Home Gündem Hazreti Eyüp Sabrının Temsilcisi: Uğur Türkmen

Hazreti Eyüp Sabrının Temsilcisi: Uğur Türkmen

0

Şehit Düştüğü Tarih: 27 Mayıs 2001

Şehit Düştüğü Yer: Mersin

Doğduğu Tarih: 23 Nisan 1972

Doğduğu Yer: Mersin-Tarsus, Yenice

Mezar Yeri: Yenice Beldesi / Tarsus, Mersin

Tutsaktı, emperyalizmin devrimcileri ve devrimci tutsakları teslim alma saldırısına karşı başlatılan büyük direnişin savaşçılarından biriydi o da… Ceyhan hapishanesinde başlamıştı direnişe. Ceyhan’da 19 Aralık katliamını yaşadı. Sincan Nazi kampına götürüldü yoldaşlarıyla birlikte. Direnişini sürdürdü. Tahliye oldu, direnişe devam etti.

204 gün kendi evinde ölüme yürüdü.

Hapishanelerde “örgüt baskısından” söz edenlerin yalanlarını suratlarına çarpa çarpa 7 ay boyunca ölüm orucunu sürdürerek şehit düştü.

Destan içinde destanların yazıldığı bu büyük direnişte, Uğur Türkmen, direnişin “İLK”lerinden birini daha yarattı. Tutsaklığı sona eren bir insanın DIŞARIDA direnişi sürdürerek şehit düşmesinin ülkemizde ve bilindiği kadarıyla dünyada ilk örneğidir Uğur.

Uğur TÜRKMEN, 23 Nisan 1972’de Mersin-Tarsus Yenice kasabasında doğdu. Türk-Alevidir.

Mücadeleyle 1993’te üniversite yıllarında tanıştı. Burdur Meslek Yüksek Okulu İnşaat bölümü öğrencisiyken mücadele içinde yeralmaya başladı.

Okulu 1996 sonlarında bırakarak Mersin’de Kurtuluş gazetesinde çalışmaya başladı ve 1998’e kadar da temsilcilik görevini yürüttü.

Her gün daha fazla devrimcileşti, kendini geliştirdi. Her gün daha fazla bütünleştiği devrimci hareket onun için “Devrim mücadelesinde insanlıktan yana olan herkesi kapsayan ve gittikçe büyüyen yeni bir kültür yaratan bir aile”ydi. 

Hemen her devrimci gibi, pek çok kez polisin tehdit ve baskılarına maruz kaldı. İşkencelerden geçirildi. 1996 Temmuz ayında Ali Tarık Koçoğlu’nun anmasında, aynı yıl 14 Aralık’ta Ankara’da KESK mitinginde gözaltına alındı.

1998 28 Nisan’ında tutuklandı ve 3 yıl 9 ay “ceza” aldı. Mersin, Kürkçüler, Antep özel tip hapishanelerinde tutuldu. En son Ceyhan Hapishanesi’ndeydi. F tiplerine karşı ölüm oruçlarının gündeme gelmesiyle, ölüm orucu direnişçisi olmak için gönüllü oldu. Ceyhan hapishanesi ölüm orucu 2. Ekibinde yeraldı.

19 Aralık sabahı da Ceyhan’daydı. Daha sonra Sincan Nazi kampı hücrelerine kondu.

5 Ocak 2001’de tahliye oldu. Direnişteki tutsakların “tahliye olan ölüm orucu direnişçilerinin, ölüm orucunu dışarıda da sürdürmesi” şeklindeki kararını çıktığında uygulayarak evinde ölüm orucuna devam etti.

“Şehitlik konusunda, ölüm orucu konusunda hiçbir tereddütüm yok. Zafer şehitlerimizle gelecek. Bu yolda ben de ilerliyorum. Şehitliği onurla, gururla karşılayacağım. Ölüm orucu şehidimiz Halil Önder’in dediği gibi canım halkıma ve vatanıma feda olsun…” diyordu son yazdığı bir mektupta.

Canını halkına ve vatanına feda ederek, devrim tarihimizin kahramanları arasında yerini aldı.

Uğur Türkmen’in Mektubu

“Sonu Zafer Olduktan Sonra…”

Merhaba arkadaşlar…

Çok değerli, çok anlamlı kartınızı aldım. Coşkuma coşku, kinime kin,  umuduma umut kattı. Sizlerden “içerdeki arkadaşlardan mektup almayı özlemişim” dedim kendi kendime. Ayrı bir havası coşkusu var. Alınca doyasıya baktım önce. Sonra başladım tekrar tekrar okumaya. Gelen bütün ziyaretçilerime de okutuyorum. Herkes büyük bir kin ve öfke dolu. Aynı zamanda gıptayla bakıyorlar hep beraber sürdürdüğümüz direnişimize…

Gıptayla bakmamak mümkün mü? En zor koşullarda bile eğilip bükülmeden, dimdik sürdürüyoruz yürüyüşümüzü. Ne de olsa baş bağladık bu yola. Ölmek var dönmek yok bu yolda. Sonu zafer olduktan sonra, Halil’in yolunu takip etmek hepimizin boynunun borcu. Onun öğrencisi, çok büyük emeği geçen biri olarak başta benim, bizlerin…

Dergide… Söz var sayfasında… Halil’in resmi vardı. Gözlerinin içi gülüyordu. O gözlere bakınca içim huzur doldu. Öğretmeye resmiyle, bakışıyla devam ediyordu Halil… O an hep gözlerimin önünde. Umuda, sonsuzluğa doğru diz kırıp oturmuştu. Bir ateş topu olmuş herkesin yüzüne aydınlık saçıyordu… “Ölüme koşacağım… Canım halkıma ve vatanıma feda olsun…” demişti. Sözünü tuttu. Hiç birimizin, hiç kimsenin şüphesi yoktu zaten bundan. Öyle iradeliydi ki; Öylece hiç sesini çıkarmadan, herkesi aydınlatmaya devam ediyordu. Ölüme, zafere kilitlenmişti. Zaferin kilidini kendi eliyle açtı sonunda. Sonsuzluğa; eşsiz değerler bırakarak gitti.

Şimdi diğer düşenlerimiz gibi en güçlü değerimiz… Ona sözüm var… Sen de bil ki sözüm söz.

Şimdi aynı inançla bizler yürüyoruz… Zaferimiz kesin. Kırılamayan irademizle zaten kazandık onu. Şimdi meyvelerini toplayacağımız günleri bekliyoruz…

Hepinizi kucaklıyor, öpüyor, sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.

19 Şubat 2001

Uğur Türkmen

Yoldaşları Yakınları Uğur Türkmen’i Anlatıyor; Uğur’un Yetiştirdiği Yoldaşlarından Biri Anlatıyor: Çukurova’nın Direngen Yiğidi; Uğur Türkmen

Akdeniz’in sıcak Eylül günlerinden biriydi. Birçok bölgede sonbaharın gelmesiyle havaların serinlemesine rağmen Akdeniz olanca sıcaklığına devam ediyordu. Akdeniz insanında da kışa hazırlık telaşı vardı. Kimi kış için odununu kömürünü alıyor, kimi salçasını yapıyor… Gençlerde ve çocuklarda da ayrı bir telaş. Okulların açılma zamanının gelmesinden dolayı önlük, kitap, defter, kalem kısaca okul için gerekli tüm ihtiyaçların hazırlanması telaşı… Bunları düşünürken bir de düşünüyorsun; Maddi durumlarının iyi olmamasından dolayı o kış odun kömür alamayan, kış için hazırlığını yapamayan, ailesinin okul kayıt parasını veremediği için okuyamayan; önlük, defter, kalem alamayan çocuk… Mutluluğun hemen ardından bir üzüntü kaplıyor bedenini… Aman haa ümitsizlik değil! Hak etmiyoruz, hak etmiyorlar diyorsun… Keşke daha önce de bu gözle bakabilseydim yaşama, bakabilseydim de mücadeleye daha erken başlasaydım. Üniversiteye başlamamızla birlikte hayatı sorgulamaya başlamıştık. İnsanların neden eşit olmadığını, zengin ve yoksulun neden olduğunu, bir devletin halkına, ülkenin geleceği olan gençliğine nasıl zulmettiğini görmeye başlamıştık. Gözlerimizin önündeki perde kalkmıştı adeta. Bu düşüncelerle üniversitede bir sene geçmişti. Bizler de artık ikinci sınıfa başlayacaktık. Ve örgütlüydük. Ne yapacağımızı biliyor olmanın verdiği güven ve yeni döneme başlamanın heyecanı vardı içimizde. İşte bu dönemde tanıdık Uğur’u.

Okulun açıldığı ilk hafta içerisinde bir arkadaş ile birlikte misafirliğe gelmişti. Onu getiren kişi “Uğur artık sizinle ilgilenecek, onunla görüşeceksiniz” demişti. Daha yeni tanışmamızdan dolayı çok sessiz, fazla konuşmayan biri görünümündeydi. Tabi bu ilk tanışmamızdan dolayı böyleydi. Daha sonraki günlerde hiç de öyle olmadığını bizzat pratikte gördük ve yaşadık.

Bizimle ilgilendiği dönemde aynı zamanda Kurtuluş gazetesi temsilciliğini yapıyordu. Onunla birlikte bir hareketlenmenin olduğunu ayırdedebiliyorduk. Büronun haftalık bir programı vardı. Haftalık pano hazırlama, dergi satışlarına çıkma, dergi okuma günleri…. Kısacası haftanın her günü ve saati programlıydı. Dergi parası konusunda çok katıydı. Peşin para almadan kesinlikle dergi vermiyordu. Önceleri anlamıyorduk neden böyle yaptığını. “Ne olacak ki satınca getiririz parasını.” diyorduk. Ama O nuh deyip peygamber demiyordu. Onun bize bu şekilde davranmasıyla biz de dergi satışlarını düzene koymuştuk ve haftanın ilk günü dergimizi alıp hafta sonuna kadar satıp bir sonraki derginin parasını hazır ediyorduk. Hatta bağışlardan dolayı elimizde fazla dergi parası oluyordu. Sonucun böyle olduğunu gördüğümüzde anladık Uğur’un bu konuda neden bu kadar ısrarcı olduğunu.

Zaman zaman okulumuza gelirdi. Bir bakardık Uğur yanımızda değil. Çevreye şöyle bir göz attığımızda onu hiç tanımadığımız biriyle oturup derin bir sohbete girmiş bulurduk. Öyle ki bu insanların ona sorunlarını anlattığına şahit olmuşuzdur. Bize direk söylemezdi ama hareketleriyle de eleştirirdi, çevremizle yeteri kadar ilgilenmiyoruz diye… Biz bu mesajı alırdık. İnsanlar beğeni ile dinlerdi onu. Sesinin kendine özgü bir tonu olmasıyla, sıcak ve içten konuşmasıyla, anlattıklarıyla tüm dikkatleri toplar ve insanları kolayca ikna ederdi.

Bir sohbetimizde mücadeleye başlamadan önceki dönemini anlatmıştı. Hayretler içerisinde kalmıştım. Anlattığıyla karşımda gördüğüm birbirinden o kadar farklıydı ki, bir insan bu kadar değişebilir mi diye düşünmüştüm. Ama değişir, devrimci kişiliği kazanmadaki ısrardır bu değişimin nedeni. Ve o bu değişimi yalnızca kendisinde değil, selam verdiği, sohbet ettiği herkese yansıtırdı.

Bu bakış açısıyla ailesini de inandırmıştı haklılığına. Genellikle çocuklara küçükken sorulur “büyüyünce ne olacaksın” diye. Uğur’un yeğenlerine bu soruyu sorduğunda “Amcam veya dayım gibi Kurtuluş gazetesinin muhabiri olacam” derlerdi. Onların oyunları sıradan evcilik oyunları değildi. Onların oyununda devrimciler ve polisler vardı. İki gruba ayrılırlar, bir grup devrimci olur bir grupta polis. Devrimciler basın açıklaması yapmak ister polis izin vermez ve saldırır. Hiçbiri polis olmak istemezdi. Bu nedenle zorunlu olarak sırayla polis olurlardı. Tüm bunlar ufak şeylermiş gibi görülebilir ama her aşamasında Uğur’un emeği sözkonusudur. Uğur’un küçük büyük ayırtetmeden insanlara verdiği değer ve emek vardır orada.

Düşman herdönem dergimize yönelik saldırılarda bulunmuştur. Bürolarımızı yağmalamış, muhabirlerimiz tutuklanmış ve hatta evlerinde katledilmişlerdir. Mehmet Topaloğlu’nun katledildiği dönemdi. Yine bu dönemde ülkemizin çeşitli illerinde bulunan dergi temsilciliklerimize saldırıda bulunulmuş ve muhabirlerimiz tutuklanmış, bürolarımız yağmalanmıştı. Her yerde protesto açıklamaları yapılıyor, gazetimizin meşruluğu için caddelerde açık satışlar yapıyorduk. Böyle bir dönemde yaptığımız basın açıklamasına polis saldırmış ve hep birlikte gözaltına alınmıştık. Gözaltındaki tavrı da hepimiz için örnekti.

Gözaltında her yaştan insan vardı. Uğur herkese birşeyler anlatıyor, tek tek insanlarla ilgilenmeye çalışıyordu. Gözaltı sonucunda birlikte tutuklanmıştık. Adlilerle birlikte kaldığımız bir hapishaneye götürmüşlerdi bizi. Onları erkekler koğuşuna almamışlar ve müşahadede bekletiyorlar, ihtiyaçları olan şeylere de yasak cevabını veriyorlardı. Bir aylık bir süre içerisinde tek tek tüm haklarını kazandılar. Kısaca Uğur ‘un yaşamının her anı direniş ve zaferdi. İki ay sonra tahliye olduk. On beş gün sonra büronun basılmasıyla o tekrar gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı. Düşman yine Uğur ile bütünleşen devrimci iradeyi görmüştü karşısında.

Yıllar geçti. Her dönem karşılaştığımız saldırıların en boyutlusuyla karşı karşıyaydık. Düşman bu kez bizi düşüncelerimizle birlikte yok etmek istiyordu. “Ya teslim olacaksınız ya öleceksiniz.” diyordu. Her hapishanede yaratılan direniş destanlarıyla da cevaplarını almışlardı. İşte bu destanın bir yapıtaşını da Uğur oluşturdu. Hapishanede ölüm orucu direnişçisiydi, operasyonla birlikte Sincan F Tipine götürülüp oradan da tahliye olduktan sonra, o yıllarca emek verdiği Mersinin ‘de devam etti direnişe. Ve sonunda direniş tohumlarını Çukurova’nın o bire on veren verimli topraklarına serpiştirerek yeni Uğurların filizlenmesini sağlayıp ölümsüzleşti.

Uğur Türkmen’in Ablası, Uğur’un Son Anlarını Anlatıyor: “Abla Bana ‘Ölüm Orucu Şehitleri Ölümsüzdür’ Sloganını At Dedi

Ölüm Orucunun 204. Gününde Şehit Düşen Uğur Türkmen’in ablası Gülbeyaz Karaer ile görüştük…

VATAN: Her tutsağın istediği tahliye olup özgürlüğüne kavuşmak. Ama Uğur halkı için, yoldaşları için dışarda ölüm orucuna devam etti ve şehit düştü. Neler hissediyorsunuz?

G. KARAER: Uğur “Partimi, Önderimi, Yoldaşlarımı çok seviyorum. Partim beni böyle yetiştirdiği için gurur duyuyorum” dedi. Uğur haklı yere mücadele ediyordu. İstedikleri fazla bir şey yoktu tutsakların. O’nun mücadelesine saygı duyuyordum, değer veriyordum.

VATAN: 5 aydır Uğur ile birliktesiniz, gözlemlediniz…?

G. KARAER: Son bir haftadır gözleri titrek görüyordu. Karartılı

görüyordu gelen insanları. Abla dedi “sen mi titriyorsun, benim gözüm mü titriyor.” “Uğur” dedim “ben duruyorum.” Benim gözüm titriyor o zaman. Gelenlere gözlerimin bozulduğunu söylersin”  dedi.

Şehit düşene kadar hiç uyumadı. Cumartesi’den Pazar akşamına kadar hiç uyumadı. Hep böyle şehitlerin bulunduğu şehir isimleri saydı. Yani “Beni Silifke’ye atın” gibi şeyler söyledi. Sonra “Ahmet İBİLİ’nin ailesinin yanına gittin mi sen?” diye sordu. “Yok, gitmedim” dedim. Çok kızdı bana. “Git, onları sorsana” dedi. Pazar günü de bana sarıldı. Boynuma iki elini kilitledi. Döşüne yattım. Arkadaşları elini açamadı, Uğur nefes almada zorlanıyor diye.

“Abla Yeniceye gidelim” dedi.  “Tamam” dedim “gideriz” dedim. “Nereye gidelim?” “Annemin yanına mı gidelim?” dedim. Kafa salladı. “Abla slogan at” dedi. Kendinde değildi ama konuşması çok mantıklıydı. “Bana slogan at” dedi. “Uğur, neyi atalım” diye sordum. “Yaşasın ölüm orucu direnişimiz”, “Ölüm Orucu Şehitleri Ölümsüzdür”, “sloganlarını at” dedi. Ben de attım. “Abla misafirlere de attırsana” dedi. Gülerek, “hiç parti sloganı atmadık Uğur” dedim. “Onları da atacağız abla” dedi. “Pankartım hazır mı abla” dedi. “Tabi canım hazır” dedim. “Sen söylersin de ben yapmam mı” dedim. Daha sonra Sevtap Ablasını çok istedi. “Sevtap ablam gelsin, sen Yeliz’in yanına git, Sevtap gelsin” dedi. Gözleri görmediği için beni yanında hissediyor zannettim. Öbür odaya geçtim. Son iki gün sesi çok yükseldi.

“Abla Zaferi çağır” dedi.

“Zafer çabuk gelsin” dedi. 56 defa bağırdık “Zafer” diye bağırdık beraber. Ondan sonra hiç konuşmadı. Doktoru başındaydı “bugün akşam şehit düşer” dedi doktor. Kalp atışı durmuştu, sadece nefes alıyordu  hırlayarak.

Bilmiyorum böyle insanlarla karşılaşırmıyım. Yaşarken gözlerini kapattım. Gözünü kapatmadı. Gözü açık saat 21.30’da şehit düştü.

Uğur için ben üzülmüyorum. Gurur duyuyorum.

VATAN: Uğur’un vasiyetini anlatır mısınız?

G. KARAER: “Partime yaraşır şekilde beni gömeceksiniz?” dedi.

“Yenice’ye annemin yanına gömün beni” dedi.

“Döşüme Parti-Cephe bayrağı koyacaksınız?” dedi. “Pankartlarla, sloganlarla, marşlarla köyün girişinden yürüyeceksiniz.” dedi.

“Bölgede bulunan şehitlerin toprağını üzerime toprak örtülmeden yüzüme sen atacaksın” dedi.

“Ahmet İBİLİ’nin mezarından getirilen tahtayı başıma koyacaksınız” dedi.

“Beni Cephe bayrağına sararak gömün” dedi.

Uğur’un vasiyetinin hepsini yerine getirdik.

VATAN: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

G. KARAER: Zaferin bizim olacağını biliyorum ama şehitlerimiz çok olacak. Az şehitle kazanamayacağız zaferi. Direnişi sürdürenlerin her zaman yanındayım. Onların ablası, kardeşiyim. İmkanım olsa onların refakatçısı olarak bakmaya giderim.

(Yukarıdaki röportaj Yaşadığımız Vatan dergisinin 4 Haziran 2001 tarihli 93 sayısında yayınlanmıştır.)

Hazreti Eyüp Sabrının Temsilcisi

Hazreti Eyüp sabrının, “yol”u için çile çeken Yunus’un adanmışlığının, Hasan Sabbah’ın feda savaşçılarının, “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen Pir Sultan’ın kararlılığının, “zulmün önünde biat etmem” diyen İmam Hüseyin’in yiğitliğinin, vücudu lime lime edilirken zalime boyun eğmeyen Börklüce Mustafa’nın, düşüncelerinden vazgeçmeyip derisinin yüzülmesine razı olan Nesimi’nin, toprağı-yurdu için emperyalistlere karşı yalınayak, yalınkılıç dövüşen Anadolu köylüsünün en yiğit temsilcisi oldu Uğur TÜRKMEN. 

(Yukarıdaki anlatım Yaşadığımız Vatan dergisinin 4 Haziran 2001 tarihli 93 sayısında yayınlanmıştır.)

IMF’nin Hücrelerine Karşı Direnişte 54’üncü Şehit:

Uğur Türkmen Mersin’deki Evinde Şehit Düştü

HERKESİ DÜŞÜNMEYE ÇAĞIRAN BİR ÖLÜM!

Uğur Türkmen… 7 aydır ölüme yatmıştı…

IMF’nin hücrelerine karşı direnen tutsaklarla birlikte hak ve özgürlükler için, düşünce özgürlüğü için ölüme yürüdü. “Ya düşüncelerimizle yaşayacağız ya da öleceğiz” dedi.

Tutsaktı, tahliye oldu, direnişe devam etti.

Hapishanelerde “örgüt baskısından” söz edenlerin yalanlarını suratlarına açlığa yatırdığı bedeniyle 7 aydır çarpıyordu.

Cezaevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’un, hala hücrelerde “örgüt baskısından”, “e-mail talimatlarından” söz ettiği açıklamasının basında yayınlandığı gün şehit düştü Uğur TÜRKMEN.

Kağıtla, kalemle, açıklamalarla, sözle… değil, ölümüyle cevap verdi A. Suat Ertosun’a. Faşist bir demagogdan başka hiçbir şey olmadığını haykırdı tüm dünyaya.

Ceyhan Hapishanesi’nde bombalar, kurşunlar, alevler arasında 19 Aralık katliamını yaşadı Uğur. Direnişini sürdürdü.

Sincan Nazi kampına atıldı. Hücrelerde işkenceleri, tecriti gördü. Direnişini sürdürdü.

Tahliye oldu. İçeride, ikinci ölüm orucu ekibi savaşçısı olarak başladığı direnişini, tutsakların ortak aldığı karara uyarak evinde sürdürdü.

7 ay… 204 gün kendi evinde ölüme yürüdü.

HERKESİ DÜŞÜNMEYE ÇAĞIRIYORUZ!

Siyasi, ahlaki, sosyolojik, her bakımdan düşünün.

Tutsaklığı sona eren bir insanın neden direnişi sürdürdüğünü, tereddütsüz öldüğünü düşünün. Hiçbir yalanın, hiçbir demagojinin Uğur’un gün gün eriyen bedeni karşısında hükmü yoktur.

Çünkü;

Hapishanelerinin yerle bir edilerek tutsakların “diri diri yakıldığı”, üç mevsimdir 54 insanın katledildiği, 50’nin üzerinde direnişçinin hafızaları yok edilerek yaşayan bir ölü haline getirildiği, F tiplerinde ve tüm hapishanelerde tecrit, işkence ve baskıların sürdüğü bir ülkede İÇERİ-DIŞARI ayrımı kalmamış demektir.

Herkes bunu düşünmelidir.

“BİZ DIŞARDAKİLER” ve “ONLAR İÇERİDEKİLER” yoktur!

Hücrede işkenceler, tecritler altında olan SEN’sin.

Hakları için ölüme yatan SEN’sin.

Hastanelerde hafızaları yok edilen, mezarı olmayan ölülere çevrilen SEN’sin.

Ölen SEN’sin.

IMF’nin F tiplerinde SEN’in düşüncelerin yok edilmek isteniyor.

F tipleri SEN’in için yapıldı.

UĞUR OLAMIYORSAN, Uğur’ların açlığına, 2 günlük, 3-4-5 günlük açlığını kat!

UĞUR OLAMIYORSAN, Uğur’un tabutunun altına omuzunu koy!

UĞUR OLAMIYORSAN, Uğur’ların meydanlarda, sokaklarda SESİ OL!

UĞUR OLAMIYORSAN, Uğur’lar ölmesin diye sesini sesimize kat!

Sen, “SEN”in katledilmene seyirci kalma!

ONUR, ADALET, HÜRRİYET SAVAŞÇILARI TÜKENMEZ!

29 yaşında bir devrimcidir Uğur. Yiğitliği türkülere destan olmuş Çukurova’nın Tarsus’unda doğdu ve büyüdü.

“Canım halkıma ve vatanıma feda olsun” diyenlerdendir Uğur. Dediğini yapan, bedeli can olsa bile sözünde durandır.

“Ben özgürlüğüme kavuştum” demeden, tüm ülke, tüm halk hür olmadan kendini hür saymayanlardandır Uğur.

Zulmün karşısında susmayan, hücreleriyle, canıyla direnme onurunu taşıyanlardandır Uğur.

Onur, adalet ve hürriyetin savaşçısıdır. Bu savaşta ölümsüzleşen kahramanlardandır.

SEN’İN DİRENİŞİN KAZANACAK!

Bu direniş sadece hapishanelerdekilerin, dışarıda onlara sahiplenip ölüme yatan ailelerin direnişi değil.

“Bu direniş senin için” değil, SEN’in direnişin!

Hiçbir katliam, hiçbir işkence, hiçbir yalan ve demagoji, aldatmaca direnişi yolundan döndüremiyor.

Bu büyük iradeyi, Türkiye ve dünyanın yakın tarihinin en görkemli direnişini hiçbir faşist yöntem bitiremiyor. Katliamlar, işkenceler, zorla müdahale, hafızaların yok edilmesi, yalanlar, demagojiler, tehditler, şantajlar, rüşvetler… hiçbir şey, ama hiçbir şey faşizme karşı direnme savaşını yok edemiyor.

Biz öldükçe zulmedenler tükeniyor. Bizim hafızalarımız silindikçe Türkiye’yi yönetenlerin AHMAKLIĞINA tüm dünya tanık oluyor.

Nazi kamplarında, hastanelerde direniş yeni ölüm orucu ekipleriyle sürüyor.

Dışarıda bedenini tutsaklarla birlikte açlığa yatıranlarla sürüyor.

Direnişin kazanmasından başka hiçbir yol yoktur.

Hak ve özgürlükler olmadan hiçbir halk, hiçbir insan yaşayamaz.

Ölüm orucu bunun direnişidir.

Faşist bir iktidara karşı ölümlerle süren demokrasi mücadelesidir.

Kendi düşüncelerine sahip çıkan, hak ve özgürlüklere inanan, adalet isteyen herkesi; kendi direnişine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Fabrikalarda, gecekondularda, meydanlarda, köylerde, her yerde, her araçla, her türlü eylem biçimiyle sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Çağrımıza kulak ver, SENİN DİRENİŞİN kazansın!

27 Mayıs 2001

Haklar ve Özgürlükler Platformu (HÖP)

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Exit mobile version