
Perihan Demirer elindeki silahı SDB’li yoldaşlarına gösterir ve “İşte bununla ve inancımızla düşmanı yeneceğiz” der.
28 Haziran 1991
İstanbul-Beşiktaş
Perihan Demirer, Haziran ‘91 ‘de bulunduğu üste tek başınadır, kuşatanlar yüzlerce. Teslim olmaz, çatışır ve şehit düşer. Bir başına olmak değildir mesele, milyonları ve devrimci hareketi yanında duyabilmektir.
ÖNCE ÖRGÜTÜM VE YOLDAŞLARIM
Perihan işlerini bitirmiş eve dönüyordu. Her zamanki gibi uyanık ve dikkatliydi. Kolay değildi, yoldaşlarının güvenliği kendi ellerindeydi. Dikkatsizliği ve özensizliği yüzünden yoldaşlarına bir zarar gelmesi düşüncesine bile tahammül edemiyordu. Bu yüzden randevuya giderken, dönerken çok dikkatli davranıyordu. Saatlerce dolaşıp takip edilip edilmediğinden emin olmadan eve dönmüyordu.
Perihan Demirer bir savaşçıydı. Bir savaşçının uyması gereken kurallara özen gösteriyordu. Mahalleye girdiği andan itibaren sokaktakileri kaldırımlardaki seyyar satıcılardan durakta bekleyenlere kadar gözden geçirdi. Bir olağanüstülük varsa mutlaka fark etmeli, yoldaşlarına zarar gelmeden önlem almalıydı. Adımlarını biraz daha yavaşlatarak sokaktaki kalabalığa dikkat etti. Eve yaklaştıkça şüpheli kişilerin ve otoların giderek arttığı gözünden kaçmamıştı. Evin sokağına girdiğinde kafasındaki soru işaretleri daha da netleşti. Sokak tutulmuş evin çevresine pusu atılmıştı. Katiller üsse ulaşmışlar yoldaşlarını katletmek için bekliyorlardı.
Acaba eve dönen, pusuya düşen yoldaşı olmuş muydu? Belli ki eve henüz dönen yoktu. Yoksa sokak böyle sakin olamazdı. Bu katiller sürüsü sessiz sedasız devrimcileri teslim alamazdı.
Kuşkusuz eve ilk dönen kendisiydi. Vakit geçirmeden eve girmeli, yoldaşlarına eve girmeyin mesajını verecek olan işareti koymalıydı. Bir an bile olsa geri dönmeyi ya da evin arka kapısından çıkıp gitmeyi aklından geçirmedi. Onun bütün düşüncesi yoldaşlarının düşman pususuna düşmesini engellemek üzerine kilitlenmişti.
Eve girerken kararını verdi. Katillerin saldırmasını beklemeden çatışmayı başlatacaktı.
Katiller sürüsüne hiç beklemediği bir anda saldırarak devrimcileri teslim alamayacağını gösterecekti. Çok hızlı hareket etmeli, işareti koyduktan sonra örgütsel sırları yok etmeliydi.
İstese işini bitirip derhal arka kapıdan çıkabilirdi. Ancak o kendisini değil yoldaşlarının güvenliğini düşünüyordu. “Önce yoldaşlarım” dedi. Onların saçının teline zarar gelmesi düşüncesine dahi katlanamıyordu.
Çatışacaktı Perihan… Hem de öyle uzun bir süre ve öyle bir gürültü kopartarak çatışacaktı ki silah seslerini duyan yoldaşları güvenliklerini alacaktı. Katiller sürüsü yoldaşlarına uzanamayacaktı.
Katiller sürüsü Perihan’ın eve girdiğini görmüştü. Salyalarını akıtarak eve doğru yöneldiler. Olabildiğince sessizce gelip önce Perihan’ı daha sonra da yoldaşlarını yakalamayı düşlüyorlardı. Ancak bilmedikleri ve onların asla anlayamayacakları büyük yoldaş sevgisini hesap edememişlerdi. Öyle ya onlar için sevgi, katliamlarının ödülü olan paradan ibaretti.
Perihan o sırada işini bitirmişti. Pencereye yoldaşlarını uyaracak tehlike işaretini bırakmış, evde yok edilmesi gereken her şeyi imha etmişti. Hızla merdivenlerden aşağıya doğru koştu. Tam birkaç merdiven inmişti ki katiller sürüsünün eve girdiğini gördü. Tereddüt etmeden hızlıca silahına davrandı. Şaşırmıştı katillersürüsü. Neye uğradıklarının şaşkınlığıyla arkalarına dahi bakmadan kaçıştılar.
İçerden sıkılan kurşun sesleriyle sarsılan düşman şaşkındı. Böyle bir saldırıyı beklemiyordu. Perihan çatışmayı alabildiğince uzatmak yoldaşlarına zaman kazandırmak için elinden geleni yapıyordu. Çatışa çatışa tekrar eve girdi. Düşmanın saldırısına karşı tek başına direndi. Ama asla yalnız değildi. O an da tüm Cephe
Şehitleri Perihan’ın yanı başındaydı. Onlardan güç alıyor, biraz sonra onların yanına gidecek olmanın verdiği mutlulukla dolup taşıyordu yüreği. O şimdi aşılmaz bir kaleydi. Düşman ne onu ne de yoldaşlarını asla ele geçiremeyecekti. Belki ölecekti ama asla yenilmeyecekti. Tek kişi, tek bir savaşçı yoldaşlarından, örgütünden aldığı güçle meydan okuyordu katil sürülerine. Son kurşununa kadar çatışan Perihan belki de hiç olmadığı kadar sakin, rahat ve huzurluydu. Son nefesinde düşmanı yenilgiye uğratmanın, yoldaşlarını ve örgütünü korumanın huzuruyla gülümsüyordu.
Perihan Demirer 28 Haziran 1991 günü şehit düşmesinden sonra Hareketin ilk kadın kahramanı ilan edildi.