
Tarihimizden
Sosyalist Ülkelerde Karşı-Devrimler ve Devrimci Sol’un Tavrı
‘90’lı yıllara gelindiğinde dünyada ciddi alt-üst oluşlar yaşanmaktadır. Sosyalist sistemin yaşadığı çalkantılar, ardı ardına patlayan ve sosyalist sistemi yok oluşa götüren gelişmeler, dünya genelinde ulusal ve sosyal kurtuluş hareketlerinde ciddi bir ideolojik ve moral bunalım yaratmıştı. Söz konusu olan gerçek anlamda bir gericilik dalgasıydı ve kendisine devrimciyim, Marksist-Leninist’im, anti-emperyalistim diyenler açısından ciddi bir sınav dönemiydi. Bu gerici dalgaya kapılıp, revizyonizmle birlikte iflas ve tükeniş bayrağı dalgalandıranlar olacağı gibi, “iflas eden revizyonizmdir, sosyalizm değil” deyip Marksizm-Leninizm’in, sosyalizmin bayrağını dalgalandıranlar da olacaktı.
Ve ne yazık ki yaşanan tarihsel gelişmeler Devrimci Sol’u haklı çıkarıyordu. Onyıllardır reformizm, revizyonizm, dogmatizm, şablonculuk, kendi Marksist-Leninist sandalyesinde oturmamak, kendi özgücüne, Türkiye halklarına duyulan güvensizlik üzerine dile getirilenler bir bir doğrulanmaktadır.
Devrimci Sol daha sürecin başında 1988’lerde Gorbaçov politikalarına karşı uyarıyordu: Gorbaçov’un teşhisleri doğru olsa da çözümleri sosyalist değil kapitalist çözümlerdir.
Evet, sosyalist sistem yıkılmış, sosyalizm ciddi bir prestij kaybına uğramış, kaos ve kargaşa almış başını gitmiştir. Sosyalist ülkeler “glasnost”, “prestroyka” safsataları ile kapitalist bir restorasyon sürecine girmiş, “komünist” partiler ardı ardına yıkılmıştır. Revaçta olan ve emperyalizmin bütün güç ve olanaklarını seferber ederek pompaladığı “kapitalizm sosyalizmden daha güçlüdür” propagandasıdır. Sonuç, sosyalizme olan inancın hızla zayıflamasından başka bir şey değildir.
Yaşanılan süreç, tarihsel önemdedir ve ciddi bir sınav dönemidir. Sosyalistliğin her zamankinden daha çok kararlılık, daha çok inanç ve özveri istediği bu dönemde Devrimci Sol, hem söylemi hem de söylemine denk düşen devrimci pratiği ile, M-L bir devrimci hareket için tarihsel bir sürecin yaşandığı bilinciyle hareket etti.
VE TARİHİN UNUTMADIĞI AN…
Sosyalist ülkelerdeki karşı-devrimlerin yaşandığı en tipik örneklerden biri de Romanya örneğidir. Çavuşesku tüm eksik ve yetersizliklerine rağmen ülkesinde sosyalist politikaları hayata geçirmektedir. Ve bu karşı-devrimlere direnmektedir.
Emperyalistler, yerli işbirlikçiler, faşistler, sosyal demokratlar, milliyetçiler, kendine M-L, sosyalist, komünist diyenler tek cephede birleşmişti. Bu cephenin hedefi, emperyalist saldırıya karşı direnme “suçunu” işleyen Çavuşesku’nun yanlışlıkları da içinde barındıran sosyalist iktidarıydı.
Emperyalist medya düzmece senaryolarla Çavuşesku’nun kendi halkını nasıl katlettiğini sahneliyordu. Tüm bunların yaşanan karşı-devrimden sonra düzmece ve yalan olduğu ortaya çıkacaktı elbette ancak ne önemi vardı ki, emperyalist yalanlar beyinleri çarpmıştı bir kere.
Çavuşesku’nun ve yandaşlarının ölümü göze alarak direnişi de, emperyalizmin beyinlerini teslim aldığı solcuların, komünistlerin adalet duygularını ortaya çıkarmaya yetmemişti. Çünkü onların adaleti, emperyalizmin ve burjuvazinin adaletiydi.
Sonuç; emperyalizm göstere göstere Romanya’da bir karşı-devrim gerçekleştiriyor. Nikolay Çavuşesku bu karşı-devrime direniyor. Teslim olmadığı, direndiği için de eşi Elena ile birlikte katlediliyor. Kendine solcu, ilerici, devrimci, komünist diyenler bu katliam karşısında seyirci hatta “alkışçı” kesilirken biz Devrimci Sol güçler direnen Çavuseskuların yanında oldu. Emperyalist ideoloji zehir saçıp beyinleri tersyüz ederken biz beynimizi emperyalizme teslim etmedik, ideolojimizi kirletmedik. Sosyalizme, ve onun için direnenlere sahip çıktık.
Artık dünya tersine, biz tersine gidecektik!