
Bu tarih asıl olarak kanla yazılmış şehitlerimizin tarihidir…
Özgeçmiş
Şehit Düştüğü Tarih: 30 Eylül 2013
Şehit Düştüğü Yer: İstanbul
Doğduğu Tarih: 30 Kasım 1992
Mezar Yeri: İstanbul, Gazi Mezarlığı
Hasan Ferit baba tarafından Tokat, anne tarafından Erzincanlıdır. İstanbul Gülsuyu mahallesinde uyuşturucu çetelerine karşı verilen mücadelede polis destekli uyuşturucu çetelerinin saldırısı sonucunda 30 Eylül 2013’de şehit düştü. 28 Eylül günü Halk Cephesi tarafından İstanbul Gülsuyunda yozlaşmaya karşı bir yürüyüş düzenlendi. Bu eylemde çeteler Halk Cephelilerin üzerine ateş açtı. Ertesi gün, 29 Eylül’de Halk Cepheliler saldırıyı protesto ederken polis destekli çeteler bu sefer arabayla gelip kitleyi arkadan tarayıp kaçtılar. Bu saldırıda Hasan Ferit Gedik’in kafasına 4, boynuna 1 ve sırtına 1 kurşun isabet etti. Kaldırıldığı hastanede 30 Eylül’ün ilk saatlerinde şehit düştü. Uyuşturucuya karşı mücadelede bayrağımız oldu. “Ölüm Sana Hiç Yakışmadı Oğul”
Ferit, Alevi bir ailenin çocuğuydu. Hasan Ferit ismi ona, Bayrampaşa Hapishanesi’ndeki tutsaklar tarafından Hasan ve Ferit Eliuygun isimli şehitlerimizin isminin yaşatılması için verilmişti. Arkadaşlarımız Geleneksel Güz Şenliği’ni yapmamayı düşünürken, o “dosta düşmana karşı zayıf olmayalım” diyerek “hayır yapalım” diyenlerdendi. En son yaptığımız sohbette “dernek sahipsiz kalmasın, kimse yok, bitti gibi görünmesin diye geliyorum” demişti.
Ferit hareketimizin bir sempatizanı, bir taraftarıydı ama devrimcilik yapan birçok insana göre çok daha fazla emek veren biriydi. Hani bir sözü vardır ya halkımızın dost kara günde belli olur diye; o Cephe’nin insan ihtiyacını görüp boşlukları doldurmaya çalışan bir insandı.
Ferit eksikleri, olmazları, olurlarıyla birlikte bizim insanımızdı. Hareketi sahiplendi. Bunu sadece derneğe gelip oturarak yapmadı. Asla böyle anlaşılsın istemem. Forumlara gitti, oralarda insanlarla tanıştı, söz aldı bizim adımıza. İnsanlara silahlı mücadeleyi anlattı. Sohbet etti, insanları dinledi. Baskıcı, dayatmacı olmayan, ikna etmek için çabalayan üslubu forumlardan gelen dostlarımız tarafından hala anlatılıyor. Güz Şenliği’nin örgütlenmesi için sanatçılarla görüştü, bilet sattı, sunuculuk yaptı. Tüm bunları yaparken çocuk saflığı ve halk yanlarıyla hareket ediyordu. Mesela sunuculuk için sakalını kesmesi gerektiğinde yaşını küçük gösteriyor diye tamamen kesmek yerine makineyle kısalttı. Nasılsa sunuculuk yapacak başka kimse yok diyordu hınzırca gülerek. Son gün Adıyaman’dan tanıştığı birileri ile konser organize etmeye çalışıyordu. Not defterini de derneğe bırakmıştı. Birkaç gün önce Muharrem Karataş’ın anmasını yapmıştık.
Anmamızı tek taraflı konuşmalardan çok karşılıklı sohbet şeklinde yapmayı planladık. Ferit bu konuşmalarda aktif olarak söz almıştı. İnternette soldan bazı kesimlerin böyle bir eylem yapılamaz gibi sözlerine cevaplar vermiş konuşulanları takip etmişti. Bize bunları aktarıyordu. Çocuklarla arası çok iyiymiş, kavga eden çocukları barıştırmış. Onlarla oyun oynamış. Ferit her yaştan, her kesimden insanın arasında, yaşamın içinde bir gençmiş… Berkin’le ilgili hemen bir kaç gün öncesinde bir komite kurmuştuk. Herkes Berkin’i duyacak diye. Onun komitede yer almasını istediğimde reddetmedi.
Görüşmemizde ve toplantımızda yaratıcı fikirlerini sundu. Hareketimizin her Cepheli’ye verdiği bir talimat vardı; şimdi herkes bir adım öne çıkacak, herkes omuz verecek… Ferit yaşamı, özellikle son günleri ve de şehitliğiyle bu talimatın vücut bulmasıdır. Ferit’in vurulması belki bir tesadüftü ama bana hiç de öyle gelmiyor.
Hani diyor ya bir şiirde “en iyilerimizi verdik toprağa”… Şehitlik bu nedenle dönüp dolaşıp Ferit’i seçti. Analarımız cenaze başında şöyle ağlıyordu; “ölüm sana hiç yakışmadı oğul”. Evet, ona ölüm yakışmadı; zaten ölmedi de. O kendine ölümü değil şehitliği yakıştırdı.
Devlet her zaman pis işlerini, kontra faaliyetlerini yürütmesi için çetelere başvurmuştur. Dün sivil faşist çeteleri kullanırdı, bugün yozlaşma politikasına ve halkı içinden çürüten politikasına uygun olarak uyuşturucu çetelelerini kullanıyor. Ferit’in şehitliğine kadar Gülsuyu’nda korku hakimken Ferit’ten sonra mahallede sahiplenme ve hesap sorma isteği doğdu. Diğer sola yapılan saldırılarda da insanlar, bunun hesabını sorarsa Cepheliler sorar diyordu. Şimdi Ferit’le birlikte beklentileri daha da arttı. Cenazede olduğu gibi Ferit’in şehitliği insanları örgütleyecek diye düşünüyorum. Düşmanla Armutlu’dan çıkmak için tartışırken, güvenliğinizi alamayız diyordu. Öyleyse şimdi düşmanı pişman etmek için sloganımız Ferit için adalet ve çetelere karşı halkın silahlanması olmalı. FTKSME’ler gibi silahlı halk komiteleri kurmak hedefimiz olmalı. İnsanların sokak ortasında patır patır vurulduğu bugünlerde gayet meşrulaştı silahlanmak. Çünkü Ferit’i Armutlu’dan uğurladığımız gün tabutu başında, onunla selamlaşan, onunla halay çeken, omzuna dokunan bu eller hesap soracak, diye söz verdim. Ferit o son gün çetelere karşı yürüyüşe gitmek için saat altı buçukta geleceğine söz vermişti, söz verdiği gibi geldi. O sözünü tuttu. Şimdi sıra bizde, şimdi sıra Armutlu halkında. O gün Gülsuyu’na beraber gittik. Arabadan indiğimizde bana “beraber dönelim” dedi. Ne olur ne olmaz diye paramızı paylaştık. “Beraber olalım yine” dedi. Şehit düşmesinden sadece birkaç dakika önce de yürüyüşte yine yanıma gelip “…ben sana bakıyorum” dedi birlikte dönmek için. O söz kulağımda çınlıyor hala, hala çok canlı. Ferit bana – bize bakıyor.
(Yukarıdaki yazı, Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm için Yürüyüş dergisinin 3 Kasım 2013 tarihli 389. Sayısında yayınlanmıştır.)
