Home Genel Günay Özarslan’ın Cenaze Direnişi; Her Anı Eylem Olan 80 Saatlik Direniş

Günay Özarslan’ın Cenaze Direnişi; Her Anı Eylem Olan 80 Saatlik Direniş

0

Günay ÖZARSLAN 1983 yılında Elazığ’da doğdu. Dersim’den Elazığ’a göç eden bir ailenin çocuğuydu. Örgütlü ilişkileri 2002 yılında Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nde başladı. Üniversitede, İstanbul mahallelerinde, Karadeniz ve Kürdistan’da sorumluluklar yaptı. Tutsaklıklar yaşadı.

İstanbul’da 24 Temmuz 2015 tarihinde sabahın ilk saatlerinde AKP iktidarı 5 bin polis, 2 bin çevik kuvvet, özel harekât timleri, helikopterlerle yüzlerce eve, demokratik kuruma operasyon düzenledi. Bağcılar Bülbül Sokak’taki bir evin polis tarafından basılması sonucunda Günay Özarslan ev halkının gözü önünde 15 kurşunla katledildi.

Tüm halka savaş açan AKP iktidarı, halkı teslim alma ve sindirme politikalarının bir parçası olarak, 24 Temmuz sabahı yoldaşımız Günay Özarslan’ı katletti. Halkı sindirmenin yolu önce devrimcileri yok etmekten geçer, bu bilinçse ve saldırganlıkla hareket eden oligarşi yoldaşımızı katletmekle kalmamış, onun halk ve yoldaşları tarafından sahiplenilmesinin de önüne geçerek, cenazemizi geleneklerimize göre gömmemizi engellemek istemiştir.

Yoldaşları Günay’ın şehitlik haberini öğrenir öğrenmez vasiyetini bilmedikleri için Gazi Mezarlığı’nda hazırlık olsun diye mezar yerini kazıp çevrelediler ve Gazi Mahallesi’nde taziye çadırı açtılar. Aynı zamanda da cenazenin evde mi yoksa Adli Tıp’ta mı olduğunu tespit etmek için girişimlerde bulundular. Adli Tıp’ta olduğunu öğrenir öğrenmez çağrı yaparak tüm halkımızı Adli Tıp önünde nöbet tutmaya çağırdılar. Adli Tıp önünde toplanan kitle, Günay’ın cenazesinialmadan gitmeyecekti, kararlıydı.

Polis, cenazenin Gazi’ye götürülmesini engellemek için “biz gömeceğiz” diyerek Adli Tıp önünde bekleyen kitleye saldırıp dört kişiyi gözaltına aldı. Kitle kararlıydı, geri çekilmek yoktu, cenaze alınana kadar her koşulda beklenecekti.

Aynı kararlılık Gazi’de taziye çadırında da vardı, polisin defalarca saldırmasına karşın kalabalık bir kitle polisle çatışıyordu. Yürüyüş saati yaklaştıkça halk akın akın geliyordu. Polisin saldırması, halkın cenazesine sahip çıkmasını engelleyemiyor, aksine öfke ve kararlılığı biliyordu.

Yürüyüşe geçen kitleye polis bu sefer daha da azgınca saldırdı, her koşulda engellemekti hedefi, kitle ise her koşulda yürüyecekti. Gaz bombaları, plastik mermiler, ses bombaları altında çatışıyordu halk, dağılmıyordu, korkmuyordu…

Gazi’de çatışmalar devam ederken bir yandan da Adli Tıp’ın önüne grup grup insan gelmeye devam ediyordu. Gece saat 01:00 gibi cenaze alındı ve sonrasında yürüyüşle cenaze cemevine taşındı, cenazenin başında nöbet tutulmaya başlandı.

25 Haziran Cumartesi günü sabah saatlerinden itibaren kitle Cemevi’nin önünde toplanmaya başladı. Saat 17:00’de Günay’ın cenazesi Gazi Halk Meclisi önünden yürüyüşle mezarlığa getirilerek defnedilecekti.

Cenazesi hazırlanan Günay, yoldaşlarının omuzlarında dışarı taşındı, saygı nöbetinden sonra yürüyüş hazırlığına geçileceği sırada poliste bir hareketlilik başladı. Düşman flama ve pankartlara izin vermeyeceğini, yürünürse bu şekilde yürüneceğini söylemiş. Günay’ın cenazesinin güvenliği alındıktan sonra, önceki günden hazırlıklı olan kitle, çatışmaya başladı. Molotoflarla TOMA patlatıldı akreplerin kaçırılması sağlandı.

Çatışma gece saat 01:00’a kadar devam etti. Polisin geri çekilmesinden sonra barikatlar kuruldu ve sloganlarla marşlarla bir sonraki gün karşılandı.

26 Haziran pazar günü cenazeye saldırının, infazın, katliamın üstünü kapatmak, kitleyi terörize etmek için olduğunu, cenazemizi geleneklerimize göre gömmekte kararlı olduğumuzu anlatan basın açıklamaları yapıldı.

Saat 13:00’daki çağrıda cenaze aracı önde kitle onun arkasında yürüneceği kararı açıklandı. Açıklamanın ardından düşman tekrar saldırıya geçti, çatışmalar başladı. Akşama doğru saldırıyı boyutlandırıp, özel haraket timleri zırhlı araçlarla Cemevi’ne yöneldi. Cenazemizi hiçbir koşulda düşmana vermeyecektik. Gerekirse feda eylemi yapılacaktı ve bunun hazırlıkları yapıldı. Milislerimiz cemevinin etrafını sardı. Polis geri çekilmek zorunda kaldı. Fakat çatışmalar gece saat 02:00’a kadar devam etti. Her sokak arasına akreplerle giren polis, insan olsun olmasın gazlarla saldırıyordu.

27 Haziran Pazartesi günü sabah saatlerinde polis tekrar gazla saldırmaya başladı. Barikatları temizleyip cemevine ulaşmaktı hedefleri. Kitle akın akın cemevinin önünde toplandı.

Saat akşam 16:00’da cenazeninin kaldırılacağı açıklandı. HHB avukatları suç duyurusunda bulundu. Düşman saat 12:00’da istediğimiz gibi yürüyebileceğimiz kabul etmek zorunda kaldı.

Saat 16:00’da Günay, yoldaşlarının omuzlarında kırmızı flamalar ve pankartlar eşliğinde hak ettiği gibi, 80 Saatlik bir direnişin, ölümlerin, fedaların göze alındığı bir çatışmanın ardından, kendi geleneklerimize göre yine Gazi’de toprağa verildi.

Sonuç olarak; tarihimizde, cenazelerimizi düşmanın elinden alıp geleneklerimize göre defnetmek için yarattığımız pek çok direniş örneğinde de gördüğümüz gibi, cenazemizi Adli Tıp’tan alabilmek için günlerce çatışarak, sokaklarda barikatlar kurarak cenazemizin kaçırılmasını engelleyerek, yağmur-çamur altında günlerce oturma eylemleri yaparak, ölüm oruçlarına yatarak şehitlerimize karşı görevimizi yerine getirdik. Bundan sonra da her şehidimizi kendi geleneklerimiz ile defnedeceğiz. Düşmanın elinden, karanlık kuyularda yatan Dersim’de şehit düşen yoldaşlarımız Kenan Günyel, Naciye Yavuz, Hünkar Derya Güneş, Mustafa Doğru, Hüseyin Gülmez, Tuncel Ayaz, Murat Gün, Aysun Saban, Bünyamin Kılıç, Tarık Demir ve Melih Işık’ı alacağız…

Tarihimiz verdiğimiz sözün, kararlılığımızın ispatıdır.

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Exit mobile version