Home Genel Ali Rıza Kurt

Ali Rıza Kurt

0

“Devrimci Sol Savaşçısıyım Size Verecek Hiçbir Şeyim Yok”

Ali Rıza Kurt

“Devrimci Sol Savaşçısıyım Size Verecek Hiçbir Şeyim Yok”

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak Merzifon’da dünyaya geldi. Türk milliyetindendi. 12 Eylül öncesi hareketimizin bir sempatizanıydı. 1986’dan itibaren Hareketimiz içerisinde irili-ufaklı birçok görev aldı. 1989-1990 Atılım yıllarında İstanbul Dev-Genç’in yöneticilerindendi. 1990 Eylül’ünde İstanbul’da SDB savaşçısı olarak istihdam edildi. 1991’de Eskişehir Silahlı Devrimci Birlikleri Komutanlığına atandı. Sonraki süreçte İzmir Silahlı Devrimci Birlikler komutanıyken 9 Nisan’da bir eylemde tutsak düştü. 17 Temmuz 1995’te üç yoldaşıyla birlikte tutsaklığına son verdi.

Firarından kısa süre sonra, 27 Temmuz saat 01.30’da İzmir’de bir evde katledildi.

“Abimle görüşüyorum, yerini de biliyorum. Ama size söylemeyeceğim”.

Bu sözler Ali Rıza Kurt’un henüz 15 yaşındayken işkencecilere verdiği cevaptır. İşkenceciler Ali Rıza’nın önünü kesip yoldan gözaltına alırlar. “Abin nerede ?” sorusuna Ali Rıza üzerinde bulunan çakı bıçağıyla cevap verir. Abisinin yerini söylemek için sabaha kadar uğraşırlar ama onun verdiği cevap tektir. Bu cevap Ali Rıza’nın bütün yaşamının ve kişiliğini belirler.

12 Eylül cuntasının en ağır işkencelerine karşı direnir bu genç beden. ’80 döneminde Merzifon Hava Üssü’nde 3 ay süren işkenceli sorgular ona boyun eğdiremez. Ali Rıza tutuklanıp 2 yıl hapis yatar.

Tahliye olduktan sonra okuluna devam eder ve liseyi bitirir. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni kazanır. Kısa sürede Dev-Genç yöneticilerinden biri olur. ’90 atılım yıllarında, Dev-Genç’in örgütlediği her eylemde Ali Rıza yönetici olarak yerini alır.

Ali Rıza İstanbul Üniversitesi merkez kampüsündeyken bir haber gelir. Faşistler Basın Yayın Yüksek Okulu’nu basmıştır. Hemen yoldaşlarını alıp okula gider. O ana kadar Hamiyet tek başına faşistlere tavır almıştır. Ali Rıza’nın da gitmesi ve müdahalesiyle 1 Aralık İşgali başlatılır. Ali Rıza direnişte en ön saflarda olmanın yanısıra yoldaşlarına pankart ve molotofların hazırlanmasını öğretmesiyle de bir öğretmendir.

Bir Dev-Genç’linin ataklığına, cesurluğuna, militanlığına ve soğukkanlılığına sahiptir. Bu yanlarından dolayı polisler onu özellikle hedef seçmişler. Hatta bir forum sırasında üzerine ateş açmışlar; Ali Rıza ataklığı sayesinde vurulmaktan kurtulmuştur.

Ali Rıza Yeni Çeltek katliamını protesto eyleminde otuz pankartla yakalanır. Yine direnişiyle düşmanı rezil eder. Düşman gözaltında bulunan diğer insanları etkilememesi için hücrede onu herkesten ayrı tutar; insanlarla konuşturmamak için ellerinden geleni yaparlar. Bu gözaltından sonra Ali Rıza tutuklanır ve kısa bir süre sonra yine tahliye olur.

Tahliye olduktan sonra daha büyük görevlere talip olur. O, artık bir SDB savaşçısıdır. İstanbul’da başarılı birçok eylemin içinde o da vardır. ’91 yılında Eskişehir SDB Komutanlığına atanır. Yine aynı yıl

İzmir SDB komutanlığında görevlendirilir. Ali Rıza ve yoldaşları görev yerleri olan İzmir’e yeni gelmişlerdir ve yerleşmeye çalışmaktadırlar.

Önce ev tutmaları gerekir. Ali Rıza ve Hamiyet bir emlakçıya giderler.

– Ev mi arıyorsunuz? Yeni evlisiniz galiba, diye sorar emlakçı.

Onlar da bu senaryoyu devam ettirir. Ve emlakçıyla sohbet etmeye başlarlar. Sohbet uzadıkça uzar. Bir ara emlakçı;

– Ben emlakçılık yapacak adam mıydım çocuklar. Eskiden polistim. Adamın biri sorguda ölünce bu işi yapmak zorunda kaldık işte, diyerek işkenceci, katil yüzünü açığa vurur. Bunun üzerine Ali Rıza belli ettirmeden sohbeti özellikle uzatmaya çalışır. Polisin adını ve işkencede kimi katlettiğini öğrenir. Polisin adı Ahmet Kaya’dır ve yoldaşımız Ömer Aydoğmuş’un katilidir. Önce silahını çekip işkenceciyi cezalandırmayı düşünür. Ama önce hareketi bilgilendirip, onay almak gerekmektedir. Hemen hareketten izin isterler. Bu arada da boş durmazlar. Eylemi planlayıp, istihbaratı iyice netleştirirler. Arada bir de emlakçıya uğrayıp, şüphe uyandırmamak için dostmuş gibi bir izlenim yaratırlar.

Hareketten bekledikleri izin nihayet gelir. Ertesi gün, sabah gidip hesabı bitireceklerdir.

Emlakçı dükkanı açmış, masada oturmaktadır. Ali Rıza ve Hamiyet arka arkaya girerler içeriye. İşkenceci her zamanki gibi ayağa kalkıp ;

– O hoşgeldiniz, diye karşılar onları.

– Bu defa hoş gelmedik. Bu sefer eski bir hesabı görmeye geldik işkenceci. Ömer’i katlederken de böyle sırıtıyor muydun şerefsiz? Bugün yoldaşlarımızın hesabını sormaya geldik, der ve basar tetiğe

Ali Rıza.

O, bir yönetici, komutan ve savaşçıdır. Halkın adaletini uygulayan ve hesap sorandır. 15 yaşında gözaltında direnirken, bu halk düşmanına silahını doğrulturken onu belirleyen yan faşizme duyduğu kin savaşma isteği ve inatçılığıdır. Bu yanları sonraki süreçlerde yaşamını ve olaylara karşı koyduğu her tavrını etkileyen yanlarıdır.

Yine tarihe geçecek bir eyleme imza atacaklardır. Ve yine yanında Hamiyet vardır. İşkencecilerin cezalandırılması eylemine giderler. Silahlarını çekip ateş etmeye başlarlar. Halk düşmanlarının karşılık vermesi üzerine çatışma başlar. Hamiyet yaralanır. O, Hamiyet’i yaralı düşmana bırakmak istemez ve götürmeye çalışır.

– Dayan Hamiyet, kendini bırakma, yaslan omuzuma, birlikte çıkacağız. Daha kaç eylem yapacağız dayan. Sen ki onlarca faşiste meydan okudun hadi kalkmaya çalış yoldaşım, der Ali Rıza.

– Beni bırak sen git komutanım. Sen halkımıza lazımsın, cevabını verir Hamiyet.

Evet Ali Rıza bir komutandır. Savaşçıları ona güven duyar. Hamiyet, savaşı sürdüreceği inancıyla “git” der Ali Rıza’ya. Ali Rıza, Hamiyet’i bırakmaz. Çünkü o yoldaşıdır ve hareketinin kendisine emanetidir.

İşte bu, yoldaşlıktır. Bu, yoldaşını koruma, kollama isteğidir. İkisinin birbirlerine verdiği bu cevapta yoldaş sıcaklığı, yoldaş sevgisi ve vefa vardır. İkisi de orada, o yerde birbirlerine yaşatmak için canını verecek denli fedakardırlar.

İşkenceci katiller Hamiyet’i katlederler. Ali Rıza ise yaralı olarak yakalanır. Direnmemesi için ellerini arkadan kelepçelerler. Ama o bu durumda bile zafer işareti yapacak kadar direngendir. Ali Rıza’nın bu resmi gazetelerde çıkar ve bu resim belleklere kazınan bir direniş sembolü olur. Hemen yaralı haldeyken şubeye götürülür.

Şimdi Ali Rıza için Hamiyet’in direngen tavrına yeni halkalar ekleme zamanı gelmiştir.

– Konuş, der işkenceciler, en acımasız, en hayasız işkenceleri yaparlar.

– Devrimci Sol savaşçısıyım. Size verecek hiçbir şeyim yok, der Ali Rıza ve ağzından başka söz çıkmaz. Çünkü o sözüne sadık, ser veren ama sır vermeyen Devrimci Sol savaşçısıdır. O, Devrimci Sol’un direnme geleneğinin şubede boy verecek bir tohumudur. Bunun için direnir. İzmir polisine, işkencecilere unutamayacakları derslerini verir. Fiziki işkenceyle sonuç alamayan işkenceciler bu kez de psikolojik işkenceyle sonuç almaya çalışırlar. Ve 16-17 Nisan katliamını kullanarak, “bitirdik oğlum sizi. Dayınız, Sinan Kukul’unuz, hepsini öldürdük” derler. Ali Rıza’nın cevabı yine hazırdır ” bizi hiçbir zaman bitiremezsiniz. Bu ülkeyi size dar edeceğiz.” der.

Evet, Devrimci Sol bu ülkeye kök salmıştır. Usta ellerle atılmıştır bu hareketin temeli. Destanlar yaratanlar vardır, Ali Rıza gibi. Kuşatmalarda umudun adı kanla yazılmıştır duvarlara. Bu hareketi bitirecek bir güç yoktur. Çünkü halkın içinden çıkmış, halkla bütünleşmiştir Devrimci Sol. Bunu bilir ve inanır Ali Rıza. Daha sonra tutuklanarak Buca Hapishanesine gönderilir. Artık hapishanelerin de bu cesur yüreğin, eğilmeyen başın direnişine tanık olma zamanı gelmiştir.

Darbe ihanetinin yaşandığı yıllarda Buca hapishanesindedir Ali Rıza. Darbecilik ihanetine tereddütsüz tavır alır. Hareketi ve önderliği sahiplenir. Ali Rıza’nın hapishane hayatında birlikte özgürlük tutkusu da başlar.

Daha hapishanedeki yaşamı bir yılı doldurmadan 23 metre uzunluğunda bir tünel çıkar. Ali Rıza bu tünelin ustasıdır. Ama patlak vermesi onun özgürlük tutkusuna engel olamaz. Çıkan bir açıklamada,

“Bir gün mutlaka dağlarda, kentlerde ama mutlaka cephelerde görüşeceğiz” sözü vardır. Savaşa ve özgürlüğe sevdalı bir beyinden çıkmıştır bu söz. Bu Ali Rıza’dır.

Tüneli bulan düşman Buca Hapishanesi’nde terör estirir. İçlerinde Ali Rıza ve Ölüm Orucu şehitlerimizden Müjdat Yanat’ın da bulunduğu 6 kişi hücrelere atılarak tecrit edilir. Ve bu saldırının karşısında aldıkları tavır yine Ali Rıza’ya yaraşır tavırdır. “Yoldaşlarımızın yanına gidene kadar açlık grevine gidiyoruz”

Bir gün mutlaka sözü gerçekleşmeliydi artık. Temmuz ’95’te bir kez daha özgürlük eylemi örgütlenir. Bu defa eylem başarıyla sonuçlanır. Ve üç yoldaşıyla duvarları aşarak özgürlüğüne kavuşur. Düşman onca önlemlerine rağmen Ali Rıza’nın özgürlüğe kavuşmasını engelleyememiştir. Düşman kinli, öfkeli ve korkmaktadır. Daha üç yıl önce hapse atarak “kurtulduk” diye düşündükleri Ali Rıza dışarıdadır.

Bu korkuyla sağa-sola azgınca saldırmaya başlarlar. Hapishanede kalan yoldaşlarına, onu seven halkına saldırırlar. Operasyon üzerine operasyon yaparlar.

27 Temmuz gecesi Ali Rıza’nın kaldığı ev düşman tarafından kuşatılır. Ali Rıza silahsızdır. Ama düşman pervasızdır ve çareyi Ali Rıza’yı katletmekte bulur. Çünkü Ali Rıza işkencehanelerde işkencecileri dize getiren, hapishanelerin faşist yönetimlerine direnişlerle boyun eğdirenlerdendir.

Buca Hapishanesi’ni savaşın bir mevzisi haline getirilmesinde onun emeği tartışılmaz. Dev-Genç’in militan önderi, SDB’lerin yiğit komutanı hapishanede de bu misyonla hareket etmiştir. Mahkemelerde

Ali Rıza yargılanan değil, yargılayandır.

Herkes tanıyordu onu. Kimileri hiç yüzünü görmemişti. Ama herkes adını duymuştu. “Yaralıyken zafer işareti yapan komutan”dı o.

O, yarattığı kahramanlıklarla halkımıza tanıtmıştır kendini. Çoğu zaman birçok kişinin sohbetlerinde “Ali Rıza da vardı o işgalde. Onun olduğu yerde bambaşka olurdu eylemler”, “Ali Rıza Kurt gibi olacak benim oğlum” şeklinde konuk olmuştur Ali Rıza.

Dolu dolu bir yaşamdır Ali Rıza’nın yaşamı. Ve bu yaşama layık bir biçimde şehit düşmüştür.

“Ali Rıza yarın geliyor. Nurtepe’ye haber veremedik” diye üzülüyordu Senem yoldaşı. (Senem Adalı) “O haberini kendisi verdi üzülme” diyordu Muharrem yoldaşı (Muharrem Karakuş). Doğruydu

Ali Rıza’nın şehit düştüğünü öğrenen her mahalli birim çoktan hazırlığını yapmış, duvarları sloganlarla donatmış, gelmesini bekliyordu. Düşman da görmüştü bu sahiplenmeyi. O da yapmıştı hazırlıklarını.

Ertesi gün azgınca saldırdı cenazeye katılan kitleye. Çünkü korkuyorlardı, Ali Rıza’nın dirisinden korktukları gibi ölüsünden de. “Senin oğlun katil” diyorlardı Melek anaya işkence yaparken. Ve haykırdı Melek ana, katil sürüsünün yüzüne, “Yiğidimin bir silahı olsaydı yanaşamazdınız O’nun yamacına. Oğlumla gurur duyuyorum. Katil sizsiniz” diye. Ve şimdi yükseltiyor yeni Ali Rızalar devrim bayrağını. Ve şimdi Ali Rıza “Dağlarda, kentlerde, cephelerde” savaşan yoldaşlarıyla omuz omuza.

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Exit mobile version