İsmail Saymaz’a: Cunta Yıllarında Devrimci Sol’a Verilen Haklar Değil, Direnerek Ağır Bedellerle Kazanılan Haklar Vardır

İsmail Saymaz’a:

Cunta Yıllarında Devrimci Sol’a Verilen Haklar Değil, Direnerek Ağır Bedellerle Kazanılan Haklar Vardır

CHP’liler de Bedel Ödemekten Korkmadan Direnmeli ve Hak Kazanmalı

İsmail Saymaz, Halk TV’nin 11 Mart tarihli sabah programında konuştu; CHP’li Ekrem İmamoğlu davasındaki uygulamalara isyan etti ve “ben hiçbir yerde böyle bir uygulama görmedim… bak 12 Eylül yıllarına dönün… 12 Eylül sıkıyönetim mahkemeleri… 12 Eylül sonrası açılan silahlı örgüt davaları vardı. Mesela DHKP-C, Dev-Sol davası… silahlı örgüt hakikatten de… onlar var işte Dursun Karataş falan da var… onlar demeç falan veriyorlar, 12 Eylül koşullarında yani… o davalar var… askeri darbe koşullarında bile yargılamanın örnekleri bunlar…” dedi.

CHP davalarını 12 Eylül cunta yıllarında görülen Devrimci Sol davasıyla kıyasladı. Cunta yıllarındaki Devrimci Sol davasında bile tutsaklara daha fazla hak tanındığını söyledi. Devamında sanıyoruz ki, İmamoğlu’nu isim vermeden Öcalan’la kıyaslayarak; “ülkenin bir başka noktasında bir silahlı terör örgütü liderinin normalde yasaların vermediği her türlü hakkı var… Ülkenin bir başka siyasi davada insanların yakınlarına el sallama hakkı yok…” dedi. Bu sözlerin muhatabının DHKP-C önderi Dursun Karataş olmadığını anlıyoruz. Ama eğer tersi ise, böyle bir dil kullanmak zorunda olmadığını söylemek isteriz. Bu sözlerin muhatabı Öcalan ise, Öcalan’a uygulanan baskının da sağlanan koşulların da nedeni açık. Baskının nedeni teslim almak, sağlanan koşulların nedeni hak tanımak değil, işbirlikçiliği ve kullanmadır.

Devrimci Sol davasında da verilen haklar değil, direnerek ağır bedeller ödenerek kazanılan haklar vardır, İsmail Saymaz. Bunları bildiğini düşünüyoruz. Ama yinede anlatalım. Bilmeyen genç insanlarda yanlış bir tarihbilgisi oluşmaması için ve tarihe yanlış bir bilgi kalmamasıiçin anlatalım.

12 Eylül koşulları faşist cunta koşullarıdır. Onlarca devrimcinin idam edildiği koşullardır. İşkencelerde devrimcilerin katledildiği, hapishanelerin işkencehaneye çevrildiği koşullardır. Yönetimi bugünün faşist yönetiminden özde farklı değildir. Kullandıkları yöntemlerin özü de aynıdır. Farklı olan tutsaklardır. Direnmek sadece hapishanede kalmak değildir. Devrimci tutsaklar, hapishane koşullarında bile onlarca yöntemle direndiler. Açlık grevleri yaptılar, ölüm orucunda şehit düştüler. Tek tip elbiseleri parçaladılar. Her gün kıç falakası yediler, kaba etleri falakadan defalarca karardı, parçalandı, iltihaplandı. Günlerce iyileşmeyen yaralarının üzerine yeni yaralar açıldı. Don atlet karların üstünde saatlerce bekletildiler. Kafalarının, kemiklerinin, gözlerinin kırıldığı morartıldığı saldırıları sayısız kez yaşadılar. Bu koşulları bilmediğini düşünmüyoruz.

Devrimci Sol Ana Davası’nda 1243 kişi yargılandı. Yargılanan değil, yargılayan oldular. Bugün İmamoğlu davasında da kullanılan pek çok kelime o mahkemelerde yaratılan değerlerdir. Onlar yarattılar, İmamoğlu ve CHP bugün kullanıyor. Devrimci Sol’un, DHKP-C’nin direnişlerle, ağır bedellerle yarattığı değerleri kullanıyorlar. Ama ismini anmıyorlar. Grup Yorum’un şarkılarını kullanıyorlar ama adını anmıyorlar.

İddianamede 352, mütalaada 179 kişinin idamı istendi.

Ahmet Karlangaç, Hayrettin Eren gözaltında işkencede katledildi, Selim Mehmet Yücel, Selçuk Küçükçiftçi, Mustafa Işık ve Tahsin Elvan “ölü olarak ele geçirilenler” dendi.

Dosyada 24 kişi hakkında, işkence gördüğüne ilişkin resmi doktor raporları bulunuyordu. Ki bu raporlar işkence raporu veren doktorların görevden alındığı koşullarda verilmişti. Değilse işkenceli sorgulardan geçmeyen tek bir kişi bile yoktu.

Mahkeme, davada savaş hali hükümlerinin geçerli olduğunu açıkladı.

15 Mart 1982’den itibaren tutsakların duruşmalara toplu katılımı engellendi.

On yedi kişi duruşmalara alınmadı. Yargılamaları gıyaplarında sürdü.

90 kişi 12 Eylül’ü protesto ettikleri gerekçesiyle zorla mahkeme salonundan atıldı.

16 Ocak 1984’ten 11 Şubat 1986’ya kadar, tek tip elbiseyi kabul etmedikleri için mahkemeye alınmadılar ve yargılamaları gıyaplarında sürdürüldü.

Hapishane idaresi ise söz konusu uygulamaları kabul etmeyenlere avukatları ve aileleriyle görüşme yasağı getirdi.

518 duruşma yapıldı. 46 kez yargıç, 6 kez savcı değişti. 120 kişi çeşitli nedenlerle duruşmalardan atıldı. Sanıklar on-on bir yıllık tutsaklık sürelerinin ortalama 350 gününü açlık grevinde geçirdi.

Bu davada yargılanan Abdullah Meral, Haydar Başbağ, Hasan Telci tek tip elbise uygulamasını ve hapishane koşullarını protesto etmek amacıyla 1984 Nisan-Haziran arasında 75 gün süren ölüm orucunda şehit düştüler.

Bu koşullara rağmen, sadece Türkiye değil, dünya halklarının yaşadığı her soruna tavır aldılar.

Emperyalizmin, faşizmin her saldırısına tavır aldılar.

Mahkeme kürsüsünde yaptıkları her eylemi savundular.

Toplam 1583 sayfadan oluşan ortak savunmalarının ismi Haklıyız Kazanacağız, bugün Anadolu’nun her köşesindeki direnişlerin temel sloganı oldu.

Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için savaştıklarını inkâr etmediler. Bunun için örgüt kurduklarını inkâr etmediler. Yaptıkları her eylemi ve ideolojilerini savundular. Bağımsız, demokratik ve sosyalist bir Anadolu için savaşmaya devam edeceklerini ilan ettiler. Ve mahkeme salonunda tek tek isim isim halka karşı suç işleyen tekellerin, generallerin, cumhurbaşkanı, başbakanların, polis şeflerinin, işkencecilerin, katillerin isimlerini saydılar. Ölümle cezalandıracaklarını ilan ettiler.

Özgürlüklerini faşizmin yargıçlarından dilenmediler. Aralarında Dursun Karataş, Sinan Kukul, Mürsel Göleli, İbrahim Erdoğan, İbrahim Yalçın Arıkan, Ahmet Fazıl Özdemir’in de olduğu toplam 11 dava tutsağı özgürlük eylemi yaparak hapishaneden çıktılar.

Hatırlatmak istedik, Devrimci Sol Ana Davası’ndaki haklardan söz ederken bu direnişlerden, ödenen bedellerden söz edilmediğinde gerçekler yansıtılmamış olur.

Halk Okulu, Sayı: 332

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yazılar