
Nurhan Azak
Kahramanlıkları Kitleselleştiren Devrimci Çizgimiz
Perihan Demirer yoldaşımızın, bulundukları yerin kuşatıldığını gördüğünde, düşmanla çatışmaya girip kendini feda ederek birliğin diğer savaşçılarını kurtardığını hemen hepimiz biliriz.
Perihan, Silahlı Devrimci Birlikler’in bir üyesidir. Bir savaşçıdır. Böyle bir durumda bir SDB’liden beklenen de budur, diye düşünebiliriz. Böyle bir fedakârlığı, kahramanlığı yalnız SDB’lilere özgü olarak görürsek geleneklerimizi, savaşımızı sınırlamış oluruz.
Farklı bir olay, farklı bir örnek üzerinden somutlayalım bunu: “Gecenin bir saatinde operasyon olacağını duyunca kapımızı çalmıştı. ‘Niye geldin?’ diye sorduğumuzda cevabı ‘buraya bu gece operasyon düzenlenecek haber vermek için geldim’ olmuştu. Geldiği yerlerde çok rahatlıkla katledilebileceğini biliyordu. Bir buçuk saat yol yürümüş ve gelip bizi uyarmıştı. ‘Seni katledebilirlerdi’ dediğimizde ‘O zaman yine haberiniz olurdu. Silah seslerini duyduğumuzda önlemlerinizi alırdınız’ diye cevapladı…”
Nurhan Azak, bunu yaptığında henüz gerilla olmuş değildir. Henüz demokratikte çalışan genç bir insandır. Ama tavrı özünde Perihan’ın tavrı kadar fedakârca ve kahramancadır.
Kahramanlıkların, militanlıkların yalnız kadro ve savaşçılara özgü olmadığının anlatımıdır bu. Kahramanlıkların kitleselleşmesinin anlatımıdır. Savaşımızın halklaşmasının küçük göstergelerinden biridir.
Türkiye solunda özellikle “sol bir sapma” içindeki gruplarda, direnişleri, kahramanlıkları adeta “süper insan”ların işi olarak gören bir yaklaşım söz konusuydu. Bu çarpık yaklaşımla sürekli ideolojik mücadele yürüttük. Savaşın gerektirdiği tavır ve davranışları sadece silahlı birliklerin üyeleriyle sınırlarsak gerçekte benzer bir yanlışın içine düşmüş oluruz.
Demokratiği savaşın dışında gören kimi statükocu yaklaşımlar özünde bu anlayışa tekabül eder. Savaşı halkın savaşı olarak değil, sadece belirli “profesyonelleşmiş” ekiplerin savaşı olarak görür.
Oysa savaş tüm alanlarda, özü aynı olan bir savaştır. Bundandır ki, hangi alanda olursak olalım, bir savaşçı ruh hali içinde olmalı, savaşçı kültürü yaşam tarzına dönüştürmeliyiz
denilmiştir hep. Cephe geleneği budur.
Cephe geleneğinde savaş halklaşmıştır.
Buna bağlı olarak kahramanlıklar da kitleselleşmiştir. Bir ölüm orucu için bir anda yüzlerce gönüllünün ortaya çıkması bunun göstergesidir. Nurhan Azakların buna benzer tavırları bu geleneğin kökleşmesinin, yaygınlaşmasının sonucudur.
Diyebiliriz ki, “Cephe”lilik, düşmanla yürüttüğümüz savaş, herhangi bir anda, yoldaşlarımızın güvenliği veya hareketin, halkın çıkarları açısından neyi gerektiriyorsa konumumuz, bulunduğumuz alan ne olursa olsun, gerekeni yapma bilincidir.
Direniş ve savaş geleneğimizin yalnız silahlı savaşçılarımızın bulunduğu üslerle sınırlı kalmayıp demokratik alana, hapishanelere taşınması, buralarda da barikatlar ardına dişe diş savaşlar yürütülmesi bu bilincin sonucudur.
Eğer biz bir halk kurtuluş savaşının içinde yer alıyorsak, konumumuz, alanımız ne olursa olsun, esas olan savaşçılıktır. Kadrolarımızdan kitlemize kadar hâkim kılacağımız kültür budur.
Bu gelenek esas olarak yaratılmıştır Cephe’mizde.
Bu geleneğin olduğu yerde düşmanın tüm baskı ve terör politikalarını tersine çevirmek mümkündür.
Ne için katleder düşman? Hem savaşçıları fiziki olarak yok etmek hem de geride kalanları sindirmek, korkutmak için. Ama işte bizim savaşımızda tersine çevrilmiştir bu durum.
Düşman 12 Temmuz’da, 16-17 Nisan’da onlarca savaşçımızı katletmiş, herkese silahlı mücadeleye girişirseniz katlederim imha ederim mesajı vermiştir.
Ama buna rağmen ne olmuştur? 12 Temmuz, 16-17 Nisan direnişleri daha büyük bir potansiyel yaratmışlardır.
Mesela Nurhan Azak’ı örnek verebiliriz yine, Gerillaya katılması Dersim’de 12’lerin şehit düşmesinden bir ay sonraydı. “Söz vermiştim, sözümü tutacağım” demişti ve sözünü tuttu.
İlginç olan şudur; katledilen bizizdir ama bu katliamlardan ürken, korkan başkaları. Düşman bize yönelik infaz operasyonlarına giriştiğinde bundan bizim kitlemiz değil ama reformistler, oportünistler ürker, ortam “sakinleşinceye” kadar biraz geri çekerler kendilerini.
Bu da Cephe anlayışı ve geleneğiyle, solun arasındaki temel ayrımlardan biridir zaten. Yok edilemeyecek, yenilmeyecek Cephe gerçeği bu direniş ve savaş geleneğinin üzerinde yaratılmıştır.
Cepheli, şehit olmaya hazırdır, her Cepheli bir kahraman adayıdır.
Günü, zamanı geldiğinde, bir operasyonu ölümü göze alarak yoldaşlarına haber veren, zamanı geldiğinde silah kuşanıp dağa çıkan, zamanı geldiğinde silahını yoldaşlarına teslim edip ölümü kucaklayan bir Nurhan olunur.