Home Kültür Sanat Grup Yorum Grup Yorum’dan 8 Yıl Sonra Albüm: Hoş Geldin Zafer Halayı’mız!

Grup Yorum’dan 8 Yıl Sonra Albüm: Hoş Geldin Zafer Halayı’mız!

0

Hoş Geldin Zafer Halayımız!

Hoş geldin zafer halayımız

Hoş geldin

32 baskın,

200’ün üzerinde gözaltı, İki şehit

Bir kişiye müebbet hapis, Altı kişiye on yıllık hapis, 19’i şu anda tutsak!

Sekiz sene…  Ve albüm çıktı!

İlk albüm tanıtımı yapıldı.

Teşekkürler Grup Yorum;

halkımızı umutsuz şarkısız bırakmadınız.

İdil’in Kapısında Tarih

Bir kapı düşün,

tahta değil, yalnızca

hafızadan oyulmuş,

işçi ellerinin nasırından,

annelerin gözyaşından,

tutsakların mektuplarından,

yoksul çocukların ilk türküsünden yapılmış. O kapının adı İdil’dir.

Bir bina değil yalnızca;

bir okul,

bir meydan,

bir vicdan,

bir halk kürsüsü,

bir direnme sesi,

bir ülkenin susturulamayan nefesi.

Orada saz yalnız tel değildir,

bağlama yalnız ağaç değildir,

nota yalnız ses değildir;

orada sanat

ekmek kadar gerçek,

su kadar gerekli,

özgürlük kadar vazgeçilmezdir.

Çünkü halk için sanat

alkış için değil,

hakikat içindir.

Çünkü devrimci sanat

sarayların duvar süsü değil,

HALKIN nabzıdır.

Ve onlar bunu bildi.

Bu yüzden geldiler.

Bir kez değil.

İki kez değil.

Yıllara yayılan öfkeyle,

devletin copuyla,

iktidarın kibriyle,

talanın hoyratlığıyla,

SEKİZ YILDA

TAM OTUZ İKİ KEZ GELDİLER.

Kapıları kırdılar.

Camları indirdiler.

Kitapları yere saçtılar.

Arşivleri dağıttılar.

Müzik aletlerini parçaladılar.

Davulları susturmak istediler. Bağlamaların tellerini kopardılar. Gitarların göğsünü yardılar.

Piyanonun tuşlarına değil,

halkın sesine vurdular.

Sandılar ki

tahta kırılınca türkü susar.

Sandılar ki

nota da korkar.

Sandılar ki

sanat, polis fezlekesiyle geri çekilir. Yanıldılar.

Çünkü tarih bunu çoktan yazmıştı. SOSYALİSTLERDEN

sanatın sınıfsız olmadığını okuyanlar bilir: Edebiyat da, müzik de, tiyatro da boşlukta doğmaz.

Her sanat bir taraftır.

Ya sömürenin sarayına şarkı söyler,

ya sömürülenin yarasına merhem olur. Ortası yoktur!

Sanat ya halkındır

ya pazarın.

Ya direnir,

ya teslim olur.

Onlar kültürel hegemonya dediler;

“siyasi iktidarı kurduk,

şimdi sıra kültürel iktidarda” dediler. Çünkü biliyorlardı:

Bir halkın hafızası yenilmeden

o halk bütünüyle teslim alınamaz.

Bir ülkenin şarkıları susturulmadan

o ülkenin vicdanı satın alınamaz.

Bu yüzden saldırdılar.

Bu yüzden sansür yetmedi onlara. Mesele yalnız yasak değildi;

mesele tasfiyeydi.

Bir geleneği silmek,

bir hafızayı parçalamak,

bir sınıfın şarkılarını mezara gömmekti amaç. Halk için sanat yapanı

yalnız bırakmak,

tecrit etmek,

kriminalize etmek,

tasfiye etmek,

unutturmak istediler.

Ama unuttukları bir şey vardı:

Halkın hafızası

devlet arşivinden güçlüdür.

Bir annenin söylediği ninni

bin tutanaktan uzun yaşar.

Bir işçinin diline düşen marş

bin yasaktan daha güçlüdür.

Bir devrimci şarkı

polis baskınlarıyla yok edilemez.

Nazım bunu bilirdi.

Ruhi Su bunu söylerdi.

Mahir’in, Deniz’in, İbrahim’in

yürüdüğü sokaklar bunu hatırlar.

Ve İdil bunu yaşadı.

Her baskından sonra

yeniden dizildi sandalyeler.

Yeniden asıldı afişler.

Yeniden akort edildi teller.

Yeniden açıldı kapılar.

Çünkü dağılmak,

yenilmek değildir.

Dağılmak bazen

daha çok yere ulaşmaktır.

Bir bağlama kırıldığında

bin çocuk bağlama öğrenmek için öne çıkar. Bir türkü yasaklandığında

milyonların diline düşer.

Bir kapı mühürlendiğinde

sokaklar konser alanı olur.

İşte korkuları buydu;

sanatın halka karışması.

Sahnenin meydan olması.

Şarkının sloganla buluşması.

Bir iktidarın

kendi halkının türküsünden korkması.

Bir devletin

gitarı düşman sayması.

Bir rejimin

şiiri ‘suç delili’ yapması.

Bu saldırılar yalnız baskı değil,

aynı zamanda tarih önünde utançtır.

Çünkü sanatçının en büyük silahı

sınıf bilincidir.

Ve bilince cop işlemez.

Kültürel olarak yenilgi şuradadır:

Kendi bestesini üretemeyenlerin

halkın ezgilerine saldırması.

İdeolojik olarak çürüme şudur:

İkna edemeyenin

zor kullanması.

Siyasal olarak iflas şudur:

Meşruiyetini

şarkı yasaklamakta aramak.

Tarih bunu affetmez.

Halk bunu unutmaz.

İdil’in duvarları bunu yazar.

Her çizikte bir tanıklık vardır.

Her kırık enstrümanda

bir suçun izi değil,

bir direnişin mührü vardır.

Bugün soruyoruz:

Otuz iki baskınla neyi başardınız?

Türküleri mi susturdunuz?

Hayır!

Halkı mı unutturdunuz?

Hayır!

Sanatı mı teslim aldınız?

Hayır!

Yalnızca kendi korkunuzu büyüttünüz. Yalnızca tarihe

kendi yenilginizi not düştünüz.

Çünkü halk için sanat

izinle doğmaz.

Çünkü devrimci sanat

mühür tanımaz.

Çünkü halkın örgütlü sanatı

karakol, hapishane kapısında teslim olmaz. Ve biz buradayız!

Dün vardık.

Bugün varız.

Yarın daha çok olacağız!

Bir sazın teline,

bir çocuğun sesine,

bir annenin NİNNİSİNE

bir işçinin yumruğuna

yaslanan sanat

yenilmez.

İdil Kültür Merkezi

yalnız bir adres değil,

tarihi bir gerçeğin ilanıdır:

“Teslim olmadık.”

Ve bu cümlenin sonunda

hep aynı gerçek vardır:

Otuz iki baskınla susturamadınız, susturamayacaksınız!

Kapıları kırdınız;

ama yolumuzu kapatamadınız! Enstrümanları parçaladınız;

ama ezgilerimizi öldüremediniz!

Duvarları talan ettiniz;

ama tarih ve sınıf bilincimizi silemediniz!

Otuz iki baskınla susturamadınız,

susturamayacaksınız!

Çünkü halkın sesi

devletten gür ve eskidir.

Çünkü direniş

burjuvazinin yasalarından büyüktür.

Otuz iki baskınla susturamadınız,

susturamayacaksınız.

Bugün değilse yarın,

yarın değilse mutlaka

tarih konuşacaktır: HALKLAR KAZANACAK!

Ve tarih,

zorbaların değil;

direnenlerin dilinde yazılır.

Otuz iki baskınla susturamadınız,

susturamayacaksınız!

İDİL’İN KAPISINDA TARİH

Otuz İki Baskınla Susturamadınız!

Bir bina düşünün; yalnızca taş değil,

harç değil, beton değil;

işçinin nasırlı avucundan yoğrulmuş,

annelerin sabırla beklediği hapishane kapılarından,

açlık grevleriyle çağlayan seslerden,

gecekondu lambalarının solgun ışığından,

1 Mayıs meydanlarının sloganlarından,

yoksul çocukların ilk söylediği şarkılardan kurulmuş.

Adı: İdil

Bir kültür merkezi denir resmiyette.

Ama halk bilir:

Bazı yerlerin tabelası resmiyetten,

anlamı tarihten gelir.

İdil, bir bina değildir.

Bir okuldur.

Orada nota öğretilmez yalnızca,

TARİH YAZILIR!

Bağlama tutulmaz yalnızca,

taraf tutulur!

ANADOLU GERÇEKÇİLİĞİYLE bunu yıllar önce açık

yazmıştı Yorum:

Sanat tarafsız değildir.

Edebiyat da, müzik de, resim de

toplumsal mücadeleden bağımsız değildir.

Sanat ya halkın safındadır

ya egemenlerin sofrasında.

Ortası yoktur!

‘Tarafsız sanat’ dedikleri şey

sanatın, iktidarın tarafında olduğunu

gizleme biçimidir.

İşte bu yüzden

halk için sanat yapanlar

yalnız sanatçı değil,

aynı zamanda tarihi yazanlardır.

Grup Yorum’un sesi

yalnız ezgi değil;

halkın mücadele tarihinin tutanağıdır.

Bir işçinin grevi,

bir annenin adalet arayışı,

bir tutsağın mektubu,

bir öğrencinin isyanı,

bir köylünün toprağına sahip çıkışı

bunların hepsi notaya dönüşmüştür.

Otuz iki kez…

Birinde “baskın” dediler,

Birinde “terör operasyonu” dediler,

Birinde “arama kararı” dediler;

Ama halk adını doğru koydu:

Faşizmin terörü

talanı

saldırısı

düşmanlığı…

Kapılar kırıldı.

Arşivler dağıtıldı.

Yılların birikimi,

afişler, notalar, kayıtlar, belgeler…

Yalnız kâğıt değil onlar;

bir halkın belleğidir.

Halkın belleğine, tarih bilincimize saldırdılar.

Müzik aletleri parçalandı.

Bağlamaların gövdesi yarıldı.

Gitarların telleri koparıldı.

Davullar susturulmak istendi.

Piyanonun tuşlarına coplar indi.

Çünkü biliyorlardı:

Bir halkın sazı kırılmadan,

sanatı susturulmadan

o halk tam teslim alınamaz.

Kitaplar yerlere saçıldı.

Şiirler ayakkabı izleriyle kirlendi.

Duvarlardaki fotoğraflar indirildi.

Gözaltılar yapıldı.

Ve her seferinde

‘hukuk’ kelimesi

faşizmin terörünün maskesi oldu.

Ama mesele hukuk değildi.

Mesele “terörle mücadele” hiç değildi.

Mesele çok daha derindi.

Bir gün açıkça söylediler:

“Siyasi iktidarı kurduk,

kültürel iktidarımızı kuramadık.”

İşte bütün hikâye

o cümlenin içinde saklı.

Çünkü siyasi iktidar

yalnız seçimle kurulmaz.

Bir halkın rüyalarına girmeden

iktidar tamamlanmaz.

Bir halkın şarkıları değiştirilmeden

faşizm kalıcı olamaz.

Bir toplumun estetik hafızası ele geçirilmeden egemenlik tamam olmaz.

Zor yalnızca copla değil,

televizyonla.

Dizilerle.

Popüler kültürle.

Piyasayla.

Unutturarak.

Alıştırarak.

Normalleştirerek…

Her şeyi silaha çevrilerek halka saldırılır.

Ama bir yerde

halk için sanat yaşamaya devam ediyorsa

o hegemonya eksik kalır.

İşte İdil

o eksik kalan yerin merkeziydi.

Bu yüzden mesele sansür değildi yalnız. Sansür geçicidir.

Ama burada hedef

tasfiyeydi.

Bir geleneği kökünden sökmek.

Devrimci sanatın meşruiyetini yok etmek. Halkın gözünde onu yalnızlaştırmak.

“Bakın, bunlar marjinal” diyerek,

“Bakın, bunlar tehlikeli” diyerek,

“Bakın, sanat dediğiniz şey

yalnız eğlence olmalı” diyerek saldırdılar. Çünkü piyasa sanatı

itaatkâr ister.

Sponsorlu.

Steril.

Politikasız.

Acısız.

TÜKETİLEBİLİRDİR…

Ama halk için sanat

zalim egemenleri rahatsız eder.

Çünkü hakikati saklamaz.

Halka siyasi gerçekleri açıklar.

Açlığı söyler.

İşkenceyi söyler.

Devletin terörünü söyler.

Katledilen çocukları söyler.

Kâr uğruna katledilen işçileri söyler. Hapishanelerdeki saldırıları söyler.

En çok da direnişleri söyler.

Ve iktidar

en çok

siyasi gerçeklerin halka açıklanmasından, Halka teşhir olmaktan korkar.

Bu nedenle saldırır halkın sanatına.

Nazım Hikmet bunu yaşadı.

Ruhi Su bunu yaşadı.

Yılmaz Güney bunu yaşadı.

Kitaplar yakıldı.

Filmler yasaklandı.

Konserler engellendi.

Pasaportlar verilmedi.

Sürgünler, işkenceler, hapishaneler…

Ama tarih hep aynı şeyi yazdı:

Sanat değil, sansür hükmünü yitirdi.

Her baskından sonra

Afişler yeniden asıldı.

Kanlı postalların izi temizlendi.

Kırık sazların yerine

yenileri geldi.

Akortlar yeniden yapıldı.

Kapılar yeniden açıldı.

Çünkü direniş bazen de

yüksek sesle değil;

ısrarla, kararlılıkla olur.

Bir kapıyı her gün yeniden açmak

kimi zaman en siyasi eylem olur.

Her türlü hakkı çalınıp aşağılanmış bir çocuğa nota öğretip hayaller vermek

bazen en büyük meydan okumadır.

Bir annenin gelip

“oğlum burada ilk kez gülümsedi” demesi bazen en büyük zaferdir.

İşte bunu yenemediler.

Çünkü halkın sevgisi

resmî mühürden güçlüdür.

Otuz iki baskınla susturamadınız, susturamayacaksınız!

Başaramadınız,

Başaramayacaksınız!

Çünkü halk için sanat

izinle doğmadı,

icazetle büyümedi.

Faşizmin mühürleri işe yaramadı!

Çünkü İdil

yalnız bir bina değil;

geleceğin yeniden kurulduğu bir ADA’dır. Ve o ADA

asla teslim olmaz!

Otuz iki baskınla susturamadınız, susturamayacaksınız!

Başaramadınız.

Başaramayacaksınız.

Direnişler ve Zaferlerle Yazılan Şarkılarla Zafer Halayı’na Katılanlar,

İdil’e, İbrahim’e, Helin’e

Halkın Örgütlü Sanatına Sahip Çıkar!

Grup Yorum Halktır SUSTURULAMAZ!

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Exit mobile version