsüz görünürlüğe karşıdır.
-Sistemi ifşa eden her şeye karşıdır.
Gerçek çözüm:
-Polisiye değil
-Ahlaki değil
–Üretim ilişkilerini değiştiren bir toplumsal devrimdir.
Yani mesele:
“Kim uyuşturucu kullanıyor?” değil “Bu toplumu uyuşturucuya muhtaç hale getiren düzen nedir? Kim kriminalize edilir?”
-Yoksul → “suç makinesi”
-Ünlü → “ahlaki ibret”
-Sermaye → görünmez
Bu tam olarak Marks’ın dediği şey: Hukuk, eşitsizliği eşitmiş gibi gösterir. Bu ünlülere yapılan baskı, burjuvazinin sahnelediği bir gösteridir.
-Hem “ahlaki ibret”
-Hem “gösteri nesnesi”
-Bireyler suçlanır. Sınıfsal gerçekliği masallar üzerinden örter.
Kriz, Hegemonya ve Günah Keçisi Mekanizması
Egemenlik hegemonyasını yalnız zorla değil, rıza ile sürdürülür. Ama ekonomik ve siyasal kriz derinleştiğinde:
-Rıza yani ideolojik ikna zayıflar.
-Hegemonya çatlar.
İşte tam burada sembolik operasyonlar devreye girer.
Peki, bu ünlü sembolik uyuşturucu operasyonlarının işlevi nedir?
-Toplumsal öfkeyi sisteme değil bireylere yönlendirmek.
-“Bakın, zengin de olsanız yakalarız” mesajı vermek.
-Yoksulluk, işsizlik, emek sömürüsü gündemini bastırmak.
Bu, klasik günah keçisi üretimidir de diyebiliriz.
Asıl kritik soru NEDEN ŞİMDİ?
Çünkü:
-Toplumsal umut düşüyor.
-Gelecek tahayyülü yok oluyor.
-İnsanlar “Bu düzen böyle gitmez” demeye başlıyor.
Devlet burada şunu yapar:
-Sistemi değil,
–Davranışları hedef alır.
Uyuşturucu söylemi:
-Siyasetten uzaklaştırır.
-Bireyselleştiricidir.
-“Sorun sensin” der.
Bu yüzden devrimci bir perspektiften bu operasyonlara; uyuşturucu söylemi, sınıf mücadelesinin üstünü örten bir sis perdesidir. Devlet ahlak üretmez. Düzen üretir. Kimin düşeceğine de kriz karar verir diye bakmalıyız.
Bu şu demek:
-Kriz yokken → hukuk esnek
-Kriz varken → hukuk seçici ve sert
–Düzen ahlak üretir.
-Kimin düşeceğine kriz karar verir.
Son aylardaki operasyonların ortak zemini:
-Derinleşen ekonomik kriz
-Toplumsal huzursuzluk
-Gelecek beklentisinin çöküşü
Gerçek mücadele:
-Polisle değil
-Magazinle değil
-“Temiz toplum” masallarıyla hiç değil
Gerçek mücadele: Burjuvazi düzenle ve sermaye tahakkümünü üreten üretim ilişkileriyle olur.
Faşist AKP iktidarının “Siyasi hegemonya ve kültürel hegemonya” krizi işbirlikçi Recep Tayyip Erdoğan, Ensar Vakfı Genel Kurulu’nda yapılan bir konuşmada AKP iktidarının “siyasi iktidarını kurmuş olmasına rağmen sosyal ve kültürel alanda hegemonya kurmada hala sorunlar yaşadığını” söylemiştir.
Erdoğan’ın özlü ifadesi şöyle özetlenebilir: “Siyasi olarak iktidar olduk ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidar ve etki kurma konusunda sıkıntılarımız var.” Bilal Erdoğan ise İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı olarak yaptığı konuşmalarda, “Asıl mesele kimliğimizin, kültürümüzün ihya edilerek yeni nesillere aktarılmasıdır.” dedi.
Bu söylemler, siyaseten devlet aygıtı ve iktidar yapısına sahip olduklarını yani siyasi baskıyı oluşturduklarını ancak bunun toplumun tüm kültürel alanlarında örneğin edebiyat, sanat, eğitim, sinema hatta gündelik değerler gibi bir hegemonik rıza yaratamadıklarını kabul ettiklerini gösterir.
Bu rıza eksikliği, kültürel hegemonya eksikliğidir ve siyasi iktidarın kendi kurallarını toplum genelinde doğal, meşru ve çoğunluğun rızasıyla kabul ettirme gücünün zayıf olduğunu ifade eder. Bu söylem, kültürel hegemonya hedefinin yalnızca siyasi iktidar ile sona ermeyeceğini, toplumun kimlik ve değer sistemlerinde egemen kültür biçimini inşa etme ile mümkün olduğunu yansıtır.
Tayyip Erdoğan’ın “siyasi hegemonya kurduk” ama “kültürel hegemonya kuramadık” ifadesi sadece bir itiraf değildir. Marksist teoride bu, hegemonya krizinin somut bir ifadesidir:
Kısaca: Siyasi güç ele geçirildi
Kısaca: Ekonomik güç bağlandı
Kısaca: Ancak toplumun rızasını, değer sistemini ve kültürel kurallarını hegemonik olarak dönüştürme başarısı sağlayamadıklarıdır. Bu, devlet ile toplum arasındaki ideolojik boşluktur ve bu boşluk, kültürel ve ideolojik mücadele alanıdır. Marksist bir bakış açısındanbu, siyasal iktidarın “üretim ilişkilerini ve iktidarı ele geçirmeyi” değil, “toplumun kültürel, değerler ve normlar ilişkisini hegemonik olarak dönüştürmeyi” hedef aldığı bir ideolojik stratejidir.
İktidar iki ayak üzerinde durur:
1)Zor (devlet, polis, hukuk)
2)Rıza (kültür, ahlak, gündelik hayat, normal olanın tanımı)
AKP’nin itirafı şudur: “Zor bizde, devlet bizde; ama rıza eksik.”
Yani:
-Sandık var.
-Polis var.
-Yasa var.
Ama:
-Gençlik onlar gibi yaşamıyor.
-Kültürel örnekler modelleri onların elinde değil.
-Gündelik hayat hâlâ “kontrolsüz”.
Bu durumun adı: Kültürel hegemonya krizi
Faşist AKP iktidarının akıl hocaları olan Naziler neden yükseldi?
1929 krizi sonrası Almanya’da:
-İşsizlik
-Açlık
-Kitlesel grevler
-Güçlü komünist hareket
Naziler bu yüzden:
-İşçi sınıfına sahte antikapitalist dil kullandı.
-Ama iktidara gelir gelmez:
-Sendikaları kapattı.
-Komünistleri tasfiye etti.
-Sermaye birikimini dokunulmaz ilan etti.
Yani: Faşizm, sermayenin kriz sigortasıdır.
Şimdi AKP’ye bağlanalım.
-Egemenlik = zor + rıza
-Rıza = kültürel hegemonya
AKP’nin itiraf ettiği şey şudur: “Devleti aldık ama toplumu, halkı alamadık.”
Bu, hegemonya krizidir.
Bu noktada iki seçenek vardır:
1)Maddi koşulları iyileştirerek rıza üretmek
2)Kültürü zorla dönüştürmek
AKP ikinci yolu seçti.
Bu yolun adı: Ahlaki ve dini seferberlik
Naziler
AKP tipi İslamcılık
İran
Afganistan
Yeşil Kuşak
HEPSİNİ BAĞLAYAN TEK FORMÜL;
Kapitalist kriz
-İşçi sınıfı potansiyel tehdit
-Kültürel/ahlaki düşman icadı
-Sınıf mücadelesinin bastırılması
-Faşist rejim
-Sermaye düzeninin korunması
Biçimler değişir:
-Irk
-Din
-Ahlak
-Gelenek
Ama sınıfsal işlev değişmez. Merkezde tek şey vardır: Sınıf bilincinin parçalanması, üretim ilişkileri ve iktidar.
SERMAYEYİ KURTARAN DİNCİ, MİLLİYETÇİ KARŞI DEVRİM
Ekonomik ve Sınıfsal Bağlam
1. Bağlam
-1929 Buhranı, Almanya’da işsizliği patlattı.
-İşçi sınıfı örgütlendi; sosyalist ve komünist hareketler güçlendi.
-Burjuvazi, işçi sınıfının iktidara yönelme ihtimalini gerçek tehdit olarak gördü.
2. İdeolojik strateji
-Sermayeyi korumak için doğrudan sınıf mücadelesine saldırmak yerine:
-İşçi sınıfının dikkatini sınıf sorunlarından kültürel ve ahlaki meselelere yönlendirdi.
-Ana ideolojik araçlar:
-“Alman toplumu yozlaştı”
-“Kültürel çürüme var”
-“Yahudi ve komünistler ulusu zehirliyor”
-Komünistler ulusu tehdit ediyor”
-Bu sayede işçiler ve yoksullar, kendi sömürücülerine değil “ahlaki düşmanlara” odaklandı.
3. Yöntem
-Propaganda: Gösteriler, medyada ve eğitimde milliyetçi ve ahlaki mesajlar
-Paramiliter güçler (SA/SS) ile korku ve milliyetçilik üretildi.
4. Sonuç
-İşçi sınıfı pasifize edildi.
-Sermaye birikimi korundu.
-Kriz ahlaki ve milliyetçi söylemle topluma yıkıldı
-Sendikalar kapatıldı.
-Komünistler öldürüldü.
-Sermaye devletle kaynaştı.
-Kriz işçi sınıfına yıkıldı.
Naziler, kriz koşullarında sermayeyi korumak için ahlaki ve milliyetçi bir karşı devrim olarak işledi.
Yani Nazizm = sermayeyi kurtaran ahlaki ve milliyetçi karşı devrim
Şimdi aynı şemayı İslamcı biçimiyle görelim.
AKP
–Hızlı kapitalist dönüşüm
–Yoksullaşma
–Geleneksel bağların çözülmesi
–Kentleşme + işsizlik
Bu koşullarda emekçiler şunu yaşayabilirdi: “Bu düzen bizi sömürüyor.” Ama bunun yerine şuna yönlendirildiler: “Biz ahlaken bozulduk.”
AKP’nin cümlesinin sınıfsal anlamı: “Siyasi iktidarımız var ama kültürel hegemonyamız yok”
Bu şu demektir:
-Devlet bizde
-Sermaye bizde
-Ama emekçileri, halkı hâlâ tam teslim alamadık.
Çözüm: Dini ve ahlaki seferberlik
Biçim farklıdır, işlev aynıdır.
-Naziler: ırk + milliyetçilik
-AKP: din + ahlak
Krizin gerçek faili hiçbir zaman hedef alınmaz.
-Sermaye dokunulmaz.
-Kriz işçi sınıfına halka yıkılır.
İdeoloji sınıf mücadelesini boğar.
-Ahlak veya din, sınıfsal bilinci maskeleyen araçtır.
Kapitalist kriz anlarında egemen sınıflar, işçi ve emekçi sınıfların politik güçlerini engellemek için ahlak, din ve kültür üzerinden karşı devrimci ideoloji üretir.
Biçimler farklıdır; işlev aynıdır.
Bu strateji üç aşamada işler:
1)Sınıf bilincini saptırma (ahlak ve din üzerinden)
2)Halk örgütlülüklerini devrimcileri tasfiye etme
3)Sermaye birikimini ve mevcut iktidarı koruma
Biçim farklı, işlev aynı: Kriz anında egemenler sınıf mücadelesini ahlak, din, kültür ile boğar. Sınıf düşmanı asla görünür olmaz; düşman “ahlaki çürüme” veya “sapkınlık” olarak kodlanır. Faşizm ve siyasal İslam, kapitalist düzeni koruyan karşı devrimci aygıtlardır. Devrimci perspektif: Sınıf mücadelesi merkeze alınmadan, kültür, ahlak, din üzerinden mücadele boşa çıkar.
–Düşman figürü farklı, işlev aynı:
-Nazi = Yahudi, komünist, “dejenere”
-AKP = seküler elit, Batıcı yaşam tarzı
İşçi sınıfı ve gençlik, “ahlak veya din üzerinden” düşmanlaştırılıyor.
–Sınıf mücadelesi boğuluyor:
-Nazilerde paramiliter güç
-AKP’de medya ve dini eğitim aracılığıyla
Yöntem farklı, amaç aynı: sermaye ve iktidarı korumak.
–Kültür, ahlak, din aracılığıyla kriz örtülüyor:
-Ekonomik ve sınıfsal krizleri görünmez kılıyorlar.
-Sınıf mücadelesinin potansiyelini ideolojiyle pasifleştiriyorlar.
–Gençlik merkezi hedef:
-Her iki durumda da gelecek nesil “kontrol edilmesi gereken alan” olarak görülüyor.
Bu tabloyla artık şunlar netleşiyor:
-Biçim farklı, işlev aynı.
-Ahlak, milliyetçilik, din, kültür söylemleri sınıf mücadelesini maskeleyen ideolojik araçtır.
-Sermaye ve egemen sınıfın çıkarı dokunulmaz; krizler ahlak ve kültür üzerinden emekçi sınıfa yıkılır.
“KÜLTÜREL HEGEMONYAYI KURAMADIK” İTİRAFININ DEVAM CÜMLESİ
Siyasi hegemonya = devletin ve bürokrasinin kontrolü
Kültürel hegemonya = toplumsal rıza ve değerlerin kontrolü
Erdoğan ve çevresinin söylemini şöyle tamamlayabiliriz:
“O zaman kültürel alanı zor + ahlak ile yeniden düzenleriz.”
Uyuşturucu operasyonları burada üç aşamalı bir işlev görür:
KÜLTÜREL örneklerin TASFİYESİ
Hedef neden “ünlüler”?
Çünkü:
-Gençlik, siyasetçiden değil sanatçıdan, influencer’dan, popüler figürden etkilenir.
-Kültürel hegemonya, kimin ‘normal’ olduğunu belirlemekle ilgilidir.
Operasyonların mesajı şudur:
“Bu yaşam tarzı tehlikelidir.”
Bu, şunu da ima eder:
“Devletin onayladığı yaşam tarzı güvenlidir.”
Nazilerde bu:
“Dejenere sanat”
AKP de bu:
“Uyuşturucuya bulaşmış laik ünlüler”
Kültürel hegemonya kurulamıyorsa zor devreye girer.
Ama çıplak zor yetmez. Zorun ahlaki meşruiyete ihtiyacı vardır.
Uyuşturucu söylemi bu meşruiyeti sağlar:
-Polis = “koruyucu”
-Baskı = “toplumu temizleme”
-Operasyon = “ahlaki görev”
Bu yüzden:
-Aynı devlet, yolsuzluğa bu sertlikte gitmez.
-Aynı devlet, sermayeye dokunmaz.
Çünkü mesele uyuşturucu değil: Sınıf mücadelesini kültür savaşıyla boğar.
SONUÇ:
UYUŞTURUCU OPERASYONLARI NEYİN PARÇASI?
Bu operasyonlar:
-Kısaca: Sadece güvenlik politikası değildir.
-Kısaca: Sadece sağlık meselesi değildir.
-Kısaca: Sadece suçla mücadele değildir.
-Kısaca: Kültürel hegemonya krizine verilen otoriter, ahlakçı yanıttır.
-Kısaca: Sınıf krizinin depolitize edilmesidir.
-Kısaca: Gençliğin öfkesini sistemden bireylere yönlendirme hamlesidir.
Uyuşturucu söylemi, iktidarın kuramadığı rızayı ahlak ve korku ile zorla ikame etme
Marksist dilde buna şöyle denir:
Kapitalist kriz → ahlaklı birey üretme → toplumsal sorunları bireysel sorun olarak açıklama
Uyuşturucu operasyonları, bu mekanizmanın somut olarak ORTAYA ÇIKMASIDIR:
1)Sistem çökmüş olabilir → genç işsiz, gelecek kaygılı
2)Devlet bunu fark edip ahlaki kriz olarak çerçeveler
→ “Uyuşturucu gençliği yozlaştırıyor”
3)Birey ve küçük gruplar hedeflenir → “Sistem değil birey suçlu” mesajı
4)Polis ve mahkeme zoruyla hegemonya yeniden kurulur.
İşlevsel Analiz:
-Erdoğan: “Siyasi hegemonya kurduk, kültürel hegemonya kuramadık”
Bilal Erdoğan: “Kültürel hegemonya için kültürü yeniden üretelim”
Bu, devletin kültürel boşluğu kapatma stratejisidir.
Kültürel hegemonya eksikliği → gençlik ve toplum özerk → sistem sorgulanabilir
Uyuşturucu operasyonları → “ahlaki düzeni sağlama” → hegemonya inşası
Bilal Erdoğan → kültür ve kimlik üzerinden hegemonya planı
Faşizm tarihsel olarak neden ahlak maskesi kullanır?
–Marksist-Leninist teoriye göre faşizm, kapitalist krizlerin ve sınıfsal çatışmaların yönetilemediği koşullarda ortaya çıkar.
-Bu krizler derinleştikçe, siyasal iktidar zaten ele geçirilmiş olsa bile halkın gündelik hayatında rıza eksikliğioluşur.
-Çözüm: Ahlak ve kültür üzerinden krizleri bireyselleştirmek ve ideolojik kontrol sağlamak.
Formül:
Kapitalist / yapısal kriz
→ sınıf mücadelesi potansiyeli
→ ahlaki bireyselleştirme + polis / zor
→ sistemsel kriz görünmez, rıza üretir
Operasyonların İdeolojik İşlevi:
–Uyuşturucu, kumar, şike gibi “ahlakçı” operasyonlar:
-Krizin toplumsal nedenlerini gizler.
-Sınıfsal öfkeyi bireylere yönlendirir.
-Halkın “kimin suçlu” olduğunu yanlış yerden sorgulamasını sağlar.
-Polis ve medya bu maskeyi meşru ve koruyucu biçimde sunar.
Biz devrimciler bu olayları “Toplumsal yozlaşma” değil, sınıfsal yozlaşma vardır; yani yozlaşan sermaye, yozlaştıran devlettir diye ele alırız.
Erdoğan’ın sözü: “Siyasi hegemonya kurduk ama kültürel hegemonya kuramadık”
-Siyasi hegemonya kurulmuş → devlet aygıtı, yasalar, seçimler kontrol altında
-Kültürel hegemonya eksik → halk hâlâ kendi kültürünü, kimliğini ve kendi kahramanlarını çıkarmaya devam ediyor… Çünkü üretme kapasitesine sadece halk sahiptir. Halk Ebru, Mustafa, Helin, İbo gibi örnekler yaratmaya devam ediyorlar.
Uyuşturucu operasyonları bu boşluğu doldurma girişimidir:
-Ahlak ve korku ile toplumun değerlerini yeniden şekillendirme
-“Doğru yaşam tarzı”nı dikte etme
-Gençliği kontrol etme
Analiz:
-Faşizm sürekli “ahlak ve temizlik” üzerinden meşruiyet üretmeye çalışır.
-Devrimciler, halkın tarihsel hafızası tarih bilinci ve adalet talepleri üzerinden meşruiyet kazanır.
-Halk, yozlaşmayı bireylerde değil, sistemde tanır
→ maske düşer.
HALK KENDİ KAHRAMANLARINI, DEVRİMCİLERİ TANIR, BİLİR, SAYAR VE SEVER ÇÜNKÜ ONLAR KENDİ ÖZLERİDİR
Devrimci figürler bu topraklarda ahlak dersi verenler değil, bedel ödeyenlerdir.
Köroğlu neden yaşar?
-Çünkü zulme karşıdır.
Pir Sultan neden ölmez?
-Çünkü saraya değil, halka yaslanır.
Dadaloğlu neden unutulmaz?
-Çünkü “Ferman padişahın, dağlar bizimdir” der.
Yılmaz Güney neden hâlâ güçlü?
-Çünkü devleti değil, halkı anlatır.
Grup Yorum neden yasaklanır, yasaklansa bile neden bitiremezler?
-Çünkü Grup Yorum açlıktan, yoksulluktan, baskı dan, adaletsizlikten yani halkı ilgilendiren her şey hakkında konuşur. Direniş ve adalet sembolü olarak düzenin sömürü maskesini parçalar; sistemin ve faşizmin gerçek yüzünü açığa çıkarır.
Bunların hiçbiri ahlak polisliği değildir.
Hepsi adalet mücadelesinin bir parçasıdır.
Düzenin ahlakı:
-Açlığı doyurmaz.
-İşsizliği çözmez.
Gelecek vermez.
Marksist literatür düzenin ahlakı için sunu söyler:
Rıza üretilemeyen yerde zor birikir, zor biriktikçe düzenin meşruluğu erir.
Ahlakçı operasyonlar:
-Kısa vadede korku yaratır. Ama uzun vadede öfkeyi büyütür.
Öfke:
-Geçicidir.
-Dağınıktır.
-Yönsüzdür.
Diyalektik materyalizm: Öfkeyi inkâr etmez. Öfke körleşmez, yön kazanır.
-Ve onu bilince bağlar.
-Bilinçsiz öfke sadece isyan eder, bilinçli öfke örgütlenir.
Devrimciler olarak bizim görevimiz halkın öfkesini doğru yerde göstermesini sağlamak. Yani düzeni hedef almak. Düzenin yaptığı sözde uyuşturucuyu bitirme operasyonlarının gerçek nedenlerini anlayarak halkımıza anlatmaktır.
Uyuşturucuyla beynimizi,
Kumarla emeğimizi,
Yozlaştırmayla kültürümüzü,
Eş cinsellikle bedenimizi,
Yabancılaştırmayla sınıf bilincimizi,
Sivil toplumculuk ve düzen içi siyasetle ideolojimizi çalmalarına ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ.
Madde madde
1)Faşizm halkı yozlaştırmaya çalışır; çünkü kendi krizini gizlemek için sistemin sorumluluğunu bireylere yıkar.
2)Uyuşturucu operasyonları artar; çünkü kültürel hegemonya kuramadıkları için gençliği korku ve ahlak üzerinden disipline etmek isterler.
3)Siyasi iktidar var ama kültürel hegemonya eksik; çünkü halk kendi değerlerini ve kendi önderlerini kendikahramanlarını hâlâ yaratıyor yaratmaya da devamedecek. Yaratan ve üreten tek güç halktır.
4)Halk devrimcileri tanır; çünkü tarih boyunca adalet, eşitlik ve direniş ekseninde ölümsüz kahramanlar yaratmıştır.
5)Faşist ahlak maskesi işe yaramaz; çünkü açlığı, işsizliği ve gelecek kaygısını çözemez, sadece öfkeyi yanlış hedefe yönlendirir.
6)Ünlüler hedef seçilir; çünkü gençliğin kültürel örneklerle kontrol etmenin, hegemonya boşluğunu doldurmanın hızlı yoludur.
7)Ahlakçılık üzerinden rıza üretilir; çünkü zor tek başına uzun vadeli iktidar meşruiyeti yaratamaz.
8)Halk yozlaşmayı sistemde tanır; çünkü bireysel suçlamalar kriz ve eşitsizlikleri gizleyemez.
9)Devrimciler direnir; çünkü halkın hafızasında adalet ve özgürlük değerleri sistematik olarak kaydedilmiştir.
10)Faşizm bireysel ahlak üzerinden kriz üretir; çünkü sınıf mücadelesi ve sınıfsal eşitsizlikleri görünmezkılmak zorundadır.
11)Bilal Erdoğan kültür vurgusu yapar; çünkü kültürel hegemonya boşluğunu ideolojik ve manevi araçlarla doldurmak isterler.
12)Gençlik korkutulur; çünkü öfkenin sisteme değil, bireylere yönlendirilmesi istenir.
13)Uyuşturucu söylemi ahlaki görünür; çünkü ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri tartışmayı depolitize eder.
14)Faşizm geçici meşruiyet üretir; çünkü zor ve ahlakı birleştirerek rıza yaratır.
15)Halk Köroğlu’yu, Pir Sultan’ı, Yılmaz Güney’i hatırlar; çünkü onlar ahlakçılıkla değil, adalet ve direnişleörnek olmuşlardır. Böyle oldukları için ahlaklıdırlar.Ahlaklı oldukları için tarihsel örnekler olmamışlardır.Adalet ve direnişle örnek olmuşlardır.
16)Kültürel hegemonya eksikliği kriz yaratır; çünkü iktidar sadece yasaları ve devleti kontrol ederse toplumsalrıza hâlâ özerktir.
17)Faşist söylem “toplum bozuldu” der; çünkü gerçek nedeni yani kapitalist kriz ve sınıfsal eşitsizlikleri gizlemek ister.
18)Halk öfkesini doğru yere yönlendirir; çünkü tarihsel hafıza yozlaşmanın kaynağını bireylerde değil,sistemde tanımlar.
19)Ahlak maskesi kısa süreli etki sağlar; çünkü halkın gündelik yaşamında adaletsizliği ve yoksulluğu değiştirmez.
20)Devrimcilik uzun süreli etki yaratır; çünkü halkın tarihsel hafızasına, kültürel değerlerine ve kolektif belleğine dayanır.
21)Başaramazsınız: Ahlakçı operasyonlar, halkın sınıfsal hafızasını ve devrimci örnekleri ortadan kaldıramaz.
22)Maskeyi düşürür: Faşizm ahlak ve temizlik maskesiyle görünür ama işlevi sistemsel kriz ve sınıf pasifleştirmedir.
23)Halk ve devrimciler tanır: Tarihsel hafıza ile yozlaşmayı sistemde ve iktidarda görürler.
24)Köroğlu, Pir Sultan, Yılmaz Güney, Grup Yorum: Direniş ve adalet sembolü olarak maskeyi parçalar; sistemin ve faşizmin gerçek yüzünü açığa çıkarır.
Halk Okulu, Sayı: 328
